Çok Geçmeden Döneceğim…

Eskiden bir gün, metro çıkışında büyük bir kalabalık birikmişti. Dışarıda şiddetli bir yağmur yağıyordu. Şemsiyesi olanlar kapı önünde duraklayıp çantalarından şemsiyelerini çıkarıyor, şemsiyesi olmayanlar ise sığınaktan çıkmakta tereddüt ediyordu. Arkadan gelenler ise kapıda sıkışanları iterek yağmurun altına doğru sürüklüyordu.

“Şemsiyeni çıkar,” dedi Murat, metro çıkışında durmuştu.

“Şemsiyem yok,” diye cevapladı Ayşe, arkasından gelen kalabalığa karşı koyamıyordu.

“Sabah yağmur yağacağını söylemiştim,” diye hırçın bir sesle söylendi Murat, yağmurun altında durup metro kapılarına özlemle bakarak.

“Geç kalmıştım, koşturmaca içinde unuttum… Sen de alabilirdin. Hem senin şemsiyen daha büyük, ikimiz sığardık,” diye karşılık verdi Ayşe.

“Tamam, şeker değiliz, erimeyiz.” Murat kararlı adımlarla yürümeye başladı, Ayşe ona yetişmekte zorlanıyordu.

“İşte büyük olduğu için! Dün bütün gün onu taşıdım, yağmur yağmadı. Seninkisi katlanır. Neden çıkardın ki çantandan?” diye söylenerek yürüdü Murat.

“Kuruyordu…”

Yağmurun gürültüsüne karşı bağrışarak tartıştılar.

“Kendine hep mazeret buluyorsun, beni ise sürekli suçlu çıkarıyorsun,” diye isyan etti Ayşe, bu kavgadan yorulmuştu.

“Seni suçlamıyorum, sadece dedim ki—”

“Öyle dedin ki yine kendimi suçlu hissettim. Başka türlü söyleyemez miydin, kınamadan? Hiç konuşmasaydın keşke. Sürekli eleştirmenden bıktım. Bir bardak suda fırtına koparıyorsun,” diye kırgın bir sesle söyledi Ayşe.

“Yağmura bardak su mu diyorsun?” diye sırtını dönerek sordu kocası. “Sadece dedim ki—”

“Ah, yine başlama. Yeter artık!” diye kesti Ayşe.
Hızlı yürümekten nefesi kesiliyor, sesi titriyordu.

Murat bir şeyler mırıldanmaya devam etti ama Ayşe artık cevap vermedi, kısa süre sonra o da sustu. Ayşe haksız olduğunu biliyordu, bir de bu yağmur… Giysileri çabucak ıslanmış, vücuduna yapışmıştı. Saçlarından sular damlıyordu.

Ne zaman başlamıştı bu? Küçük tartışmalar, kınamalar. Yoksa hep böyle miydi? Galiba. Sadece eskiden o, kavgayı başlamadan önce söndürmek için boyun eğiyordu.

Karşıdan bir adam geliyordu. Onun da şemsiyesi yoktu ama yağmurdan keyif alıyormuş gibi sakin sakin yürüyordu. Elleri ceplerinde, ağır adımlarla… Ayşe’nin kalbi göğsünde hızla çarptı, gözlerinden ve aklından önce davranmıştı. O muydu? Emre!

Ayşe gözlerini onun yüzünden alamadı. O da ona bakıyordu ama yanından geçerken aniden gözlerini kaçırdı. Bu ne demekti? Oydu ya! Yanılmış olamazdı. Ama öylece geçip gitti, selam bile vermedi. Belki de yanılmıştı? Benzer insanlar çoktu. Ayşe ani bir nefes aldı. Meğer bütün bu süre nefesini tutmuştu. Kırgınlık ve şaşkınlıktan gözleri doldu, neyse ki yüzü yağmurdan ıslaktı.

“Onu tanıyor musun? Niye öyle baktı sana?” diye sordu kocası, biraz eğilip karısının yüzüne bakmaya çalışarak.

“Hayır. Galiba karıştırdım,” diye zorlukla cevapladı Ayşe, kısa bir sessizlikten sonra.
“Ama neden beni tanımadığını söyleyip geçti?” Bu soru içini acıtıyordu.

“Yalan söylüyorsun. Öyle bakıştınız ki… Sanki hayalet görmüş gibi görünüyorsun.”

“Öyle zaten,” diye geçirdi içinden Ayşe, yüksek sesle ise:

“Üniversiteden bir arkadaşıma benziyor. Karıştırdım. Gördün ya, selam bile vermedi,” dedi, sakin konuşmaya çalışarak, içi kaynıyordu. “Beni kıskanıyor musun?” Şaka yapmaya çalışıyordu.

“Üzgün görünüyorsun,” diye ısrar etti Murat.

“Yeter artık sorgulamayı bırak. Ben. Onu. Tanımıyorum!” diye bağırdı Ayşe, kendini tutamayarak.

“Haklı, bir hayalet gördüm. Onu unutmaya çalıştığım kadar! Ama o tanımadığını söylediyse, ben de onu tanımak istemiyorum. Bana ihanet etti…”

“İtiraf et, aranızda bir şeyler vardı, yoksa sözlerime böyle tepki vermezdin,” diye kayıtsız bir ifadeyle tekrar sordu Murat.

“Ne istiyorsun? Yeter artık,” diye yalvardı Ayşe.

Sonunda eve vardılar.

“Ben ilk duşa gireceğim,” dedi Ayşe, apartmana girer girmez ve banyoya kaçtı.
Kocası bir şeyler mırıldandı ama o duşu açarak onu duymazdan geldi. “Ne haldeyim! Beni böyle gördü. Selam vermemesi normal… Hep bu yağmur yüzünden,” diye düşündü Ayşe, aynada kendine bakarken.

Islak giysilerini çıkarıp çamaşır makinesine attı ve tekrar aynaya baktı. Vücudu hâlâ inceydi, göğüsleri küçük ama sarkmamıştı, yüzünde kırışıklık yoktu. Ayşe, doğanın ona bu gür siyah kirpikleri verdiği için sevindi. Nadiren makyaj yapardı. “Yüzümde sürme izleri eksik olsun. Fena değilim aslında,” diye düşündü, kendini beğenmiş bir şekilde. “Ama o değişmiş, olgunlaşmış, yüz hatları keskinleşmiş…”

Duşa girdi ve sıcak suyun altında durdu. Sert, ılık su yorgunluğunu ve gerginliğini alıyordu. Orada durdu, anılardan kurtulamadı…

***

Ayşe, asılı listelerin önüne gitti.

Rate article
Lifequest
Çok Geçmeden Döneceğim…