“Dostluktan Ayrılık”
Böyle bir şey olabilir mi, en yakın arkadaşların boşanırsa dost kalabilir misin?
Hep boşanmanın sadece karı koca arasında olduğunu sanırdım.
Meğer bütün arkadaşları da etkilermiş…
Bizim grup Detroit’te değil, İstanbul’un o şirin sayfiyelerinden birinde, tertemiz bahçeli evlerin, uzun caddelerin ve yol kenarındaki posta kutularının olduğu bir yerde kuruldu.
Önce “yeni yaşam” kurslarında, yerel Yahudi cemaatinin etkinliklerinde, çocukların doğum günlerinde ve okul müsamerelerinde bir araya geldik. Birkaç yıl sonra artık tatiller ve hafta sonları birbirimiz olmadan geçmiyordu.
Grupta altı çift vardı.
Ben ve eşim.
Elif ile Ahmet — en yakınlarımız.
Ve aynı yaşlarda çocukları olan dört aile daha.
Takvimimiz tıpkı büyük bir aile gibi doluydu:
Yaz — göl kenarında mangal, közde mısır ve parkta havai fişekli Cumhuriyet Bayramı kutlamaları.
Sonbahar — elma şarabı, Cadılar Bayramı ve Şükran Günü.
Kış — kayak, Hanuka, Yılbaşı ve çocuklarla Antalya’da tatil.
İlkbahar — Pesah ve geleneksel Seder sofraları.
Bu dostluğun sonsuza dek süreceğini sanıyorduk.
Ta ki bir gün Elif telefon açıp sakince şunu söyleyene kadar:
“Ahmet’le boşanıyoruz.”
Donakaldım, eski bir bilgisayar gibi çöktüm. Onlar örnek bir çiftti! İlişkilerinde tek bir bulut yoktu… Yoksa biz mi görmek istemiyorduk, çünkü böylesi daha kolaydı?
Sonunda ağzımdan ilk çıkan şu oldu:
“Peki ya senin evindeki Şükran Günü yemeği? Hindi dolması yapacağına söz vermiştin…”
Yine de kutlama oldu, ama bu sefer bizim evdeydi — hindi ziyan olmasın diye.
Ahmet yeni sevgilisiyle geldi.
“Biz medeni insanlarız,” diyerek arkadaşlara utançla göz kırptı.
Güzel mi güzel bir kızdı, otuzunu bile görmemişti: beline kadar uzun saçlar, sonsuz bacaklar ve zar zor poposunu kapatan şortlar. Erkekler belli etmeden yutkundu, kadınlarsa gözlerini devirdi.
Elif alaycı bir kahkaha attı:
“Hadi bakalım, bu kız Ahmet’in ne kadar cimri olduğunu öğrenince nasıl şarkılar söyleyecek!”
Sonra birden bana döndü:
“Sen kimin tarafındasın zaten?!”
O akşamın tadı kaçtı.
Elif, intikamını bir sonraki doğum gününde getirdi: Üzerine bol gelen bir takım elbise ve yuvarlak gözlüklerle dolaşan yaşlı bir bilgisayar mühendisiyle geldi. Adam bütün akşam sıkıcı, “akıllıca” konuşmalar yapıp vasat şakalar anlattı, ama ne erkekler ne de kadınlar ona ilgi gösterdi.
Artık evdeki tek konu bu boşanmış çift oldu.
Kadınlar Elif’i destekliyordu.
Erkeklerse Ahmet’in “alçaklığına” kızıyor gibi yapıyor, ama içten içe ona gıptayla bakıyordu.
Zorlu bir diplomasi dönemi başladı.
Benim doğum günümde sadece Elif ve çocukları davet edildi — “çocuklar eğlensin diye.”
Yaz mangalında ise Ahmet ve son model sevgilisi vardı — “herkes yiyip içiyor zaten, fazla konuşmaya gerek yok.”
En zoru da yıldönümleriydi.
Selin, gümüş yıldönümü hazırlığı yaparken telefonda dramatik bir sesle iç çekti:
“Gamze, nasıl oturtacağız onları? Bakışmalarına dayanamayız.”
Beraber bir saat boyunca oturma planı çizdik:
Ahmet ve sevgilisi — köşeye, sütunun arkasına.
Elif — şömine yanına, tatlı masasına.
Çocuklar — nereye uyarsa.
“Belki şansımıza biri hastalanır da gelmez?” diye umutla mırıldandı Selin, sonra kendi kendine özür diler gibi fısıldadı.
Doruk noktası kızlarının mezuniyetinde yaşandı.
Sevdikleri pizzacının salonu, çiçekler, balonlar, müzik.
Elif — uzun masanın bir tarafında.
Ahmet — diğer tarafında.
Tam ortada — bir pasta, sınır çizgisi gibi.
Ahmet’in güzel sevgilisi, genç erkeklerin ilgisini çeken dekoltesiyle telefonuna bakıyordu. Kadınlar kocalarına öfkeli bakışlar atıyor, erkeklerse sadece pizzayla ilgileniyormuş gibi yapıyordu.
Ben ortamı yumuşatmaya çalıştım:
“Önemli olan ikinizin de burada olması. Çocuğunuz mutlu oldu ya…”
O kadar buz gibi bir hava esti ki, pizza dondurmaya döndü.
Zamanla her şey yerine oturdu.
Elif’le daha sık görüşür olduk — hem daha keyifli, hem de daha güvenli.
Ahmet’le iletişimse sadece nadir “beğeniler” ve Migros’ta tesadüfi karşılaşmalara dönüştü.
Şunu anladım: Boşanan sadece karı koca olmuyor. Biraz da arkadaşlar boşanıyor.
Artık her kutlamamız Birleşmiş Milletler toplantısı gibi: katı protokol ve özenle hazırlanmış oturma düzeni.
Mesela Şükran Günü’nü iki ayrı oturumda yapıyoruz:
Önce Elif’le — hindi ve tatlı patates.
Sonra Ahmet’le — biftek ve yeni mini şortlu peri kızı.
Geçen gün düşündüm:
Eğer bir çift daha boşanırsa, her etkinlik için ayrı WhatsApp grupları açmak zorunda kalacağız.
Dostluk hâlâ var, ama artık Migros üyeliği gibi — bireysel, kısıtlamalı ve katı kullanım şartlarıyla.
Bazen şöyle düşünüyorum: Eğer dostluktan resmen boşanabilseydik,
biz de belgeleri imzalardık —
avukatsız ve nafakasız,
ama mangal günleri takvimi ve “ortak arkadaşlarla hafta sonu görüşme hakkı”yla.
💔 Boşanma bulaşıcı bir şey. Başkasınınki bile olsa…




