Kadın Mantığı

**Kadın Mantığı**

Akşam işten eve döndüğümde kendimi bitkin hissediyordum. Uzun toplantılar, çözülmesi gereken sorunlar derken, tek tesellim bugünün Cuma olmasıydı. Yarın izin günüydü.

“En azından biraz uyuyayım, çok yorucu bir hafta oldu,” diye mırıldandım, yatağa uzanırken. Eşim Şeyma ise bana o bildik kurnaz bakışını attı.

O bakışı görünce içimden, “İşte yine başlıyor,” dedim.

“Şeymacığım, sabah biraz daha uyumama izin ver. Seni bilirim…”

Şeyma ile evliliğimizin üzerinden on bir yıl geçmişti. Oğlumuz Deniz ise dokuz yaşındaydı. İkimiz de çalışıyorduk. Eşim küçük ama saygın bir şirketin müdürüydü. Ben de iyi bir pozisyonda, düzgün bir maaşla çalışıyordum.

Cumartesi sabahları bizim evde her zaman temizlikle başlardı. Hava nasıl olursa olsun, tatil günü bile olsa, bu değişmezdi. Eğer cumartesi çalışılırsa, pazar günü yapılırdı. Şeyma, takıntılı bir temizlik hastasıydı. Bir yandan bu durum hoşuma gidiyordu, ama diğer yandan hafta sonu dinlenmek isteyen biri için biraz yorucuydu. Kendisi oturmaz, kimseyi de oturtmazdı, ta ki ev tertemiz olana kadar.

Bu konu açıldığında hep aynı şeyi söylerdim:

“Bana pis demek haksızlık olur. Çoraplarım hep yerindedir, eşyaları ortalığa saçmam, bulaşıkları bazen makineye koyarım, lavabo tıkanmaz. Çamaşırları sepete atarım. Kısacası düzenli bir hayat yaşarım.” Ama Şeyma’nın fikri başkaydı.

O cumartesi, Şeyma her zamanki gibi erken uyandı, ama biraz daha fazla yatakta kaldı. Ne de olsa izin günüydü, acele etmesine gerek yoktu. Aklında o gün yapacaklarının planını kuruyordu.

“Tamam, bir saat daha uyusun, ama fazla değil. Yoksa öğlene kadar yatakta kalır,” diye düşündü.

Uykumun arasında sesini duydum:

“Hadi artık kalk! Kahvaltı var, sonra da temizlik. Evin her yeri dağınık. Bir haftanın tozu birikmiş.”

“Şeymaaa, bırak biraz daha uyuyayım, zor bir haftaydı,” diye inledim, ama uykumun bittiğini biliyordum.

Ama her cumartesi böyle başlardı işte.

“Mehmet, temiz bir odada uyumak senin de hoşuna gidecek,” diye karşılık verdi, sonra Deniz’in odasına yöneldi.

“Deniz, bu seni de ilgilendiriyor. Hadi kahvaltıya, sonra temizlik. Oyuncaklarını topla, yoksa ben toplarım!”

Deniz için en korkunç şey, annesinin oyuncaklarını toplamasıydı. Hemen odasından bir çığlık yükseldi:

“Anne, neden yaptın bunu? Askerlerimin sığınağını dağıttın!”

“Yerdeki ne?” diye sordu Şeyma.

“O battaniye değil,” diye sertçe cevapladı Deniz. “O bir hangar, içinde askeri uçaklar saklı!”

“Hadi topla şunları, her yere saçılmış,” diye homurdandı Şeyma.

Böylece her cumartesi, evin hanımı bize iş çıkarırdı. Tabii biz de homurdanırdık, ama sonunda dediğini yapardık.

“Anne, babayla biraz oynayalım, sonra toplarız,” diye barışçıl bir teklifte bulundu Deniz.

“Sonrası yok! Sizi bilirim. Kahvaltı, temizlik, sonrasını görürüz.”

Şeyma mutfağa gitti, ama bu sefer de oradan homurtusu geldi:

“Ne bağırıyorsun? Daha yemek verdim sana. Aç değilsin, kapa çeneni!”

Pamuk, mavi gözlü, gri tüylü, patileri beyaz olan ailemizin sevimli kedisi, ayaklarına sürtünüp sessizce miyavlıyordu. Belli ki lezzetli bir şeyler istiyordu.

Evimiz iki katlıydı, çok büyük değildi ama herkese yetecek kadar ferah bir yerdi. Hafta boyunca toz ve dağınıklık birikirdi. Akşamları işten yorgun döndüğümüz için temizlik yapacak halimiz kalmazdı. Deniz ise zaten kendi başına hiçbir şey yapmazdı. Yaz gelmişti, toz ve kum her yere yayılıyordu. Kısacası, cumartesi herkesin yapacak bir işi olurdu.

Ben de kalktım. Zaten uyku kaçmıştı, Şeyma da yatakta yatmama izin vermezdi. Üstelik acıkmıştım da. Banyodan çıkıp mutfağa gittiğimde, Deniz ve Şeyma kahvaltı etmekteydi.

“Vay be, karıcığım, ne çabuk börek yapmışsın?” diyerek yanına gittim ve alnından öptüm.

“Sen de hiç kıpırdamadan yatıyorsun ya!”

“Baba, çabuk gel, börekler sıcak, çok lezzetli!” diye atıldı Deniz, gözleri ışıldayarak.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Şeyma beni o kadar da erken uyandırmamıştı. Saat dokuz civarı kahvaltıya oturduk.

“Pekâlâ, sevgili adamlarım, kahvaltı, temizlik, sonra ne var?” diye sordu Şeyma, etrafına bakarak.

Derin bir iç çektim:

“Sonra market alışverişi.”

“Aynen öyle, aferin,” diye onayladı Şeyma memnun bir ifadeyle.

Bu adeta bir ritüeldi. Ev temizlendikten sonra mutlaka haftalık alışveriş yapılır, üçümüz birlikte çıkardık. Aslında temizlik ya da market işine karşı değildim. Hayatın gereğiydi. Ama bütün bu zamanın temizliğe harcanmasına üzülürdüm.

Temizliği hepimiz yaptık. Bugün Deniz bile fazla itiraz etmedi. Dağınık kıyafetlerini topladı, oyuncaklarını yerleştirdi. Tabii kendi yöntemiyle. Sonunda ev pırıl pırıl olduğunda Şeyma rahat bir nefes aldı.

“İşte böyle, temizlik ve düzen gibisi yok,” diye gülümsedi. “

Rate article
Lifequest
Kadın Mantığı