“Vicdan, beni affet,” dedi, sesi sakin ama bir o kadar da farklıydı. “Başka türlü yapamazdım.”
“Bu kadar da olmaz! Aklını kaçırdın mı, Gülşen!” diye bağırdı Vicdan, masaya bir anahtar demiri fırlattı. Anahtarlar, içi kurabiye dolu seramik vazonun üstünde şangırdadı. “Leyla asla böyle bir şey yapmazdı! Mutlaka arardı!”
“Ben sana ne diyorum!” Gülşen Hanım, divandan fırladı, başından düşen eşarbını düzeltti. “Dün akşam senin tansiyon ilaçlarını almaya eczaneye gitti ve bir daha dönmedi! Sulara mı düştü yoksa! Bütün gece uyuyamadım, hastaneleri aradım, karakola kayıp başvurusu yaptım!”
Vicdan, sevdiği koltuğa çöktü, yüzünü ellerinin arasına aldı. Kız kardeşinin eşi her zaman telaşlıydı, ama bu kez gözlerinin altı morarmış, elleriyse tir tir titriyordu.
“Gülşen, sakin ol. Belki bir arkadaşına uğramıştır? Geçen ay Zeynep Hanım’ın torunu hastalanınca Leyla bütün gece onun yanında kalmıştı ya?”
“Herkesi aradım!” diye hıçkırdı Gülşen. “Zeynep’i, komşumuz Neriman’ı, işten arkadaşı Sevgi’yi… Kimse görmemiş! Vicdan, o hiç habersiz ortadan kaybolmaz!”
Bu doğruydu. Leyla Hanım, Vicdan’ın ablası, her şeyi planlı yaşayan bir kadındı. Sabah yedide kahvaltı, sonra çocuk hastanesindeki işi – yirmi yıldır hemşireydi. Akşamları alışveriş, yemek, televizyon. Hafta sonları temizlik, çamaşır, bazen Gülşen Hanım’a çay içmeye giderdi, mahallenin dedikodusunu yaparlardı.
“Eczanede sordun mu?” diye sordu Vicdan, ayağa kalkıp pencereye yürüdü. Bahçede oynayan çocukların sesleri kulaklarını tırmalıyordu. Nasıl oynayabiliyorlardı ki, Leyla kayıptı?
“Tabii ki sordum! Eczacı Ayşe, onu akşam sekiz civarında gördüğünü söyledi. Senin ilaçlarını ve bir de öksürük şurubu almış. Sonrasını…” Gülşen çaresizce ellerini açtı. “Sonrasını kimse görmemiş.”
Vicdan sessizce dün akşamı düşündü. Akşam yemeğini tek başına yemişti, çünkü Leyla eczaneye gideceğini söylemişti. Geçen sene indirimden aldığı mavi paltosunu giymiş, çantasını ve anahtarlarını almıştı.
“Az sonra gelirim, Vicdan,” demişti kapıdan. “Çorbayı gözünün önünden ayırma, yanmasın.”
O evdeki son sözleriydi.
Vicdan saat dokuzu, sonra onu beklemişti. Çorbayı kendi ocaktan almış, soğuk yemek yemiş, haberleri izlemişti. Saat on buçukta endişelenmeye başlamıştı ama belki de bir tanıdığa uğramıştır diye düşünmüştü. Nadiren de olsa böyle olurdu.
Sabah Gülşen Hanım’ın telefonuyla uyandı.
“Vicdan, Leyla sende mi kaldı?” diye telaşla sormuştu.
“Ne demek sende? O kendi evinde yaşıyor,” diye şaşırmıştı Vicdan.
“Evine gelmemiş! Yatağı bozulmamış, evrak çantası yerinde. Belki sana geç saatte uğramıştır diye düşündüm…”
İşte o zaman Vicdan, bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
“Gülşen, belki… biriyle tanışmıştır?” diye ürkekçe sormuştu. “Sonuçta Leyla daha kırk yedi yaşında, genç bir kadın.”
Gülşen burnundan solumuştu:
“Ah, bırak şunu! Ablan, Cemal’den boşandıktan sonra erkeklerin yanından geçmez oldu. Kaç kere söyledim, belediyenin düzenlediği danslara git, düzgün biriyle tanış. Ama o hep aynı – zamanım yok, işim var, yorgunum.”
“İnsanlar böyle bir anda ortadan kaybolmaz ki!” Vicdan’ın göğsüne bir ağırlık çökmüştü. “Bir şey olmuş olmalı.”
“İşte bu yüzden diyorum ya!” Gülşen onun kolundan tutmuştu. “Ya soyulduysa? Ya birileri saldırdıysa? Geçen ay 8. kattaki Meral’in çantasını çalmışlardı, hatırlıyor musun?”
“Olsaydı hastaneye ya da karakola götürürlerdi. Sen her yeri aradın dedin.”
“Aradım, aradım! Ve biliyor musun ne dediler? Yetişkin bir insan istediği yere gidebilir! Kayıp başvurusu için üç gün beklemek gerekiyormuş! Üç gün, Vicdan! Ya eğer…”
Gülşen sözünü bitirmemişti ama Vicdan anlamıştı. İkisi de en kötüsünü düşünüyordu.
Kapı çaldı. Gülşen koşarak açmış, yüzünde bir umut belirmişti.
“Leyla?” diye bağırmıştı, kapıyı çekiştirirken.
Kapıda birinci kattan komşu Emine Teyze duruyordu, elinde file çantası vardı.
“Gülşen Hanım, ne oldu? Sizi gece ağlarken duydum… Şimdi de sesler geliyor…”
“Leyla kayıp,” diye kısa kesmişti Gülşen. “Dün akşam çıktı, dönmedi.”
Emine Teyze ah etmiş, filesini yere bırakmıştı.
“Aman Allahım! Ben onu dün gördüm! Akşam yedi buçuk gibi, aşağı iniyordum, o da karşıma çıktı. Selamlaştık, eczaneye yetişeceğini söyledi.”
“Başka bir şey demedi mi?”
“Yok, özel bir şey yok. Ama…” Emine Teyze düşünceli bir ifadeyle kaşlarını çatmıştı. “Ama bir garip haldeydi. Ne üzgün ne de neşeli… Sanki… sanki bir karar vermiş gibiydi. Bilirsiniz ya, insan bazen bir şeye kesin karar verir, öyle bir hali olur.”
Vicdan, Gülşen’le göz göze gelmişti. Leyla neyin kararını vermiş olabilirdi ki? Hiçbir zaman ani kararlar alan biri değildi.
“Belki iş yerinde




