Ah, çocuklarım, dinleyin şu yaşlı adamı… Her ne kadar huzurevinde sessizlik hakim dense de, bana sadece etrafta bir zamanlar dolanan hayatı hatırlatıyor. En çok ne mi aklımda kaldı? Bayramlar değil, hediyeler değil, o insanların yaptığı aptallıklar ki aileleri dağıtıyor.
Bir zamanlar tanıdığım bir anne ile oğlu vardı – Fatma Hanım ve oğlu Emre. Sessiz sakin yaşarlarken, bir gün Emre eve bir genç kız getirdi. Adı Elif’ti. Güzel mi güzeldi, ojeleri tırnaklarından sarkıyordu ama ne yazık ki çalışmaya ya da ev işlerine eli hiç yatkın değildi.
Fatma Hanım daha ilk görüşte suratını astı, bana dedi ki:
“Bu kız bana pek yatmadı.”
Boşuna dememişti. Çünkü Elif ilk kez bulaşık yıkadığında, tabakları yağa bulamaktan başka bir şey yapmadı. Üstelik diklenerek ekledi:
“Ben ellerimi kirletmem, bu bana göre değil.”
Kaynanası ise karşılık verdi:
“Ben de senin peşini toplamam. Yıkayacaksın, burası otel değil!”
Elif omuz silkti geçti. Eh, dedim kendi kendime, bu uzun sürmez. Ama Emre diretti:
“Ben onu seviyorum! Evleneceğim!”
Fatma Hanım oğlunu ikna etmek için dil döktü, nafile. İki ay sonra düğün yapıldı, bir hafta geçmeden de evin anahtarları çifte teslim edildi.
Ama sevinci uzun sürmedi. Bir gün misafirliğe gittiğinde öyle bir manzara gördü ki, çocuklar, evi yakıp yeniden yapmak gerekti! Toz, kirli bulaşıklar, dağınık eşyalar… Elif ise, bez yerine tırnağıyla uğraşıyor, “Kendimi arıyorum. İş beni bulacak, sırası gelince,” diyordu.
Kaynanası dayanamadı:
“Seni iş değil, bankanın kredi departmanı bulacak, kocan borçtan içeri alınınca!”
Çünkü Emre’nin zaten iki kredisi vardı, üçüncüsünü de onun kaprisleri için çekmişti. Bir de Elif araba istedi.
“Niye?” diye sordu kaynanası.
“İş görüşmelerine gitmek için! Arabalı kadına farklı davranırlar,” diye gururla cevapladı.
Böyle laf dalaşı devam ederken, Fatma Hanım buzdolabının üstündeki tozu silip şöyle dedi:
“Oğlumu iyi bilirim. Burada uzun dayanamazsın.”
Elif arkasından seslendi:
“O beni seviyor!”
Kaynanası ise artık kararını vermişti – borçlarına tek kuruş daha yatırmayacaktı. Yanılmadı da: Bir ay sonra Emre koşarak geldi, bu kez araba için değil, annesinden kredi çekmesini istiyordu.
“Bizim için, anne! Ben öderim!” diye yalvardı.
Fatma Hanım ise sertçe cevap verdi:
“O arabayı kime vaat ettiğini biliyorum. Ama benim hesabımdan – asla.”
Suratı asık gitti, Elif’e alışveriş olmayacağını söyledi. Kız ise çığlığı bastı! Sanki dünya başına yıkılmış gibi bir kavga çıkardı.
İşte o zaman Emre dayanamadı. Elif’in eşyalarını toplayıp kapı dışarı etti. Ve boşanma davası açtı.
İşte böyle, evlatlarım. Düşünürsün ki aşk ebedidir, ama rüzgârın köpüğü uçurduğu gibi geçer. Çünkü aşk oje değildir, emek ve saygı olmadan çabuk çatlar.
Peki, sonra nasıl yaşadıklarını da anlatayım mı? Çünkü o da ibretlik bir hikâye…




