Eski günlerde, ellinci yaşını kutladıktan sonra, Aylin, mayıs başında bir izin alıp yavaş yavaş yazlık evindeki işleri halletmeye karar verdi. Eşi Ahmet de ısrar ediyordu.
“Tabii ki seninle yazlığa taşınıyoruz. Rahat rahat bahçeyle uğraş, ben de işten sonra ve hafta sonları gelirim.”
“Haklısın, zaten bu sene denize gitmiyoruz, yıldönümüm için restoranda harcadığımız para yeter de artar bile. Ahmetciğim, yıldönümüm harika geçti, teşekkür ederim sana…” diyordu Aylin.
İzni gelip çattığında, yazlık için bazı eşyaları, fideleri topladı, eşini bekledi. Nihayet Ahmet geldi:
“Hazırım, arabaya her şeyi yükle. Akşam yemeğini de yanımda getirdim, kutuların içinde.”
Yazlığa giderken, Ahmet birden ağzındaki baklayı çıkardı:
“Yazlık fikri iyi oldu, ama sana tam destek olamayacağım. Patron beni beklenmedik bir şekilde bir iş gezisine gönderiyor.”
“Ne kadar, Ahmet?”
“İki hafta, ama ilk fırsatta gelip sana yardım edeceğim. Komşu şehre gidiyorum.”
Aylin, elli yaşına kadar her şeyi başarmıştı. İyi bir eş, sağlam bir yuva, yetişkin ve bağımsız çocuklar. Her şey yolundaydı: geniş bir ev, güzel bir araba, yazlık, saygın bir iş ve düzgün bir maaş.
Bir de çocukluktan beri her şeyini paylaştığı can dostu Derya vardı. Birlikte okumuşlar, aynı üniversiteye gitmişler ve yıllardır aynı ofiste çalışıyorlardı. Derya hareketli ve renkli bir kadındı, sık sık erkek değiştirirdi, ama aşk hayatında şansı pek yaver gitmezdi. Her seferinde hayal kırıklığına uğrardı.
Liseden sonra talihsiz bir olay yaşamıştı. Sınıf arkadaşından hamile kalmıştı.
“Derya, hastaneye gidiyoruz,” demişti annesi, kızının halini görünce neredeyse aklını kaybedecekti, ama son anda kendini toplamıştı. “Hemen bu işi halledeceğiz… Sen üniversiteye gideceksin, hayatını bağlama.”
Annesi, sessiz sedasız, tanıdıklarla halletti bu işi. Kimse duymadı. Ama o günden sonra Derya bir daha çocuk sahibi olamadı.
İki kez evlenmişti. İlk eşiyle sakin bir hayat sürmüştü, ama bu durgunluk onu boğmuştu. Canlı ve güzel bir kadın olarak kendini tutamamış, birkaç kez aldatmıştı. Sonra itiraf etmiş, kocası da boşanma davası açmıştı.
“Derya, anlamıyorum seni. Kocan İbrahim nasıl adamdı, kültürlü, zeki? Çok çalışıyordu evet, ama senin için uğraşıyordu,” diye şaşkınlığını dile getirirdi Aylin.
“Canım sıkılıyordu onunla, üzülme canım, bir gün benim de yıldızım parlayacak.”
Sonra yakışıklı bir adamla daha evlenmişti. Konserde tanışmıştı Tolga’yla. O şarkı söylüyordu, Derya dikkatini çekmiş, sonra yanına gitmişti. Tolga da bu çekici kadına ilgi göstermişti.
“Deryacığım, sen benim ilham kaynağımsın, sadece senin için söylüyorum,” diyordu.
Onun eğlenceli hayatı Derya’nın hoşuna gidiyordu: sürekli davetler, alkol, kadınlar, erkekler… Ama sonra Tolga hafta sonlarını evden uzakta, onsuz geçirmeye başladı. Sarhoş geliyordu, Derya dayanıyordu. Ama bir gün dayak atmaya kalkınca, hemen eşyalarını toplayıp terk etti onu. Mutsuzdu.
Aylin teselli ediyordu:
“Derya, yanlış yerlerde arıyorsun erkekleri. Sakin, düzgün birini bulmalısın…”
Aylin, kendi mutlu aile hayatı yüzünden Derya’ya karşı suçluluk hissediyor, ona erkek tanıştırmaya çalışıyordu. Ama Derya’nın hevesi çabuk kaçıyordu. Elli yaşına geldiğinde yalnızdı, ama neşesini kaybetmemişti. Ara sıra kısa süreli ilişkiler yaşasa da, hiçbiri uzun sürmedi.
Ahmet ve Aylin eşyaları boşaltıp evi düzenlediler. Sabah olunca Ahmet, iş gezisi için hazırlanmak üzere eve döndü. Aylin yazlıkta genel bir temizliğe girişti. Bir ay boyunca burada kalacak, doğanın tadını çıkaracaktı. Öğlene doğru işini bitirdi, pencereden komşusu Meryem’i gözledi. Kış biter bitmez yazlığa yerleşirdi Meryem.
Ama evin arka tarafına, banyoyu temizlemeye giderken, Meryem’in bahçesinde bir adam gördü. Adam telaşsızca iş yapıyor, etrafa pek bakmıyordu. Geniş omuzlu, orta boylu, sporcu yapılı bir adamdı. Bahçeden geçerek selam vermeye karar verdi.
“İyi günler, Meryem Hanım’ı göremedim, hasta mı acaba? Ben Aylin, komşunuz.”
“Evet, biraz rahatsız, evde dinleniyor. Ben izne geldim, yardım edeyim dedim. Kardeşime destek olmalı, oğlu uzakta. Ben Orhan, Meryem’in küçük kardeşiyim. Artık komşuyuz, birbirimize yardım ederiz,” diye gülümsedi.
Komşuların işleri hızla ilerliyordu. Aylin, Orhan’ı beğenmişti. Yakışıklı sayılmazdı belki, ama sesi hoştu. Elli yaşlarında görünüyordu.
“Tamam, şimdi Meryem Hanım’ı ziyaret edeyim, uzun zamandır görüşemedik,” diyerek komşusunun kapısını çaldı.
“Selam komşu, ne oldu sana?” diyerek masaya bir kutu çikolata ve bisküvi bıraktı.
“Vay, Aylinciğim, merhaba! Bekliyordum seni, hafta sonu gelirsin diye.”
“Ben sadece hafta sonu değil, tüm iznim boyunca buradayım. Ahmet iş gezisine gitti ama gelip yardım edecek. Neyse, ben de yava




