Katı ve Duygusuz Bir Kalp

Nazlı on beş yaşına bastığında, ailesinden yeni bir kardeş geleceğini öğrendi. Ayaklarını yere vurup bağırdı:

“Anne, neden bir çocuk daha istiyorsunuz? Yaşlandığınız aklınıza mı geldi? Ben size yetmiyor muyum?” diye öfkelendi. Şimdiye kadar annesiyle babası her isteğini yerine getirmişti, ama şimdi bir bebekten bahsediyorlardı—beşik, bebek arabası, küvet alınacaktı. Nazlı’nın yeni botlara ihtiyacı varken, kim düşünürdü bebek eşyalarını?

Güzel giyinmek istiyordu. Nazlı pek de güzel sayılmazdı; iri yapılı, köşeli hatlı bir kızdı. Ama şık kıyafetlerin onu çekici yapacağını düşünüyor, kusurlarını örtmek için süslü giyiniyordu. Ebeveynlerini sürekli sıkıştırıyor, onlar da her seferinde boyun eğiyorlardı. Şimdi bir kız kardeş gelip hayatını mahvedecekti.

Sonunda küçük kardeşi Elif doğdu. Nazlı pek sevinmedi. Elif, masmavi gözleri, bukleli sarı saçlarıyla tam bir bebek güzeliydi. Elif emeklemeye başladığında Nazlı’ya sarılmak istedi, ama o her seferinde itti:

“Anne, al şu Elif’ini, bana engel oluyor!”

Zaman geçti, Elif büyüdükçe güzelleşti. Nazlı ise sıradan bir köy kızı olarak kaldı, kimse onunla evlenmedi. Okuldan sonra çalışmaya başladı, köyde postacılık yaptı.

Elif ise on dokuzunda aşık oldu. Köye staj için gelen Barış’la tanışmıştı. Ama bu aşkın sonunda Elif hamile kaldı, Barış ise bir anda kayboldu.

“Doğur,” dedi annesi, “ne yapalım şimdi, büyütürüz. Biz babanla yardım ederiz.”

Elif, oğlu Can’ı doğurdu. Ama ablasından çok söz işitti:

“Elif, sen hep hayalperestsin. Aşk mı istedin, dünyada aşk yok. Bak bana, ben aşka inanmıyorum, bu yüzden senin gibi tuzağa düşmedim. Senin kafan hep pamuklarla dolu, hayatı öyle görüyorsun. Şimdi de tek başına çek çilesini o…” diyerek Can’a çirkin bir laf etti.

Nazlı’nın kalbinde kimseye acıma yoktu. Elif’i her fırsarda, babasız çocuk doğurduğu için azarlıyordu. Tabii annesi babası duymasın diye gizlice. Hatta bir gün şöyle dedi:

“Bu Can’ı neden doğurdun ki? Keşke doğar doğmaz hastanede bıraksaydın.” Elif ağladı, bu sözler yüreğini dağladı.

Elif, oğluyla birlikte evden gitmek istiyordu ama nereye gidebilirdi? Ne parası vardı ne de kocası. Ama sonra bir şey oldu—Nazlı aniden evden ayrılacağını açıkladı:

“Artık hepinizden bıktım, gidip tek başıma yaşayacağım!”

Sonunda ailesinden ayrılma fikri kafasına dank etmişti. Tabii hiçbir mesleği yoktu. Ama artık dayanamıyordu—herkes Can’la Elif’le ilgileniyordu. Nazlı otuzunu geçmişti, hâlâ yalnızdı. Belki şehirde bir erkek bulup evlenebilirdi, yaşı biraz büyük olsa bile…

İl merkezine gitti, iş ilanlarına baktı. İnşaatta çalışırsa ev bile alabileceğini öğrendi—en azından başta bir yurt odası olurdu. Hemen başvurdu. Güçlüydü, harç kovalarını rahat taşıyordu. Sıva yapmayı öğrendi. Açgözlü ve para düşkünü biri oldu, kadınlarla ek işlere koşuyordu. Artık ailesini unutmuştu, kendi hayatı vardı. Birisi annesini babasını sorduğunda:

“Beni üzdüler, onlardan kaçtım. Şimdi arkalarından ağlasınlar, ben kendi paramı kazanıyorum,” diyordu.

“Nazlı, senin kalbin değil, taş var,” diyenler oldu, “ana babaya böyle mi davranılır?” Ama kimse ısrarla sormadı, çünkü Nazlı’yı kızdıranın sonu iyi olmazdı.

Ailesini suçlamaktan hoşlanıyordu, bıraktılar. Evlenmek de aklında yoktu. Zengin bir erkek hayal ediyordu—milyarder değil ama cebinde parası olan biri.

“Bana kısmet olsun, kısmetsiz değil,” diye düşünüyordu.

Dış görünüşüyle kolay kolay iyi birini bulamazdı, ama umudu vardı. Birkaç erkekle tanıştı, ama hepsine baskı yaptı:

“Ben sana aşkımı veriyorum, peki sen bana ne vereceksin?” diye sorunca, erkekler hemen uzaklaştı.

Tanıştığı Emin bir gün ona çıkıştı:

“Nazlı, sen aşkın ne olduğunu bile bilmiyorsun. Anladığın zaman sorabilirsin, ama şimdi özür dilerim, sana yaranacak bir şey yok.”

“Ne bilmiş adam çıktı sen de!” diye kızdı Nazlı.

Emin, “Sen anlamazsın zaten,” diyerek uzaklaştı.

Nazlı daha da gücendi—kendini akıllı sanıyordu, ama bu Emin onu ahmak yerine koymuştu. Sonra İbrahim’le tanıştı, bu sefer farklı bir yol denedi. Direkt sormak yerine lafı dolandırdı:

“Yalnız yaşıyorum, bana kimse yardım etmiyor. Annem babam küçük kız kardeşimle onun çocuğuyla ilgileniyor. Ben sanki evlat değilim de…”

İbrahim birden ilgilendi:

“Peki evi ne yapacaklar? Bak, sonra evi küçüğe yazdırırlar, sen eli boş kalırsın. O yanlarında, sen ise uzaksın.”

Bu konuşma Nazlı’yı düşündürdü. Hemen köye, ailesinin yanına gitti.

“Merhaba, nasılsınız?” diye girdi kapıdan.

Ann

Rate article
Lifequest
Katı ve Duygusuz Bir Kalp