Yaşanmış bir hikayedir bu…
“Güneş yağmurdan sonra daha bir güzel gülümser…” diye fısıldadı Havva, komşusun evine doğru yürürken.
“Emine Teyze, buyur gel içerü. Şu kilerde patates vardı, sana da bir küfe doldurdum.”
Havva, teyzesinin sesini duyunca avluya yöneldi.
“Çok sağ olun, bir gün mutlaka ödeme yaparım size.”
“Ne ödemesi kızım? Ah, şu talihsizliğe bak. Şimdi mi aklına geldi? Daha evlen bir adam bulacağına düşünseydin. Fikret hiçbir zaman adam olmadı zaten.”
Havva, kırıcı sözleri yuttu çünkü maaşına daha bir hafta vardı. Sütünü sulandırıp içiyordu ama çocuklarına nasıl yetecekti? Üç yıldızı vardı evde… Fikret, komşunun bahsettiği adam, kısa bir süre önce onları terk etmişti. Geçen yıl devletin üç çocuklu ailelere ne araba ne ev verdiğini öğrenince, “Böyle sefalette yaşamam,” diyerek eşyalarını toplayarak gitmişti. Havva o sırada bulaşıkları yıkıyordu; bir tabak elinden kayıp kırıldı.
“Fikret, sen ne diyorsun? Erkek adam iş bulup çalışır. Çocukların bunlar! Sen hep daha çok çocuk istiyordun.”
“İstiyordum ama devlet bizi gurbete attı. Boşuna çalışmamın için yok,” demişti Fikret.
Havva’nın elleri düşmüştü.
“Fikret, ya ne olacak bizim halimiz? Nasıl bakarım bu çocuklara tek başıma?”
“Bilmem ki… Hem neden bir çocuk yeter demiştin? Sen kadınsın, böyle şeyler olabileceğini bilmeliydin.”
Havva cevap veremeden, Fikret kapıdan fırladı. Durağa doğru koştu. Gözleri kızarmıştı ama o sırada üç çift gözün kendisine bakışını hissetti. En büyükleri Serhat, bu sıra okula başlayacaktı. Mehmet beş yaşındaydı. Yıldızları ise Melek, daha iki yaşında… Havva yutkundu, gülümsedi.
“Haydi, kim gözleme yemek ister?”
Çocuklar sevinçle gülüştüler. Ama Serhat akşam yatağa girmeden sordu:
“Anne, babam artık geri gelmiyecek mi?”
Havva ne diyeceğini bilemiyordu. Sonra usulca, “Hayır oğlum,” dedi.
Serhat burun çekti. Sonra: “Olsun, biz onsuz da yaşarız. Ben sana yardım etcem,” dedi.
Havva akşam sağım dönüşü geldiğinde, çocukların yatmış olduğunu gördü. Şaşırdı; Serhat nasıl bu kadar çabuk büyümüştü?
***
Patates için teyzesine teşekkür edip evine doğru yürüdü. “Allah’ım, ne zaman ısınacak bu hava? Bu kış bir başka çetin geçiyor.” Patatesleri yetecekti ama bir gece öyle bir şiddetli soğuk bastırdı ki, kilerdekiler bile dondu. Köylüler onlara acıyordu. Köyde insanlar iyiydi ama bir yandan da ona “aptal” diyorlardı. Aptal mıydı? Şimdi o çocuklarından birinin olmadığını düşünemiyordu bile. Zor olsa da idare ediyorlardı. Yeni elbiseler, oyuncaklar isterdi ama çocukları hiçbir şey istemiyordu. Anlıyordu. Bu sene Serhat’la büyük bir sera yapmayı planlamışlardı. Pet şişelerden yapılmış bir sera, ama daha çok domates ve salatalar ekeceklerdi kış için.
Elindeki kovayı diğer tarafa aldığı sırada bir kalabalık gördü. Köyde üç kişi bile kalabalık sayılırdı. Havva, kalabalığın kendi evinin önünde topluştuğunu fark etti. Yaklaşırken şu sözleri duydu:
“Bu kadar büyük bir köpek, av köpeği olsa gerek.”
“Domuz yaralamış herhalde. Yaşamaz bu.”
Havva bakışlarını yere çevirdi ve dehşete kapıldı. “Ne duruyorsunuz? Yardım etmek gerek!”
Komşusu döndü. “Havva, ne diyorsun? Görmedin mi şu dişleri? Kim yaklaşırsa deler. Üstelik zaten ölüm döşeğinde.”
“Yardım etmezsiniz öyle mi? İnsanlardan medet ummuş, gelmiş buraya.”
Karların üzerinde dev gibi bir köpek yatıyordu. Av köpeği miydi, değil miydi bilinmezdi ama yarası derindi. Köpek irkildi ama Havva hiç korkmadı. Gözlerindeki acıyı görebiliyordu. Köylüler gülüşüp dağıldılar. Kimin derdi?
Havva, köpeğin kafasını okşadı.
“Dayan biraz. Hemen bir battaniye getireceğim, seni eve taşıyacağız.”
Arkada bir hışırttı duydu.
“Anne, battaniyeyi getirdim. Şu eski buzdolabının kapağını da tahta gibi kullanabiliriz.”
Havva döndü; Serhat oradaydı, gözleri kızarmıştı. Köpek battaniyeyi dişleriyle tuttu. Havva yarayı temizlerken köpek bayıldı. Küçükler koltukta, gözleri fal taşı gibi açılmış izliyorlardı.
“Anne, yaşayacak mı?”
Serhat köpeği okşuyordu. Köpek gözlerini açmıştı.
“Yaşayacak. Biz ona iyi bakacağız.”
Ertesi gün çiftliğe gittiğinde işçi kadınlar etrafını sardı.
“Havva, aklın başına topla. Bu dev köpeği evine soktun hem de çocuklarını yanına! Nasıl besleyeceksin? Üstelik ölür, sonra çocuklar üzülür.”
Havva sesini yükseltti:
“Siz kendi işinize dönün! Zeynep, duydun mu dün Kezban senin sahibinin peşine gittiğini söylemiş. Ayşe, senin oğlan gene bakkal önünde bira içiyor, 14 yaşında daha!”
Kadınlar şaşkınlıkla geri çekildiler. Havva hiç böyle konuşmazdı.
“Bir de su almayı unutmayayım. Belki Karakulak içer.”
Serhat köpeğe Karakulak adını takti. Onunla yatıp kalkıyordu. Akşam köpek biraz süt içti.
“Aferin, sen iyileşeceksin…”
Köpek gerçekten iyileşti




