— Ne yaptığınızı anlamıyorum! Yeşile dönüp gitmeliyiz, durmak yok! — diye bağırdı arka koltuktaki yaşlı hanımefendi, deri çantasının kenarına parmak uçlarıyla hafifçe tıkırtı yaparak.
— Üzgünüm, önümüzde bir araç duruyor, çarpmam mümkün değil — diye sakin bir sesle yanıtladı taksi şoförü, başını çevirmeden.
— Kızımla buluşmam var, acele ediyorum! Bir yol açın lütfen! — diye ısrar etti yolcu.
— Görüyorsunuz, kaza tıkanıklığı. Sabredelim, sabır en iyi yakıt — diye arkasındaki aynaya bakarak ekledi.
— Allah’ım, ne kabus! — diye geriye yaslanıp derin bir nefes aldı. — Her şey ters gidiyor. Önce kavga, şimdi de gecikme…
Taksi, yoğun bir İstanbul sokağında ağır ağır ilerliyordu. Şoför, Yaşar Kaptanoğlu, arkasındaki aynadan yolcusuna göz attı. Yaklaşık altmış yaşında, açık gri takım elbiseli, kısa saçlı bir kadın, çantasının fermuarını sinirle çeke çekmeye başladı; alt dudağı hafifçe titriyordu.
— Biliyor musunuz, bazen en önemli buluşmalar bir iki dakikalık gecikmeyle daha anlamlı olur. Kader bize düşünmek için zaman tanır — diye aniden konuştu Yaşar.
Kadın şaşkınlıkla ona baktı.
— Bu siz misiniz? — diye sordu.
— Evet, ben. Kavga ettiniz, belki bu tıkanıklık, kızınıza ne söyleyeceğinizi düşünmek için bir fırsattır — dedi, sesinde derin bir sakinlik vardı.
— Danışma istemedim, ama… — diye bağırdı kadın, ardından bir an sonra ağır bir nefes alarak devam etti. — Aslında bir şey değişmedi. Kızımla tartıştım. O, ülkeyi terk etmek istiyor, burada gelecek olmadığını söylüyor. Ben ise yalnız kalacağım diye korkuyorum.
— Benim adım Yaşar Kaptanoğlu — dedi şoför, bir an durup. — Benim taksimde yolcular sık sık hayat hikayelerini anlatır; belki sizin için de bir nebze olsun rahatlatır.
Kadının adı Gülbahar Çelik oldu, ve sadece Türkçe’de kullanılan bir isimdi. Gülbahar, gözlerini çantasının içindekilere dikti.
— O, Brezilya’da daha iyi yaşayacağını düşünüyor. Brezilya ne? Orada ne bulmuş acaba? — diye sızdırdı.
Yaşar bir trafik ışığında durdu, biraz düşündü ve cevapladı:
— Benim de bir oğlum var, on yıldan beri Kanada’da. İlk başta ben de karşı çıktım.
— Nasıl başa çıktınız? — diye merakla sordu Gülbahar.
— Başta hiç bir şey işe yaramadı. Kızgın, telefonlarını açmazdım. Sonra anladım ki, zamanı harcıyoruz. Hayat kısa; kırgınlığı taşımak, cebimize taş koymak gibi bir şey. Kendimize zarar veririz.
Taksi yavaşça akmaya başladı.
— Kolay söylemek, ama oğlum ara sıra arar mı? — dedi Gülbahar.
— Tabii ki. Video görüşmeleriyle haftada bir konuşuruz. Torunlarımı da görürüm, “Dede Yaşar” diye bağırırlar. Geçen yıl onlara uçtum; hayatımda ilk kez yurt dışına çıktım.
— Yalnız mı hissettiniz? — diye sordu Gülbahar.
— Korktum, elbette. Ama oğlumun ve torunların mutlu gözleri gördükçe o korkular erir. Dünya o kadar da büyük değil; mesafe çoğu zaman kafamızda kalır.
Gülbahar pencereye bakarak düşündü.
— Neden burada mutsuz olduğunu anlamıyorum. İyi bir işi, güzel bir dairesi var…
— Sormadınız mı? — dedi Yaşar, bir çukurun üzerinden geçerken. — Gerçekten sorup, suçlamadan, yargılamadan dinlediniz mi?
Gülbahar sustu. Dışarıda bahar rüzgârı hafifçe esiyordu.
— Belki de sorularla başlamalıyız. — dedi Yaşar. — Ben taksiye emekli olduktan sonra başladım. Üç yıl bir fabrikada mühendislik yaptım. Yıllar içinde öğrendim ki, insan en çok dinlenildiğinde rahatlar. Yargılamadan, tavsiye vermeden sadece dinlemek…
— Bu işinizle gerçekten insanlara yardımcı oluyor musunuz? — diye hafif bir ironiyle sordu Gülbahar.
— Bilmiyorum, ama müşterilerimin çoğu yolculuk sonunda daha sakin olur. Geçen ay bir gençle gittim; nişan yüzüğünü unuttu, ben de geri getirip bulduk. O da bana arayıp “Kız evet dedi” dedi.
Gülbahar gülümseyerek, çantasından bir fular çıkardı.
— İşiniz çok ilginç, Yaşar Bey.
— İnsanlar ilginç, — diye ekledi şoför. — Sadece 15 dakikada sizin gibi sevgi dolu bir anne tanıdım; yalnız kalmaktan korkuyorsunuz, bu çok normal.
— Bu kadar kolay söylemiyorsunuz… — dedi Gülbahar.
— Çünkü yalnızlık korkusu insana özgü. Çocuklarımızın mutluluğu ise daha da doğal. Onların mutluluğu bizim hayalimizle uyuşmuyorsa, belki de yeni bir perspektif gerekir.
Gülbahar gözleri hafifçe doldu.
— Peki, oğlunuzun Kanada’da gerçekten mutlu olduğunu nasıl anladınız? — diye sordu.
— Ben de onun kararını kabul ettim. İlginç olan şu ki, geri çekilince aramızda gerçek bir bağ oluştu. Artık her şeyi paylaşırız; kalbimizdeki sıkıntıları, sevinçleri.
Taksi bir ışıkta durdu, Yaşar dönerek konuştu:
— Gülbahar Hanım, dürüst olalım; siz hâlâ kızınızı geri getirmeye çalışıyor musunuz?
Kadın başını eğdi.
— Sanırım… bir konuşma hazırladım, geleneksel değerlerden bahsedeceğim…
— Ya da sadece onu dinleyin. Neden Brezilya? Neler çekiyor? Belki bir sevgilisi var, belki harika bir iş fırsatı… — dedi Yaşar, yeşil ışığa geçerken.
— Orada bir arkadaşı var, üniversiteden tanışmış… — dedi Gülbahar. — Tasarımcı, özel şartlar varmış.
— İşte, şimdi netleşiyor. Brezilya hakkında ne biliyorsunuz? — diye sordu.
— Sadece karnaval, futbol, kahve… — omuz silkerek cevapladı.
— O zaman birlikte araştırın. Onun karar




