– Anne, neyin var senin? – Ayşe, annesinin kolundan çekiştirdi. – Niye susuyorsun? Sana soruyorum işte!
– İyiyim kızım, – Emine Hanım önlüğüne ellerini sildi ve pencereye döndü. – Sadece biraz yorgunum bugün.
– Ne yorgunluğu? Emeklisin sen! – kızının sesi sinirli çıkıyordu. – Yarım saattir sana taşınmamızı anlatıyorum, sen hiç duymuyor gibisin.
– Duyuyorum, duyuyorum. Yeni eve taşınıyorsunuz, aferin size.
Ayşe homurdanarak mutfak masasına oturdu, üzerinde dokunulmamış, soğumuş çay bardakları duruyordu.
– Anne, lütfen bana bak! Ne oldu?
Emine Hanım yavaşça kızına döndü. Gözlerinde söylenmemiş gözyaşları parlıyordu ama inatla tutuyordu kendini.
– İyiyim işte, dedim ya. Evinizi anlatmaya devam et.
Ayşe annesine dikkatle baktı. Bir şeyler ters gidiyordu ama ne olduğunu çıkaramıyordu. Annesi bitkin görünüyordu, gözlerinin altında koyu halkalar vardı.
– Anne, babam nerede? Hâlâ yazlıktan dönmedi mi?
– Baban… – Emine Hanım duraksadı. – Baban işleri var diye gecikti. Bahçede uğraşıyor.
– Aralık ayında mı? – Ayşe şaşırdı. – Aralıkta bahçede ne işi olur?
– Şey… karları temizliyor, evi kontrol ediyor. Kış geldi ya.
Kızı kaşlarını çattı. Babası kışın asla yazlığa gitmezdi. “Orada yapılacak bir şey yok, sadece yol parası israf” derdi hep.
– Anne, babamı ara gelsin. İkinizle de konuşmam lazım.
– Rahatsız etme onu, – Emine Hanım hızlıca cevap verdi. – O… meşgul.
– Neyle meşgul? – Ayşe telefonunu çıkardı. – Ben ararım o zaman.
– Yapma! – annesi hızla telefonu elinden aldı. – Lütfen arama onu.
Ayşe bu tepki karşısında şaşkına döndü.
– Anne, ne oluyor? Kavga mı ettiniz?
– Kavga etmedik. İyiyim, dedim ya.
– Ne “iyiyim”i! – Ayşe patladı. – Yüzün bembeyaz, gözlerin kıpkırmızı, babam evde yok, sen de “iyiyim” diye geveliyorsun!
Emine Hanım dudaklarını sıktı ve tekrar pencereye döndü. Camın ardında iri kar taneleri dans ediyor, avluyu beyaz bir örtüyle kaplıyordu.
– Taze çay ister misin? – konuyu değiştirdi. – Bu soğumuş.
– Çay istemiyorum! Gerçeği istiyorum!
Ayşe masadan kalktı ve annesinin tam karşısına geçti.
– Anne, ben senin kızınım. Bir şey olduysa, bilmem gerek. Babam nerede?
Emine Hanım gözlerini kapadı. İçinde bir haftadır taşıdığı acı göğsünü sıkıştırdı. Bir haftalık sessizlik, yarım kalmışlık, numara…
– Baban… – başladı ve sustu.
– Babama ne oldu? – Ayşe annesinin omuzlarından tuttu. – Anne, beni korkutuyorsun!
– Babana bir şey olmadı. Sağlığı yerinde.
– O zaman nerede?
Aralarında uzun bir sessizlik oldu. Emine Hanım önlüğünün kenarını çekiştirerek yere bakıyordu.
– Gülşen’de, – sonunda zorla çıkardı ağzından.
– Hangi Gülşen?
– Gülşen Hanım. Şu yandaki apartmandan.
Ayşe şaşkınlıkla göz kırptı.
– Anlamadım. Ne işi var orada?
– Orada yaşıyor, – fısıldadı Emine Hanım.
Bu kelime aralarına düşen bir taş gibiydi, anlamı yavaş yavaş yayılıyordu.
– Nasıl… yaşıyor? – Ayşe tekrarladı.
– Ona taşındı. Bir hafta oldu. Benimle yaşayamayacağını, onu sevdiğini söyledi.
Kızı sandalyeye çöktü, sanki bıçaklanmış gibi.
– Anne… Bu doğru mu?
– Doğru.
– Ve sen bana “iyiyim” diyorsun?
Emine Hanım sonunda kızına döndü. Yüzü artık tutamadığı gözyaşlarıyla ıslanmıştı.
– Ne diyeyim? Otuz sekiz yıllık eşimin beni komşu için terk ettiğini mi? Artık kimsenin istemediği bir ihtiyar olduğumu mu?
– Anne… – Ayşe fırladı ve annesine sarıldı. – Niye hemen söylemedin bana?
– Üzmeni istemedim. Taşınma var, işlerin, çocukların… Benim dertlerim sana ne?
– Hangi çocuklar? Benim çocuklarım büyüdü! Sen benim annemsin, senin derdin benim derdim!
Emine Hanım hıçkırdı ve kızına sarıldı.
– Ayşecim, çok kötüyüm. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bundan sonra nasıl yaşayacağım?
– Her şeyi anlat bana. En başından.
Koltukta yan yana oturdular. Emine Hanım mendille gözlerini sildi ve anlatmaya başladı.
– Üç ay önce başladı her şey. Baban sık sık gecikmeye başladı, işleri var diyordu. Sonra ilgisizleşti. Eskiden hep sorardı, ne yaptığımı, akşam yemeğine ne pişirdiğimi. Sonra suskunlaştı, ya televizyon izliyor ya da telefonuyla uğraşıyordu.
Ayşe sözünü kesmeden dinledi.
– Önce yoruldu sanmıştım. İşte yoğunluk vardı, yeni proje. Ama sonra fark ettim ki kendine daha çok özen gösteriyor. Yeni gömlekler aldı, kolonya sürer oldu. Eve gelince asık suratlı.
– Hiç şüphelenmedin mi?
– Şüphelendim tabii. Ama belki de bana öyle geliyor diye düşündüm. Bu kadar yıl birlikteyiz, çocuklarımız var, torunlar gelecek… İmkânsız geliyordu.
Emine Hanım yeniden ağlamaya başladı.
– Sonra bir gün markette Gülşen’le karşılaştım. Çok garip davrandı, sıkıldı, gözlerini kaçırdı. İşte o an anladım.
– Ne an




