Kadın, Yeni Doğan Torununu Yabancılara Verdi. İşte Sonunda Neler Oldu

Kadın, yeni doğan torununu yabancı insanlara verdi. İşte bundan ne çıktı…

Evi – rüyalarında, ve o kadını, ona benzeyen kadını… Böyle rüyalar görürdü küçükken hasta olduğunda ve ağladığında. Çünkü o kadının yüzü yoktu, sadece gözleri iki kor gibi parlardı. Ondan korkardı, çünkü bir hayalet gibi gelirdi. O zaman ağlar ve annesini çağırırdı. Annesi yanına uzanır, onu kucaklar ve kalbine bastırırdı…

Hayat böyle işte. Saban zamanı…

Onun evini artık kimse saban zamanı ziyaret etmez olmuştu. Çocuklar şimdi “çil lira” verenlerin peşine düşüyor, kuru börek değil. Meryem’in evindeki rakı da “markalı” değil, ev yapımı… Belki komşu Fikret, köyde iyice içip dört ayak üstünde durmaya çalışırken bir uğrar ona:

-“Ekilir mi, doğulur mu, sağlıkla, bereketle… Doldur Meryem!” diye mırıldanırdı ezberden.

O da doldurur, kendisi de bir kadeh atardı – daha rahat uyusun diye. Keşke Fikret biraz düşünse de ne dediğini bilse, ama en can alıcı yere basardı…

-“İşte böyle Meryem, ömrümüz geçiyor… Ben ve karım – ormandaki iki kütük gibiyiz! Kimseye muhtacız. Kimsemiz yok – hepsi bu! Ama senin bir kızın var!”

-“İç de şu içkiyi, bağlı köpek gibi havlamayı bırak! Evet, kızım var! Nerede olduğunu bilmesem de var! Şimdi git evine, boş boş konuşma! İçmiş de saçmalıyorsun! Çık git!” diye homurdandı komşusuna.

Fikret gitmeye pek niyetli değildi, kadın neredeyse omuzlarından itiyordu onu.

-“Biliyorum niye kızdığını… Biliyorum… Köyde herkes biliyor ki torununu yabancılara verdin. De ki doğru değil! De ki! Heh… Köydeki kadınlar ne diyor biliyor musun? O çocuk sana geceleri görünüyor! Bu yüzden geceleri yanıyorsun! Korkuyorsun! Heh? Korkuyor musun?” diyerek alaycı bir gülüşle gözlerinin içine baktı.

-“Dinle! Sarhoş pislik! Defol buradan! Bir daha buraya gelme! Unut bu yolu!” diye bağırdı Meryem, komşusunun yağlı ceketinin yakasına yapıştıp onu kapının eşiğine kadar sürükledi.

-“Deli misin Meryem! Bırak beni!” diye çırpındı kadının ellerinden kurtulmaya çalışarak.

-“Bir daha asla! Duydun mu! Bir daha ayak basma buraya!” diye bağırdı arkasından.

O ise sadece kıkırdadı… Doğrusu, ne bir daha içmeye geldi, ne de konuşmaya. Belki utandı, belki korktu. Meryem onu affederdi, hatta bu sefer de gelseydi. Çünkü ondan başka kimsesi yoktu, insanların dediği gibi, adettendir. Kimse duymadı onun söylediklerini… Ama doğruydu… Ve onu bu kadar incitmişti ki…

Gerçekten de bir çocuk görüyordu rüyalarında. Yüzünü hiçbir zaman seçemiyordu. Sadece gözleri, iki kor gibi parlardı… Kapının eşiğinde durur, bereket için ekmek isterdi… ama asla içeri girmezdi… Bu rüyayı sayısız kez görmüştü, ya da belki de rüya değildi…

* * *

Güneş tam tepedeydi, Meryem anladı ki Fikret bu sefer kesinlikle gelmeyecekti. Geçen yılki kavgalarını hatırladı… parmaklarında hâlâ onun ceketinin yağlı lekesini hissediyor gibiydi. Tek başına masaya oturdu, bir kadeh doldurdu… Bayram değil miydi?

Avludaki bağlı köpek Karabaş havlamaya başladı, ardından kapı gıcırdadı. Biri geliyordu.

-“Bayramınız kutlu olsun! Bereket getirmek için gelebilir miyim?” dedi kapıda duran yakışıklı bir genç adam.

Meryem masadan fırladı, ona doğru dikildi:

-“Geldiysen ek tabii…”

-“Sağlıkla, bereketle…” diyerek buğday serpti genç adam.

Meryem gözlerini ondan ayırmıyordu. Farklı köşelere göz attığını gördü. Acaba çalacak mı diye içinden geçirdi. Keşke Fikret gelseydi…

-“Bir şey mi istiyorsunuz, yoksa sadece bereket için mi? Kimi arıyorsunuz? Kimsiniz?” diye sordu tereddütle.

-“Adettendir, bereket getireni ağırlamak… Ama benim kendi yiyeceğim var,” diyerek cesaretle masaya yaklaştı ve çantasından şarap, sucuk, tatlılar çıkardı.

Meryem şaşkına dönmüştü. Fırından bir güveç çıkardı, içinde patates ve kavurma vardı, misafirin karşısına oturdu.

“Acaba Lale’nin bir tanıdığı mı? Ama çok genç görünüyor. Neden göndermiş ki onu?” diye düşündü yemekleri servis ederken.

Misafir bu arada bardaklara şarap doldurdu, Meryem ne yapacağını bilemiyordu. Bir şeyler söylemeliydi…

-“Siz buralı değilsiniz galiba. Birini mi arıyorsunuz?”

-“Arıyorum… Siz Meryem Hanım mısınız?”

-“Benim!”

-“Kocanız İbrahim Bey miydi?”

-“Öyleydi… vefat etti…”

-“Kızınız Lale İbrahim kızı mı? Maalesef onun hakkında bir şey bilmiyorum…”

-“Evet… evet…”

-“O halde her şey doğruysa, ben sizin torununuz Selim’im…” diyerek adam ayağa kalktı ve masanın üzerinden Meryem’e elini uzattı, “Tanışalım!”

Dünya gözlerinin önünde dönmeye başladı… O çocuğun görüntüsü gözlerinin önüne geldi, rüyalarında bereket için gelen… Bu yabancı ona aynı o çocuğun gözleriyle bakıyordu…

Meryem çığlık attı ve sendeledi… Ama güçlü el

Rate article
Lifequest
Kadın, Yeni Doğan Torununu Yabancılara Verdi. İşte Sonunda Neler Oldu