Kadın, evi temizlerken, yetim bir çocuğa acıdı ve ev sahipleri yokken onu doyurdu. Zengin aile geri döndüğünde, gözlerine inanamadılar.
Ayşe, Demir ailesinin evinde yıllardır çalışıyordu. O gün, ev sahipleri şehir dışına çıkmıştı. İşlerini bitirip pencerenin yanında dinlenirken, bir çocuğun bahçe çitinin yanında yürüdüğünü fark etti. Zayıf, yırtık kıyafetler içindeki çocuk bitkin görünüyordu.
“Acaba aç mı?” diye geçirdi içinden Ayşe, yüreği sızladı. Saatine baktı, ev sahiplerinin daha gelmeyeceğini anladı ve dışarı çıktı.
“Merhaba, adın ne senin?” diye seslendi yumuşak bir sesle. Çocuk, şaşkın bakışlarla ona baktı.
“Emir,” dedi güvensizce.
“Gel benimle,” diye teklif etti Ayşe. “Sana elmalı kek ikram edeyim.” Çocuk tereddüt etmeden peşine takıldı. Günlerdir doğru düzgün yemek yiyememişti.
Mutfakta Ayşe, büyük bir dilim kek kesti ve çocuğun önüne koydu.
“Ne kadar lezzetli!” diye heyecanla bağırdı Emir, ilk lokmayı alırken. “Annem de böyle kek yapardı!”
“Peki, annen nerede?” diye sordu Ayşe nazikçe. Çocuğun yüzü gölgelendi, gözlerini kaçırdı.
“Onu arıyorum… Kayboldu,” diye fısıldadı.
“Ye, ye,” dedi Ayşe şefkatle. “Onu mutlaka bulacaksın.”
Tam o anda kapı açıldı — ev sahipleri dönmüştü. Ayşe, ayak seslerini duyunca irkildi.
“Bu da kim?” diye şaşkınlıkla sordu Mehmet, mutfağa göz atarken. Çocuğu görünce gözleri faltaşı gibi açıldı.
“Kim bu, Ayşe?” diye sertçe çıkıştı.
“Bu çocuk annesini arıyor, açtı. Ona yemek verdim,” dedi Ayşe, omuz silkip.
“Demek sokaktaki herkese yardım ediyorsun? Bizi hiç düşünmüyor musun?” diye öfkelendi Mehmet.
Emir bu sözleri duyunca gözleri doldu.
“Ben gideyim,” dedi, kekin yarısını bırakarak.
Leyla araya girdi:
“Bekle, çocuğum,” diye yumuşakça seslendi. “Anneni nerede kaybettin?”
Leyla, kocasından daha merhametliydi. Mehmet onu bu yüzden sık sık eleştirse de, onun doğasını değiştiremezdi.
“Dedemle yaşıyorum, ama o hep kötü davranıyor,” diye itiraf etti Emir, cebinden eski bir fotoğraf çıkarırken. “Annemle babam… Bir zamanlar birlikteydik.”
Leyla fotoğrafı alır almaz donakaldı. Kızları Elif’i tanımıştı.
“Mehmet, bu bizim kızımız!” diye titreyen bir sesle haykırdı, fotoğrafı kocasına uzatırken.
Mehmet şüpheyle baktı ve fotoğrafı aldı.
“Emir, bu fotoğraf sana nereden geldi?” diye hayretle sordu.
“Dedemde buldum. Arkasında adres yazılıydı, buraya geldim. Annemin burada olabileceğini düşündüm,” dedi çocuk, biraz sakinleşerek. “Dedem annemin beni terk ettiğini söylüyor, ama ona inanmıyorum!”
“Olamaz!” diye mırıldandı Leyla, kızları Elif’in bir gün Pavel adında bir adamla kaçtığını hatırladı. Yıllarca haber alamamışlardı. Sonra Elif geri dönmüş… ama eve giderken geçirdiği kazada ölmüştü. O gün, onlar için bir kabustu.
“Peki baban nerede?” diye sordu Mehmet.
“Babam yok artık. Altı ay önce öldü,” dedi Emir, gözleri buğulanarak.
Çift şoktaydı. Torunlarını bulmuşlardı! Yılların yalnızlığından yorgun düşmüşlerdi ve çocuğu yanlarında tutmaya karar verdiler.
“Bak küçük adam, seni odana götüreceğiz,” dedi Leyla.
“Annem gelecek mi?” diye sordu Emir.
“Annen artık babanın yanında,” dedi Leyla hüzünle.
Emir’in yüzü bembeyaz kesildi.
Zamanla çift, resmi evlatlık işlemlerini tamamladı. Dedesi, çocuğun varlıklı bir aile tarafından sahiplenildiğini duyunca itiraz etmedi.
Ayşe’nin içi huzur doluydu. O gün, o çocuğa yardım ettiği için, ev sahipleri yeniden mutluluğa kavuşmuştu. Emir artık kimsesiz bir yetim değildi. Şık giyimli, terbiyeli ve sevgi dolu bir ailenin çocuğu olmuştu.




