Yüreğin Sesi

“Ses Kalbin”

“Sıradaki!” diye seslendi hemşire, doktor Derya Hanım’ın muayene odasından bir hasta çıktıktan sonra.

“Merhaba,” dedi Emre, gülümseyerek masaya yaklaşıp sandalyeye oturdu.

“Günaydın,” diye karşılık verdi Derya. Genç bir doktordu, bu yüzden ona “Hanım” diye hitap etmek bile tuhaf geliyordu. Sadece hemşire böyle diyordu.

Başını kaldırıp gelen adamın gri gözlerine baktığında, tanıdık bir bakışla karşılaştı. Kalbi hızla çarpmaya başladı, ama kendini toparladı.

“Emre?” Bu, eski lise arkadaşıydı. Okuldayken çok iyi anlaşırlardı.

Derya, liseden sonra tıp fakültesine girmek için İstanbul’a taşınmıştı. Emre ise küçük bir ilçede kalmıştı. Birincisi, babası hastaydı; ikincisi, üniversite sınavını kazanamamıştı. Özel üniversiteye de babasının gücü yetmemişti. Annesi altı yıl önce vefat etmişti, babasıyla ikisi kalmışlardı.

Şimdi karşısında iri yarı, daha da yakışıklı olmuş bir Emre vardı. Derya, onun gerçekten hasta olup olmadığından şüphe etti ama yine de sordu:

“Seni ne rahatsız ediyor? Dinliyorum.”

“Çarpıntı şikayetim var,” dedi Emre gözlerini kırparak. “Özellikle seni görünce.”

“Tamam, ben çıkayım o zaman,” diyerek hemşire anlamlı bir bakış attı ve odadan ayrıldı. Zaten bugünkü son hasta da buydu.

“Derya, seninle konuşmam gerekiyor. Beni görmezden geliyorsun. İki gün sonra uzun bir tura çıkıyorum, iki hafta boyunca dönmeyeceğim. Evliyim, çocuklarım var, biliyorum ne diyeceğini…”

Derya ile Emre’nin lisede tatlı bir ilişkileri olmuştu. Okula birlikte gider, akşamları sinemaya gider, parklarda gezerlerdi. İkisi de güzeldi, herkes bir gün evleneceklerine emindi. Ama kader başka türlü yazmıştı.

Lisedeyken, paralel sınıftan Selma, Emre’nin peşini bırakmıyordu. Teneffüslerde onu bekler, okul çıkışında da peşine takılırdı. Ama Emre, Selma’nın şımarıklıklarına aldırmaz yalnızca Derya’yı görürdü.

“Emre, sonunda benim olacaksın. Şarkıdaki gibi: ‘Kaçış yok, aşık olup evleneceksin, sonunda benim olacaksın,'” diye şarkı söyler, ardından da kahkahalar atardı.

Derya tıp fakültesini kazanıp İstanbul’a gitti. Emre ise evde kaldı. Hemen işe girdi, bir yandan da şoförlük kursuna yazıldı. Tır şoförü olmak istiyordu. Askerliği bekliyordu. Askerden döndüğünde, Derya ile neredeyse hiç görüşmemişlerdi. O, tatillerde bile nadiren memlekete gelirdi.

Ama Selma, askerden sonra iyice yapıştı peşine. Manavda tezgahtardı, hareketli bir kızdı, içkiyi de severdi. Bir gün arkadaşı Barış, doğum günü için bir düzine insanı kafeye çağırdı. Selma, Emre’nin yanına oturdu. Emre sigara molası verip erkeklerle sohbet etmek için dışarı çıktığında, Selma sessizce şarabına rakı kattı. Emre ne olduğunu anlamadan sarhoş oldu.

“Vay be, seni bir güzel çarpmış,” dedi Barış şaşkınlıkla. “Hemen bir taksi çağırayım, seni evine bırakalım.”

Selma hemen atıldı:

“Ben onu götürürüm, zaten taksi de çağırdım,” diyerek elindeki telefonu gösterdi.

Barış, Emre’yi taksiye bindirdi ve yola çıktılar. Selma, onu kendi evine götürdü. Annesi gece vardiyasındaydı. Emre’yi yatağa yatırdı ve yanına uzandı. O gece ne oldu, ne olmadı bilinmez ama sabah Emre uyandığında Selma yanındaydı.

Kendine nasıl geldiğini hatırlamıyordu. Selma da uyanıp kahkaha attı. Tam o sırada oda kapısı açıldı ve Selma’nın annesi belirdi.

“Vay canına! Selma, misafirin var demek. İyiymiş!” diyerek kapıyı çarptı.

“Ah, annem gece vardiyasından dönmüş. Uyuyakalmışız. Tabii, öyle bir geceden sonra!” diye güldü Selma. “Emre, artık benimle evlenmek zorundasın. Üstelik annem bizi yatakta gördü.”

Emre’nin zaten kafası zonkluyordu, bir de Selma’nın evlilik lafları çıkmıştı ortaya. Biraz korkmuştu da. Fazla dürüsttü çünkü. Hem hâlâ Derya’yı seviyordu. Belki okulu bitirince geri döner diye umut ediyordu.

“Ben gidiyorum, Selma,” dedi yataktan kalkarken. “Kendimi iyi hissetmiyorum.”

“Anlıyorum, dün biraz fazla kaçırdın,” diye gülümsedi Selma. “Seni kapıya kadar geçireyim.” Vedalaşırken boynuna sarılıp fısıldadı: “Akşama görüşürüz, sevgilim.”

O günden sonra Emre, Selma’dan bir türlü kurtulamadı. Bir süre sonra Selma, ondan hamile olduğunu söyleyince evlenmek zorunda kaldı.

Derya, Emre’nin evlendiğini duyunca, uzun süredir peşinde olan sınıf arkadaşı Volkan’ın teklifini kabul etti. Onunla evlendi.

“Volkan’ı sevdiğimden emin değilim,” diye düşündü Derya, evli olmasına rağmen. “Bir aile gibi değiliz. O bir hastanede, ben başka bir poliklinikte çalışıyorum.”

Volkan’ın hayalindeki koca olmadığını anlamıştı. Hiç romantik değildi, aksine sürekli bir şeylerin peşindeydi. Hep meşguldü, hep bir yerlere koşturuyordu. Hatta başka kadınlarla görüştüğünden şüpheleniyordu. Çocuk da istemiyordu:

“Hanım, şimdilik çocuk düşünmeyelim. Önce ay

Rate article
Lifequest
Yüreğin Sesi