**Yazıyorum, çünkü kimse dinlemiyor…**
81 yaşıma bastığımda osteoporoz teşhisi kondu ve yürümekte zorlanmaya başladım. Oğlum Emre ve eşi Yasemin, bana bakmanın artık zor olduğunu söyleyip, beni bir huzurevine getirmeye karar verdiler.
*”Anne, işimiz var, sana bir hemşire gibi bakamayız,”* dedi Emre, yüzüme bile yeterince bakmadan.
Anlamıyordum. Evde hep sessiz dururdum, yürüteçle dolaşırdım ki kimseyi rahatsız etmeyeyim. *”Yapmayın, rica ederim,”* diye yalvardım. *”Baban Mehmet’in bana bıraktığı bu evde, son nefesime kadar kalmak istiyorum.”*
Aşırı kibirli bir tavşan
Aşırı kibirli bir tavşan
Emre elinin yüzüyle yanıt verdi: *”Anne, bu ev senin için çok büyük! Yasemin’le burada yaşarsak, spor odası bile yapabiliriz!”*
İşte o an anladım: Beni huzurevine göndermelerinin sebepi, benim sağlığım değil, evimi almak istemiyordu. Kalbim kırıldı. *”Nerede hata yaptım?”* diye düşündüm o gece. Onu iyi yetiştirdiğimi sanıyordum.
Sonra kendimi komşu şehirdeki bir huzurevinde buldum. *”Merak etme, sık sık ziyarete geleceğiz,”* demişti Emre. Ama bu bir yalandı.
Günler geçiyor, ben ise her gün mektup yazıyordum. *”Gelir misiniz? Yalnızım,”* diye. Hiç cevap yoktu, hiç ziyaret yoktu.
İki yıl sonra bir gün, hemşire kapımı çaldı: *”Resmiyonda birisi sizi bekliyor.”*
*”Acaba Emre mi?”* diye düşündüm, hemen yürütece sarıldım. Ama gelen oğlum değil, yıllardır görmediğim birisiydi.
*”Anne!”* diye seslendi, bana yapışarak.
*”Levent? Sen misin?”* Gözlerime inanamıyordum.
*”Benim anne. Eve geldim, ama seni bulamadım,”* dedi.
*”Emre ve Yasemin’e söyledin mi? Beni buraya getirdiler ve bir daha hiç gelmedi—”*
Levent derin bir nefes aldı: *”Anne… üzgünüm, bilmiyor muydun? Geçen yıl evde yangını çıkmış. İkisi de…”*
Kelim yutkundum. Kalbim acıyla doldu. Oğlum, ne kadar kırıcı olsa da, ölmüşt




