Tartışmadı ve Kaybetti

**Susmadı – Ve Kaybetti**

Meryem Hanım dikkatle tabakları masaya yerleştirdi, peçeteleri düzeltti ve bir kez daha saate baktı. Kocası işten yarım saat sonra gelecekti, demek ki köfteleri tavaya koyma vakti gelmişti. Patatesler hazırdı, salata doğranmış, ekmek düzgün dilimlenmişti. Her şey olması gerektiği gibiydi, her şey onun istediği gibiydi.

“Anne, bugün Esra’ya gidebilir miyim? İstanbul’dan yeni albümler getirmiş,” dedi odasından on sekiz yaşındaki kızı Zeynep.

“Hayır, Zeynepçiğim, baban gelecek, ailece yemek yiyeceğiz,” diye cevap verdi Meryem Hanım, arkasını dönmeden. “Sonra gidersin.”

“Bu ne çocukluk böyle! On sekiz yaşındayım artık!” diye isyan etti kızı, ama daha fazla tartışmadı. Annesinin kurallarından taviz vermeyeceğini biliyordu.

Meryem Hanım hafifçe gülümsedi. On sekiz yaş hâlâ çocuk demekti. Bakın kendisi on sekizinde evlenmişti, Zeynep ise hâlâ bir çocuk gibiydi. Belki de bu daha iyiydi. Kızının daha uzun süre evin kızı olarak kalması, bir başkasının hanımı olmaması daha iyiydi.

Kapı çarpıldı ve ortalığa Mehmet Bey girdi. Saçlarına aklar düşmüş, yorgun ama memnun görünen iri yarı bir adamdı. İnşaat işi yoruyordu, ama iyi para getiriyordu ve bu önemliydi.

“Merhaba canım,” dedi, eşini yanağından öperek. “Mis gibi kokuyor.”

“Senin sevdiğin köfteleri yaptım, yarısı kıyma, yarısı kuşbaşı,” diye gülümsedi Meryem Hanım. “Otur, hemen getiriyorum.”

“Zeynep nerede?”

“Odada, şimdi çağırırım. Zeynep! Baban geldi!”

Kızı odadan fırladı, babasına sarıldı.

“Baba, yemekten sonra arkadaşıma gidebilir miyim? Yeni filmler getirmişler…”

Mehmet Bey kaşlarını çattı.

“Ne filmleri? O Batılı saçmalıklarını izlemek yerine derslerine bakmalısın. Üniversite sınavı yaklaşıyor, çalışman lazım.”

“Ama baba, saçmalık değil ki, normal filmler…”

“Dedim ya, olmaz!” diye yükseltti sesini baba. “Meryem, sen bu kızı hiç mi terbiye etmiyorsun? Tamamen şımarık yetişiyor!”

Meryem Hanım hemen araya girdi:

“Ne var bunda Mehmet, genç işte, meraklı. Zeynepçiğim, hadi otur da yemeğini ye, sonra konuşuruz.”

Yemek nispeten sessiz geçti. Mehmet Bey işten, patronun taleplerini artırdığından, ikramiyeleri kestiğinden bahsetti. Meryem Hanım onayladı, kocasına köfteleri uzattı, çayını doldurdu. Zeynep sessizce yedi, ara sıra tabağından başını kaldırıp bakıyordu.

“Hanım, komşular Yılmazlar hakkında ne diyor?” diye sordu birden Mehmet Bey, son köftesini yerken.

“Ne diyecekler ki? Sessizler, gürültü yapmıyorlar.”

“Yok, öyle değil. Duydum ki Yılmaz’ın hanımı bir ofiste işe girmiş, şimdi masa başında çalışıyor. Yılmaz ise evde çocuklarla ilgileniyormuş.”

Meryem Hanım dikkatle çay bardağını tabağına koydu.

“Bunda ne kötülük var ki? Belki onlara uygun olan budur.”

“Nasıl uygun olur?” diye öfkelendi kocası. “Erkek aileyi geçindirmelidir, evde çocuk bakmamalı! Kadının yeri ocak başı ve çocukların yanıdır. Bu doğru değil, bize göre değil.”

“Ama eğer o daha fazla kazanıyorsa…”

“‘Ama’sı yok!” diye yumruğunu masaya vurdu Mehmet Bey. “Ailede düzen olmalı! Erkek reistir, kadın yardımcıdır. Nokta!”

Meryem Hanım sessizce başını salladı ve sofrayı toplamaya başladı. Kocasıyla tartışmayı hiç bilmezdi, istemezdi de. Neden kavga edilsin ki, sessiz kalmak daha iyiydi? Belki de haklıydı. Bakın kendisi hep evde oturmuştu, gayet de mutluydu.

Zeynep önce annesine, sonra babasına baktı ve usulca sordu:

“Yine de Esra’ya gidebilir miyim? Çok kalmayacağım.”

“Hayır!” diye gürledi baba. “Dedim ya, olmaz! Git derslerini çalış ya da kitap oku. Arkadaş peşinde gezmek yok!”

Kız iç çekti ve odasına gitti. Meryem Hanım onu gözleriyle takip etti ve kalbinde bir sızı hissetti. Zavallı kız, hiç gezmiyor, hep evde oturuyordu. Ama baba karşı çıkınca ne yapılabilirdi ki?

Birkaç gün sonra Meryem Hanım pazarda komşusu Ayşe Hanım’la karşılaştı. Ayşe Hanım gözleri parlayarak anlattı:

“Meryem Hanım, duydunuz mu? Benim Fatma İstanbul’da üniversiteyi kazandı! Hayal et, başkentte okuyacak!”

“Ne güzel,” diye içtenlikle sevindi Meryem Hanım. “Hangi bölüm?”

“İktisat. Ekonomist olmak istiyormuş, şirket yönetecekmiş. Önce endişelendim—uzak orası, tek başına olacak. Sonra düşündüm—kızı evde mi tutalım? Hayatı görsün, kendini denesin.”

“Kocanız ne dedi? Karşı çıkmadı mı?”

Ayşe Hanım bir süre sustu, sonra iç çekti:

“Onunla bu yüzden ciddi kavga ettik. Hep aynı şeyi söyledi—kıza niye okul, zaten evlenecek, çocuk doğuracak. Ben de ona dedim ki—zaman değişti, kadının da mesleği olmalı, ayakları üstünde durmalı. Çok tartıştık, neredeyse kavga çıkacaktı. Ama ben direndim. Pişman olmayacağını düşünüyorum.”

Meryem Hanım sessizce başını salladı. Eve gidince uzun uzun düşündü. Zeynep de yakında sınava girecekti, ama nereye? Mehmet Bey zaten fikrini

Rate article
Lifequest
Tartışmadı ve Kaybetti