**Günlük**
Ne olursa olsun, kaderden kaçılmıyormuş…
En yakın arkadaşlarım Elif ve Ayşe, çocukluklarından beri dosttular, aynı köyde yaşıyorlardı ve herkes onların dostluğunun “süt kardeş gibi” olduğunu söylerdi. İkisi de güzeldi ama Elif daha narin ve sakin, Ayşe ise ateş gibi, hareketli ve gözüpekti.
Lisede herkes Elif’in peşinden koşan Serkan’ı bilirdi, ama o bu ilgiyi pek ciddiye almazdı. Yine de gururunu okşuyordu tabii; Serkan peşinden ayrılmaz, çiçekler getirir (kır çiçekleri olsa da), her gün gezmeye çağırır, hatta aşkını bile itiraf etmişti. Ama Elif, bu yakışıklı ama utangaç adama sadece gülümsüyordu. Belki de bir şeyler olabilirdi aralarında, eğer kendini beğenmiş Murat araya girmeseydi. Murat, tüm güzel kızların peşinden koşmayı seven biriydi.
Kumral, kara gözlü Murat, okul koridorlarında mağrur adımlarla yürür, kızların aklını başından alırdı. İki arkadaş da ona tutulmuştu, başta şaka yapıyorlardı:
“Elif, hayal etsene, bu Murat’la evlenecek kız ne kadar şanslı olacak!” diye gülerdi Ayşe.
Murat, ikisinin de kendisine vurulduğunu hissediyor, kendini bir Don Juan sanıyor, sırayla onlarla çıkıyordu. Bir hafta biriyle, bir hafta diğeriyle… Sonunda kızlar birbirlerine kızmaya başladılar. Bu rekabet, Murat’ı daha da heyecanlandırıyordu. Onları kızdırmaktan hoşlanıyordu ama sevmeyi de ihmal etmiyordu.
Bir gün, iki dost Murat yüzünden kıyameti kopardılar ve artık onun kimi seçeceğini beklemeye başladılar. Sonra bir gün, Elif Murat’a şöyle dedi:
“Murat, senden hamileyim. Ne yapacağız?”
“Gerçekten mi?” diye şaşırdı Murat, ensesini kaşıyarak. “Neyse, ne yapalım? Evleniriz artık, düşünecek ne var? Çocuğun bir babası olmalı. Benimle evlenirsin, değil mi? Başka çaremiz yok.”
Kader seçimini yapmıştı, Murat da yavaş yavaş sakinleşti. Bu konuşmadan bir hafta sonra okulun mezuniyet balosu vardı. İki arkadaş aniden barıştılar, konuştular ve her şeyi hallettiklerini sandılar. Elif, Ayşe’nin samimi olduğunu düşünüyordu, birbirlerine mutluluk dilemişlerdi. Ama Elif yanılıyordu; arkadaşı, içinde gizli bir kırgınlık ve öfke taşıyarak ayrılmıştı.
Murat ve Elif’in düğünü oldu, köy şenlendi, her yer neşeyle doldu. Evlendikten sonra aile hayatına başladılar. İyi ve huzurlu yaşıyorlardı, bir oğulları oldu, adını Can koydular. Elif’in babaannesinden kalan evde oturuyorlardı. Murat uğraşıp evi tamir etti, genişletti, marangozlukta maharetliydi. Ama asıl işi biçerdöver operatörlüğüydü, makineden anlardı.
Zor zamanlar gelmişti, kriz patlamıştı. Elif muhasebede çalışıyordu ama işten çıkarıldı. Tarım işletmesi kapanıyordu, biçerdöver operatörlerini de işten çıkarıyorlardı ama Murat henüz çıkarılmamıştı, sadece uzun bir izne gönderilmişti.
“Murat, ne yapacağız? Can’ın kıyafetleri eskidi, bu sene ilkokula başlayacak. Ayakkabıları delik deşik, botları patladı. Sonra kış gelecek, bütün kışlık giysileri yeniden almak gerekecek,” diye üzüntüyle konuştu Elif.
Murat karısına hak veriyordu, neredeyse yedi yaşındaki Can her şeyi çabucak esk




