Uzun yıllar önce, bir uçuşta gerilim hâkimdi. Yolcular, yaşlı kadına karşı soğuk bakışlar atıyordu; yerlere oturunca herkesin gözleri ona çevrildi. Fakat uçak kaptanı, yolculuğun sonuna doğru yine ona yöneldi.
Şebnem, heyecanla koltuğuna oturdu. Kısa bir sürede bir tartışma patlak verdi.
– Yanına oturmak istemiyorum! – diye haykırdı kırk yaşlarında bir adam, kızgın gözleriyle kadının sade elbisesini süzdü ve kabin görevlisine seslendi.
Adamın adı Veli Şahin’di. Gazını ve küçümseyişini gizlemiyordu.
– Özür dilerim, fakat yolcunun tam bu koltuğa biletli olduğu kesin. Yer değişikliği yapamayız – dedi kabin görevlisi sakin bir sesle, Veli hâlâ Şebnem’e kızgın bakıyordu.
– Bu koltuk bizim gibi fakirler için çok pahalı – diye alaycı bir tavırla ekledi, etrafına bakındı sanki bir destek arar gibi.
Şebnem sessiz kaldı; içi sıkışmıştı. En güzel elbisesini giymişti – sade, ama düzenli. Buğday tarlalarının ortasında bir gün batımı gibi bir anda göz alıcıydı.
Bazı yolcular birbirine baktı, Veli’ye onaylamak istercesine başlarını salladılar.
O anda, büyük anne usulca elini kaldırdı, dayanamadı ve söze başladı:
– Tamamdır… Eğer ekonomi sınıfında yer varsa oraya geçerim. Bütün ömrüm bu uçağa binmek için biriktirdi, kimsenin önüne geçmek istemem…
Şebnem doksan beş yaşındaydı. Bu, onun ilk uçuşuydu. İstanbul’dan Ankara’ya giden yol, uzun koridorlar, acele eden terminal kalabalıkları ve bitmek bilmeyen bekleyişlerle doluydu. Bir havalimanı çalışanı bile onu kaybolmasın diye eşlik etmişti.
Şimdi, hayallerine birkaç saat kala, alçakgönüllülükle karşı karşıyaydı.
Kabin görevlisi ise ısrarla şöyle dedi:
– Özür dilerim anne, bu bileti siz ödediniz ve burada olma hakkınız var. Kimsenin sözünden çökmesin.
Veli’ye sert bir bakış attı, ardından soğukkanlı bir uyarı ekledi:
– Durmazsanız, güvenlik birimini çağırırım.
Veli, sessizliğe gömülerek, huzursuz bir şekilde oturdu.
Uçak gökyüzüne yükseldi. Şebnem heyecanıyla çantasını düşürdü; tam o sırada Veli, sessizce ona yardım etti ve çantasını topladı.
Çantayı verirken, gözleri kırmızı bir taşla süslenmiş bir kolyeye takıldı.
– Güzel kolye – dedi – Roma taşı gibi duruyor. Antikalarla bir az çok ilgim var. Böyle bir şey pahalı olur.
Şebnem bir gülümseme yaydı.
– Değeri bilemem… Babam anneme savaşta gitmeden önce hediye etmişti. O da geri dönmedi. Annem ise on yaşındayken bana verdi.
Kolyeyi açtığında içinde iki eski fotoğraf buldu; birinde genç bir çift, diğerinde ise gülümseyen bir çocuk vardı.
– Onlar benim annemle babam – diye fısıldadı yumuşakça – ve burada da oğlum.
Veli, temkinli bir sesle sordu:
– O da seninle mi uçuyor?
Şebnem başını öne eğdi, gözleri doldu.
– Hayır – yanıtladı – O’nu bir yetimhane verip, bebekken bıraktım. O zaman evli değildim, işim de yoktu. Ona düz bir hayat sunamıyordum. Yakın zamanda DNA testi yaptık, ona bir mektup gönderdim; ama bana yanıt vermedi. Bugün doğum günü; sadece bir an bile olsa yanında olmak istedim.
Veli şaşkına döndü.
– O zaman neden uçuyor?
Yaşlı kadın nazik bir tebessümle, gözlerinde bir burukluk ışıldayarak şöyle dedi:
– O, bu uçuşun komutanı. Ona yaklaşmanın tek yolu bu. En az bir bakış bile…
Veli sessiz kaldı. Utanç dalgaları içinde gözlerini yere indirdi.
Kabin görevlisi, bu konuşmayı duyarak sessizce pilot kabinine çekildi.
Birkaç dakika sonra, komutanın sesi kabinde yankılandı:
– Değerdeki yolcular, yakında Sivas Havalimanı’na iniş yapacağız. Fakat önce, bu uçakta özel bir hanımefendiye seslenmek istiyorum. Anne… lütfen inişten sonra kal. Seni görmek istiyorum.
Şebnem donmuş gibi durdu; gözyaşları yanaklarından süzüldü. Kabin bir anda sessizliğe büründü, ardından birileri alkışlamaya başladı, diğerleri ise gözyaşları içinde gülümsedi.
Uçak indiğinde, komutan kuralları çiğneyerek pilot kabininden fırladı, gözyaşlarını silmeden Şebnem’e koştu. Onu öyle bir kucakladı ki, kayıp yılları geri getirmek istercesine.
– Teşekkür ederim anne, benim için yaptığın her şey için – diyerek fısıldadı, onu daha da sıkıca sardı.
Şebnem yumuşak bir sesle yanıtladı:
– Bağışlanacak bir şey yok. Hep seni sevdim…
Veli yan tarafa çekildi, başını öne eğdi. Utanç içinde, yıpran bir elbisenin ve kırışıklıkların ardında büyük bir fedakârlık ve sevgi hikâyesi saklı olduğunu fark etti.
Bu sadece bir uçuş değildi; iki kalbin, zamanı aşan, yeniden bir araya gelen buluşmasıydı.




