Toplu Taşımada Yaşanan Utandıran Anlar

Ayşe Hanım aceleyle durağa doğru yürüyor, küçük çantasını göğsüne bastırmıştı. Yağmur yeni dinmişti, asfalt ıslak lekelerle parlıyordu gri ekim gökyüzünün altında. Çantasında eşinin ilaçları için biriktirebildiği iki yüz lira vardı. Mehmet Bey yine bel ağrılarından şikayet ediyordu, doktorun yazdığı ilaçlar o kadar pahalıydı ki emekli maaşı yarım kutuya bile yetmiyordu.

Minibüs durağa gıcırdayarak yanaştı. Ayşe Hanım basamakları tırmanıp şoföre on liralık banknotu uzattı.

“Yirmi beş,” diye homurdandı şoför, ona bile bakmadan.

“Nasıl yirmi beş? Dün yirmi liraydı,” diye şaşkınlıkla mırıldandı kadın.

“Bugün yirmi beş. Zam geldi,” diye sabırsızca direksiyona vurdu şoför.

Ayşe Hanım tereddüt etti. Yirmi beş lira demek, ilaçlara daha az para kalacak demek. Belki de yürüsem mi? Ama eczane üç kilometre uzakta, evde Mehmet Bey bekliyor, acı çekiyor…

“Teyzeciğim, geçebilir misiniz?” diye bir ses geldi minibüsün ortalarından. “Sıra sizde.”

Ayşe Hanım’ın yüzü kızardı. Çantasını karıştırdı, bir on lira daha ve beş lira çıkardı.

“Sağ olun,” diye mırıldandı şoför, paraya bile bakmadan.

Kadın içeri yürüdü, etrafa baktı. Boş yer yoktu. Kulaklıklı genç bir delikanlı telefona dalmış oturuyordu. Yanındaki kız da başını kaldırmadan bir şeyler yazıyordu. Ortada küçük çocuğunu kucağında sallayan bir anne ninni söylüyordu. Çocuk ağlıyordu, anne bitkin görünüyordu.

“Buyurun,” diye birden çocuklu kadın başını sallayarak yerini gösterdi. “Zaten benim oturmam mümkün değil, o durmuyor.”

“Aman canım, sağ olun, ben ayakta dururum,” diye başını salladı Ayşe Hanım.

“Buyurun artık,” diye ısrar etti anne. “Yorgun görünüyorsunuz.”

Ayşe Hanım minnetle koltuğa oturdu. Küçük çocuk ona büyük meraklı gözlerle baktı ve aniden gülümsedi.

“Ne kadar tatlı,” diye iç geçirdi Ayşe Hanım istemsizce. “Kaç aylık?”

“Sekiz aylık. Diş çıkarıyor, ondan huysuz,” diye yorgun cevap verdi anne. “Doktora gidiyoruz, belki bir şey yazar.”

“Ben de eczaneye gidiyorum, eşimin ilaçlarını alacağım. Beli çok ağrıyormuş.”

“Anlıyorum. Benim kayınvalidem de romatizma ağrıları çekiyor.”

Minibüs bir sonraki durakta yavaşladı. Bastonlu yaşlı bir kadın yavaşça basamakları tırmanmaya başladı. Şoför aynadan sabırsızca bakıyordu.

“Hadi ninem, vakit nakittir!”

Bastonlu kadın şaşkın şaşkın etrafa baktı. Tüm koltuklar doluydu. Kulaklıklı genç başını bile kaldırmadan telefona bakmaya devam etti.

“Genç adam,” diye seslendi Ayşe Hanım, “belki yer verirsiniz?”

Delikanlı isteksizce bir kulaklığını çıkardı.

“Ne?”

“Yaşlı teyzeye yer versenize,” diye tekrarladı Ayşe Hanım, bastonlu kadını işaret ederek.

“Ha, tamam…” diye mırıldandı genç, ekrandan gözünü ayırmadan ayağa kalktı.

Yaşlı kadın minnetle başını sallayıp yavaşça koltuğa oturdu.

“Sağ ol tatlım,” diye teşekkür etti Ayşe Hanım’a. “Hâlâ iyi insanlar var.”

Ayşe Hanım utandı. Kendisi de bastonlu kadını hemen fark etmemişti, genç anneyle konuşurken.

Minibüs trafik ışığında aniden durdu. Herkes öne doğru savruldu. Çocuk ağlamaya başladı.

“Dikkatli olun!” diye tepki gösterdi anne. “Araçta çocuk var!”

“Yollar böyle, istesen de sarsılıyor,” diye tersledi şoför. “Beğenmiyorsanız taksi çağırın.”

“Herkesin taksiye parası yetmez,” diye sessizce konuştu bastonlu kadın. “Hastaneye gitmem lazım, artık yürüyemiyorum.”

“Hepimiz tasarruf ediyoruz,” diye onayladı Ayşe Hanım. “Fiyatlar artıyor, maaşlar aynı.”

“Aynen öyle,” diye başını salladı genç anne. “Ben doğum izindeyim, eşim tek çalışıyor. Her kuruşu hesaplıyoruz.”

Minibüste bir anlayış havası oluştu. Yolcular birbirine bakıp sessizce onayladı. Herkes diğerlerinin de zor durumda olduğunu, her kuruşu saydığını anlıyordu.

“Eskiden otobüslerde biletçi olurdu,” diye iç çekti bastonlu kadın. “Ne kibarlıktı, bilet keser, üstünü tam verirdi…”

“O günler başkaydı,” diye onayladı Ayşe Hanım. “Her gün zam da olmazdı.”

“Zam mı? Nezaket vardı,” diye araya girdi penceredeki kırklı yaşlardaki kadın. “İnsana saygı.”

Kulaklıklı genç başını kaldırıp konuşmaya kulak verdi.

“Belki de biz birbirimize kayıtsız kaldık?” diye beklenmedik bir şekilde konuştu. “Herkes telefonunda, kimse kimseyi görmüyor.”

Ayşe Hanım şaşkınlıkla delikanlıya baktı. Böyle bir şey söyleyeceğini beklemiyordu.

“Doğru söylüyorsun,” diye onayladı bastonlu kadın. “Torunum da öyle, hep bilgisayar başında. Benimle konuşmaya vakti yok.”

“Nine, siz anlatın bir şeyler,” diye önerdi genç, telefonunu cebine koyarak. “Eski günlerden.”

Yaşlı kadın canlandı.

“Ne anlatayım… İsterseniz dedenizle nasıl tanıştığımı anlatayım? O da toplu taşımadaydı.”

“Anlatın,” diye birkaç ses birden istedi.

“Beş yedi senesiydi, troleybüste gidiyordum. O da asker üniformalı, yakışıklı bir genç, yanımda duruyor

Rate article
Lifequest
Toplu Taşımada Yaşanan Utandıran Anlar