Kapıdaki Kadın: ‘Buradan Defolun, Ben Yeni Eşim!’ Dedi

Eski bir günün hatırası zihnimde canlanıyor, sanki dün yaşanmış gibi…

Kapıda sarışın bir kadın belirdi, bakışları buz gibiydi. “Hâlâ burada mısın? Çık git bu evden, artık kocanın yeni eşi benim!” dedi sert bir tonla.

Anahtarı çevirirken kapı gıcırdadı, alışık olmadığım bir sesle. İçeri adım attım, evin bildik kokusunu beklerken… Parfümümün hafif izleri, parke cilasının tanıdık notaları… Ama burnuma yabancı, ağır ve şekerli bir koku çarptı.

Işığı yakmadan durdum. Bir şeyler tersdi.

Girişte, kocamın paltosunun yanında parlak kırmızı bir hırka asılıydı. Onu hiç görmemiştim.

Her zaman bıraktığım terliklerim köşeye fırlatılmış, yerlerine zarif topuklu ayakkabılar konmuştu. Kalbim hızla çarptı. İş seyahatinden bir gün erken dönmüştüm, sürpriz yapmak istemiştim. Görünen o ki, sürpriz bana yapılmıştı.

Sessizce salona geçtim. Sehpanın üzerinde taze zambaklar duruyordu. Ben zambaklara alerjim olduğunu bilirdi…

Murat bunu çok iyi biliyordu.

Vazonun yanında parlak kapaklı bir kitap vardı. Benim değildi. Telefonumu çıkardım, parmaklarım hafifçe titriyordu. Murat’ın numarasını çevirdim. Uzun çaldı, cevap vermedi.

Mutfakta yemek pişirilmişti. Lavaboda iki fincan duruyordu, biri parlak pembe ruj iziyle… Kafamda arı vızıltısı gibi bir uğultu yükseldi.

Kapı yeniden açıldı, sarışın kadın içeri girdi. Rahatça ayakkabılarını çıkardı, market poşetlerini bıraktı. Işığı yaktı ve beni gördü.

Yüzünde korku yoktu. Sadece hafif bir şaşkınlık, ardından soğuk bir rahatsızlık. Bana tepeden tırnağa baktı. “Hâlâ burada mısın?” dedi, sanki unutulmuş bir eşyaymışım gibi.

Konuşamadım, sadece baktım.

Ellerini göğsünde kavuşturdu. “İki kere söylemeyeceğim. Eşyalarını topla ve çık git benim evimden.”

Şok yerini buz gibi bir öfkeye bıraktı. Gölgeden çıktım. “Senin evin mi? Aklını kaçırmış olmalısın. Burası benim ve kocamın evi.”

Kısa, soğuk bir kahkaha attı. “Eski kocan,” diye düzeltti. “Ve artık burası benim evim. Biz burada yaşıyoruz. Anlaşılan sen biraz yavaşsın.”

Salona geçti, Stockholm’den getirdiğim battaniyeyi itinayla aldı ve koltuğa fırlattı. “Murat, seninle sahne yapmamanı söyledi. Ona göre hareket et.”

Aklım reddediyordu. Sanki absürt bir oyunun ortasındaydım. “Hiçbir yere gitmiyorum,” dedim, sesim titredi. “Polisi arayacağım.”

Omuz silkti. “Ara. Onlara ne diyeceksin? Eski karısını evden çıkarmak mı? Gülerler. Tüm belgeler düzenli.”

Kommodeye gitti, bizim fotoğraflarımızı aldı. İtalya’da çekilmiş birini eline aldı. “Sevimli,” dedi zoraki bir gülümsemeyle. “Ama artık işe yaramaz. Yakında yeni güzel fotoğraflar olacak.”

Çerçeveyi yere attı, cam paramparça oldu.

Son damlaydı. Üzerine yürüdüm.

Kolayca itti beni. “Sahne istemiyorum dedim,” diye tısladı. “Murat seni bıraktı. Kabullen. O beni buldu ve gerçek aşkın ne olduğunu anladı.”

Sanki yumruk yemiş gibi sendeledim. Sözleri zehir gibiydi.

Telefonu aldım, Murat’ı aradım. Tam o anda kapı açıldı.

Orada duruyordu. Önce bana, sonra ona baktı. Yüzü ifadesizdi.

“Bir problem mi var?” diye sordu ona. Beni görmüyordu bile.

“Murat,” dedim sakinle. “Bu ne açıklayabilir misin?”

Derin bir nefes aldı. “Ayşe, sanırım Selin sana anlattı. Boşandık. Bir ay önce. Bu benim yeni eşim.”

Acıtmadı bile. Sadece bir gerçekti.

“Boşandık mı? Benim haberim olmadan? İmzam olmadan?”

“Detaylar,” dedi. “Ev şimdi benim. Yani bizim.”

Selin zaferle elini onun omzuna koydu. “Hadi Ayşe, git artık.”

Onlara baktım. Sonra gülümsedim. Gülüşleri soldu.

“Biliyor musunuz, sorununuz ne?” dedim sakinle. “Kendinizi zeki sanıyorsunuz. Ama sözleşmeyi okumamışsınız.”

Kitaplıktan mavi bir dosya çıkardım. “Haklısın Murat, evlilik sözleşmesi var. Ama sen ‘gerçek aşkla’ o kadar meşguldün ki okumamışsın.”

Dosyayı açtım. “Bu ev, büyükannemden miras kalan parayla alındı. Ve burada, yedinci madde, alt bendi: Miras veya hediye mallar paylaşılmaz. Hiçbir koşulda.”

Murat’ın yüzü bembeyaz oldu.

Selin’e döndüm. “Senin evin mi dedin? Üzgünüm, ama ev benimdi. Hep benimdi. Şimdi ikiniz de çıkabilirsiniz. Zambaklarınızı da alın.”

Sessizlik oldu. Selin öfkeyle Murat’a döndü. “Bana yalan mı söyledin? Ev senin değil miydi?”

“Selincim, sakin ol…” diye yalvardı.

“Bana dokunma!” diye bağırdı. “Sen bir dolandırıcı mısın? Hayatımı senin gibi birine mi harcadım?”

Aşkları eriyordu. Artık komik değil, acınasıydı.

Kapıyı açık tuttum. Selin çantasını aldı, öfkeyle çıkıp gitti.

İkimiz kaldık. Bana baktı, gözlerinde pişmanlık değil, öfke vardı.

“Bunu planladın,” diye mırıldandı.

“Sadece kendimi korudum,” dedim. “Her şeyi sen mahvettin.”

Paltosunu aldı, kırmızı hırkayı buruşturup yere attı. Zambakları kapıya fırlattı.

“Geri

Rate article
Lifequest
Kapıdaki Kadın: ‘Buradan Defolun, Ben Yeni Eşim!’ Dedi