Akrabalar Geldi ve Bir Daha Gitmedi

Yasemin Hanım tam fırından elmalı turtayı çıkarıyordu ki kapı çaldı. Saate baktı – sabahın dokuz buçuğu. Misafir için erken bir vakitti.

“Geliyorum!” diye seslendi, ellerini önlüğüne silerek kapıya yürüdü.

Kapıda, kolları çantalarla dolu bir şekilde duran Zehra ve eşi Orhan vardı. Kuzeni yorgun ve üstü başı dağınık görünüyordu, kocası ise suratını asmıştı.

“Yasemin’im, canım benim!” diyerek Zehra kollarına atıldı. “Sana geldik! Kendi kanına kıyamazsın değil mi?”

“Zehra? Ne oldu? Nereden çıktınız?” diye şaşkınlıkla sordu Yasemin.

“Ankara’dan geldik,” diye homurdandı Orhan, devasa valizini içeri sürükleyerek. “Yol uzun oldu, bir de trafik rezaletti.”

“Buyurun, buyurun, soyunun,” diye telaşlandı Yasemin. “Ama anlamadım… Haber vermediniz ki.”

Zehra montunu çıkarıp askıya astı.

“Yasemin’im, anlatayım. Durumumuz kötü. Orhan işten çıkarıldı, paramız kalmadı. Bir de evi satmak zorunda kaldık.”

“Nasıl satmak?” diye hayretle sordu Yasemin.

“Borçlar, krediler…” diye elini savurdu Orhan. “Neyse, sana gelmeye karar verdik. Sen üç odalı evde tek başına yaşıyorsun. Yer yetecektir.”

Yasemin şaşkınlıkla göz kırptı, kulaklarına inanamıyordu. Bu arada Zehra mutfağa geçmiş, fırından çıkan tarta bakıyordu.

“Vay, nefis kokuyor! Pasta mı bu? Biz de açız, yolda hiçbir şey yemedik, idareli harcıyoruz.”

“Buyurun sofraya,” diye kekeledi Yasemin. “Hemen çay koyayım.”

Orhan sandalyeye yığıldı ve etrafı süzdü.

“Fena değilmiş burası Yasemin. Taze boya, güzel mobilya. Demek ki tek başına rahat yaşıyorsun.”

Sesinde bir sitem vardı, Yasemin’in içini acıtan. Kocasının vefatından sonra sekiz yıldır yalnız yaşıyordu, sükûnete ve düzene alışmıştı. Kütüphanede çalışıyor, küçük bir maaşla geçiniyordu ama idare ediyordu.

“Eşyalarınız nerede?” diye sordu, çay doldururken.

“İşte girişte,” diye başını salladı Zehra. “Orhan, odalara taşı şunları.”

“Hangi odaya?” diye tedirgin bir sesle sordu Yasemin.

“Nasıl hangi odaya? Boş olan herhangi birine. Üç odan var ya.”

“Zehra, dur. Önce konuşalım. Ne kadar kalacaksınız?”

Zehra ve Orhan birbirlerine baktılar.

“İşlerimiz düzelene kadar,” diye kaçamak bir cevap verdi Zehra. “İş bulup ayağa kalkacağız.”

“Bu ne zaman olacak peki?”

“Kim bilir?” diye Orhan büyük bir dilim pasta kesti. “Belki bir ay, belki altı ay. Koşullara bağlı.”

Yasemin midenin kasıldığını hissetti. Akrabalarına zor zamanlarında hayır diyemezdi ama huzurlu hayatına yerleşen bu kalıcı misafirler düşüncesi onu dehşete düşürüyordu.

“Yasemin’im, bizi sokağa atmayacaksın değil mi?” diye Zehra koluna yapıştı. “Aile birbirine destek olur.”

“Tabii ki atmam,” diye iç çekti Yasemin. “Sadece bu çok ani oldu.”

Akşama kadar misafirler evi tamamen ele geçirmişti. Orhan kanalları yüksek sesle değiştirerek televizyonun karşısına yayılmış, Zehra ise mutfakta Yasemin’in düzenini alt üst ediyordu.

“Yasemin’im, senin düzenin biraz tuhaf olmuş,” dedi, baharatları yer değiştirirken. “Tuz çayın yanında duruyor, şeker ötede. Ben her şeyi doğru yere koydum.”

Yasemin dehşet içinde bakıyordu. Kendi evinde bir şey bulamıyordu bile.

“Zehra, niye her şeyi karıştırdın? Benim sistemim vardı.”

“Aman canım, öyle olmazdı ki! Ben bu işlerden anlarım.”

“Hanımlar!” diye Orhan salondan seslendi. “Yemek ne zaman? Acıktım ben!”

“Hemen, hemen,” diye telaşlandı Zehra. “Yasemin’im, akşam ne var?”

Yasemin buzdolabını açtı. İçinde biraz salam, peynir ve iki yumurta vardı – kendine yeten mütevazı akşam yemeği.

“Biraz var,” diye tereddütle cevap verdi.

“O kadar az şeyle doyulur mu?” diye Zehra ellerini çırptı. “Üç kişiye yetmez. Orhan, al parayı, markete gidelim.”

“Hangi parayı?” diye homurdandı Orhan. “Dönüş için zar zor paramız var.”

Herkes Yasemin’e baktı. Cüzdanını çıkarıp birkaç banknot uzattı.

“Alın, ne kadar gerekiyorsa,” dedi.

“Çok sağ ol, canım!” diye sevindi Zehra. “Sen gerçek bir ablasın! İşler düzelince hepsini geri öderiz.”

Markette Zehra bir haftalık alışveriş yaptı. Pahalı sucuk, somon, pasta, çikolata… Yasemin sessizce ödedi, maaşının yarısının eridiğini görüyordu.

“Şimdi rahat ederiz!” diye Orhan keyifle ellerini ovuşturdu. “Salamla ancak bu kadar idare edilirdi.”

Akşam, misafirler eski çalışma odasında uykuya çekilince, Yasemin mutfakta oturup düşüncelere daldı. Her gece onda yatardı, şimdi saat neredeyse on ikiyi gösteriyordu. Orhan televizyonu sonuna kadar açmış, Zehra ise durmadan konuşuyordu.

“Yasemin’im, niye uyumuyorsun?” diye Zehra pijamalarıyla içeri girdi. “Hadi biraz daha çay içelim, sohbet edelim.”

“Zehra, geç oldu. Yarın işe gideceğim.”

“Aman, ne işi? Kütüphane kaçmaz. Anlat bakalım, burada yalnız nasıl yaşıyorsun? S

Rate article
Lifequest
Akrabalar Geldi ve Bir Daha Gitmedi