Sabahın erken saatlerinde, Deniz tek oğlu Emre’yi üniversite sınavlarına giderken kapıda uğurluyordu.
“Allah yolunu açık etsin evladım, sınavların iyi geçsin,” diye heyecanla sarıldı oğluna. Emre, sınav için komşu şehre gidecekti. Ona moral verip kahvaltısını yaptırdı ve yeni ufuklara yelken açması için yola çıkardı.
“Sağ ol anne, merak etme, her şey yoluna girecek. Tabii bursu kazanabilirsem…” diyen Emre’nin ardından kapı çarpandı. Kocası Murat ise çoktan işe gitmişti.
Deniz ve Murat tam yirmi iki yıldır evliydiler. Bu sürede Emre’yi büyütmüş, iyi bir delikanlı yetiştirmişlerdi. Çocuklarının hep en iyisini hak etebileceğine inanıyorlardı. Emre, sevgi ve şefkat içinde büyümüş, ailesiyle gezmiş, hiçbir sıkıntı çekmemişti. O da ailesine hiç sorun çıkarmayan, sorumlu bir çocuk olmuştu.
Emre daha küçücükken, Deniz ve Murat işlerinin başındayken onu büyükannesiyle bırakırlardı. Küçük bir dükkân açmışlardı o zamanlar. Deniz pazarda satış yaparken, Murat da işleri yoluna koymaya çalışıyordu. Zamanla durumları düzeldi, rahat bir hayatları oldu.
“Deniz, artık pazarda çalışmana gerek yok. Evde otur, ev işlerine bak,” demişti bir gün Murat.
“Ama rahat etmek için ben de çalışmalıyım. Hem evde oturmak sıkıcı,” diye itiraz etmişti Deniz.
“Sen de bilirsin, benim hayata bakışım böyle. Kadın evin direğidir, erkek de ekmek getirir,” diye eklemişti Murat.
Deniz, küçüklüğünden beri kadının kocasına itaat etmesi gerektiğine inandırılmıştı. Ne diyebilirdi ki? Hem zaten bir sıkıntıları yoktu. Evleri, işleri yerindeydi.
“Yeni aldığımız bu evin de bir düzene girmesi lazım. Hem Emre okula başlayacak,” demişti Murat.
“Haklısın Murat, ben de aynı fikirdeyim. Artık yuva kurma vakti geldi. Her zamanki gibi mantıklı konuşuyorsun,” diye gülümsemişti Deniz.
İçten içe kararlarını kendisi vermeye alışkındı, aktif bir kadındı çünkü. Ama kaderine razı oldu ve ev hanımı olmayı kabul etti. Yine de işlerin muhasebesini tutuyor, ekonomi eğitimini boşa harcamıyordu.
“Deniz, şehir dışında bir yazlık alalım mı?” diye sormuştu bir gün Murat. “Arabamız var, ulaşmak kolay. Yazın şu kalabalıktan uzaklaşırız.”
“Vay canına Murat, tam da benim aklımdan geçeni söylüyorsun!” diye sevinmişti Deniz. Böylece hafta sonlarını, hatta bazen tatillerini yazlıkta geçirmeye başladılar.
O sabah, Emre sınavlara gider gitmez, Deniz stresini atmak için mutfağa girip kek yapmaya karar verdi. Unu dolaptan çıkarırken düşünüyordu:
“Emre bir şekilde kazanır, olmazsa paralı okuruz.” Tam o sırada kapı çarpandı.
“Emre mi döndü, bir şey mi unuttu? Murat da işe gidelİ iki saat oldu.”
Ama gelen Murat’i.
“Ne oldu, niye işte değilsin?” diye şaşırdı Deniz.
“Annen hasta değil miydi, ziyarete gidecektin?” diye sordu Murat, gözlerine bakmadan.
“Öğleden sonra yolum düşecek, Emre’yi uğurladım, şimdi de kek yapıyorum. Sınav için heyecanlıyım.”
Murat bir süre sustu, sonra:
“Aslında iyi oldu, böylece açıkça konuşuruz. Senden ayrılıyorum, başka birini seviyorum. Boşanma davası açacağım. Eşyalarımı toplayıp gidiyorum.”
Deniz’in dünyası başına yıkılmıştı. Şaşkınlıkla anlamsız şeyler mırıldanırken, Murat eşyalarını valize dolduruyordu. Odada hava kesilmiş gibiydi, nefes almakta zorlanıyordu.
“Ya Emre? Onu şimdi üzemeyiz, sınavları var. Biraz bekleyelim en azından.”
“Emre ne olacak? Bu sene üniversiteye gitmesine gerek yok. Bursu kazanamazsa paralı okula göndermeyi de düşünmüyorum. Ya askere gitsin ya da çalışsın,” diye soğukkanlılıkla konuştu Murat, sanki bu kararı çoktan vermiş gibi.
“Murat, o senin oğlun, tek evladın. Ona böyle yapma.”
“Abartma Deniz, kararım kesin. Benim için de kolay değil,” dedi ve kapıyı çarparak çıktı.
Evde derin bir sessizlik çöktü. Deniz’in aklında tek bir soru vardı:
“Ya Emre? Sınavlar bitene kadar bir şey söylemem. Babasının iş için başka şehre gittiğini söylerim.”
Kendini kaybetmiş gibiydi. Sonra öğrendi ki Murat, iki ay önce mallarını ve evin kendi payını annesine devretmiş. Hep birlikte kazandıkları paralarla aldıkları evin yarısı bile gitmişti.
“İşte böyle! Ben ona güveniyordum, o ise arkamdan iş çeviriyormuş!”
Emre sınavlardan döndüğünde, durumu hemen hissetti. Annesinin yüzündeki ifade hiç normal değildi.
“Emre, durum şu… Baban bizi bırakıp başka biriyle gitti. Paralı okula gidersen masrafları karşılayamayız, para vermeyeceğini söyledi.”
Emre inanmadı, babasını aradı. Murat da annesinin dediklerini doğruladı. Emre çok üzüldü, uzun süre sessiz kaldı. Sonra:
“Anne, üzülme. Hallederiz. Bu hainin adını bile anmayacağız. Ben açıktan okur, çalışırım. Onsuz da yaşarız,” dedi.
Deniz, oğlunun bu kadar soğukkanlı olmasına şaşırdı. İçinden, “Şimdi ağlar, sonra unutur. Yarın yeni bir gün olacak,” diye düşündü.
Ertesi gün Emre açıktan kayıt için yola




