Yağmurdan Sonra Güneş…
— Ayşe, gel bir dakika. Bodrumdan patates çıkardım, sana da biraz vereyim.
Ayşe, komşusunun bahçesine doğru yöneldi.
— Çok teşekkürler, Teyze Emine, mutlaka size geri öderim.
— Neyle ödeyeceksin ki? Ah, yazık. Ödeyecekmiş. Önceden düşünseydin çocuk doğururken. Mehmet hiç sağlam bir adam olmadı zaten.
Ayşe, yutkundu. Çünkü maaşa daha bir hafta vardı ve sütle ekmek ancak bu kadar götürürdü. Kendi idare ederdi belki, ama evde üç çocuğu bekliyordu. Mehmet, komşunun bahsettiği adam, bir zamanlar onun kocasıydı. Artık değildi, çünkü geçen yıl devletin üç çocuğa ne araba ne de ev vereceğini öğrenir öğrenmez eşyalarını toplayıp, “Böyle sefalette yaşayamam,” demişti. Ayşe o sırada bulaşık yıkıyordu ve elinden bir tabak düşmüştü.
— Mehmet, ne diyorsun sen? Erkek adamsın. İyi para kazandıran bir iş bul, yoksulluk çekmeyiz. Bunlar senin çocukların. Hep daha fazla çocuk istediğini söylerdin.
— İstedim, ama devletin bu kadar kayıtsız kalacağını bilmiyordum. Boşuna çalışmak da anlamsız geliyor, demişti Mehmet.
Ayşe’nin elleri düşmüştü.
— Mehmet, ya biz ne olacağız? Bunları tek başıma nasıl büyüteceğim?
— Bilmem Ayşe. Hem neden tek çocuk yeter diye diretmedin? Kadınsın, böyle şeyler olabileceğini anlamalıydın.
Ayşe cevap veremeden Mehmet kapıyı çarpıp otobüs durağına doğru koşmuştu. Gözleri doldu, ama o sırada üç çift gözün ona baktığını fark etti. En büyükleri Ali, bu yıl okula başlayacaktı. Mustafa henüz beş yaşındaydı ve küçük yıldızları Meryem ise iki yaşına yeni basmıştı. Ayşe yutkundu, gülümsedi.
— Kim gözleme istiyor?
Çocuklar neşeyle bağırdılar, ama Ali akşam sordu:
— Anne, babam bir daha gelmeyecek mi?
Ayşe ne diyeceğini bilemedi, sonra basitçe cevap verdi:
— Hayır, yavrum…
Ali bir süre burun çekti, sonra ekledi:
— Öyle olsun, biz onsuz da yaparız. Sana yardım edeceğim.
Akşam sağımdan döndüğünde çocukların yataklarında olduğunu bilmek iyi hissettiriyordu. Ali’nin nasıl bu kadar çabuk büyüdüğüne şaşırıyordu.
***
Patates için teşekkür ettikten sonra eve doğru yürüdü. “Allah’ım, ne zaman ısınacak? Bu yıl kış bir türlü bitmiyor.” Patates yetecekti aslında, ama bir gece öyle bir don vurdu ki, bodrumdakiler bile donmuştu. Köylüler onlara acıyordu elbet. Köyde insanlar iyiydi, ama bir yandan da onun aptal olduğunu hatırlatmayı seviyorlardı. Aptal mıydı? Şimdi çocuklarından birinin olmadığını düşünemiyordu bile. Zordu, ama idare ediyorlardı. Yeni kıyafetler, oyuncaklar isterdi çocuklar, ama hiç sormazlardı. Annelerinin eline para geçtiğinde alacağını bilirlerdi. Bu yaz Ali’yle büyük bir sera kurmayı planlıyorlardı. Belki naylondan olacaktı ama ne kadar salça, turşu yapabileceklerini hesaplamışlardı. Ayşe kovayı diğer eline aldı ve bir kalabalık gördü. Köyde bu saatte üç kişi bile kalabalık sayılırdı. Kalabalık onların bahçesinin önündeydi. Yaklaştıkça duydu:
— Kocaman bir şey, av köpeği galiba.
— Belki domuz sarmıştır. Yok, yaşayamaz bu.
Ayşe, herkesin baktığı yöne göz attı ve içi sıkıştı.
— Niye öyle dikilip duruyorsunuz? Yardım etmeliyiz!
Komşular döndü. Biri:
— Ayşe, ne diyorsun? Dişleri gözüküyor, kim yaklaşabilir buna? Zaten kurtarılamaz.
— Nasıl kurtarılamaz? İnsanlardan yardım istemek için gelmiş!
Karların üzerinde dev gibi bir köpek yatıyordu, av köpeği miydi, değil miydi bilemezdi. Ama yarası ciddiydi. Köpek iriydi, ama Ayşe’nin gözünde sadece acı vardı. İnsanlar güldü, dağıldı. Kimse başına iş almak istemiyordu.
Ayşe, köpeğin kulak arasını okşadı.
— Dayan, biraz daha. Hemen bir battaniye getireyim, seni eve taşıyacağız.
Arkadan bir ses:
— Anne, battaniyeyi getirdim. Eski buzdolabının kapağını da tahtaya koyabiliriz.
Ayşe döndü, Ali oradaydı, gözleri doluydu. Köpek battaniyeyi dişleriyle tutup inledi. Ayşe yarayı temizlerken bayılmıştı. Küçükler koltuktan gözlerini ayırmıyordu.
— Anne, yaşayacak mı?
Ali, köpeğin başını okşadı, gözleri açılmıştı.
— Yaşayacak, biz ona bakacağız.
Ertesi gün Ayşe ahıra varır varmaz kadınlar etrafını aldı.
— Ayşe, senin kafanda ne var? Kocaman, yabani bir köpeği eve almak, hem de çocukların yanına?
— Haklısın. Zaten aç gezen üç çocuğu var. Hem ne faydası var? Ölecek, ölmezse de birini ısırır.
Ayşe yükseltti sesini:
— Sizin işiniz gücünüz yok mu da benim hayatıma karışıyorsunuz? Zeynep, dün Fatma senin saçını yolduracağını söylüyordu, kocası sana bahçeden geliyormuş. Sen de Tülin, kendi evine bak, benimkine karışma. Oğlun dün yine market önünde bira içiyordu, daha 14’ünde!
Kadınlar sustu, geri çekildi. Ayşe hiç böyle konuşmazdı. “Süt de almalıyım. Belki Karabaş içer.” Köpeğe Karabaş adını Ali vermişti. Onun yanından ayrılmıyor, su veriyor




