Kocam bana, üç yeni doğmuş kız çocuğumla birlikte eve dönmek istediğini söylediğinde, beni hastaneden çıkarmamı istedi.
Yıllarca beklediğim bir hayalim gerçekleşmişti: güzel üçüz kızlar doğmuştu. Ancak bir gün sonra kocam, bebeklerin lanetli olduğunu iddia ederek bizi terk etti.
Üç küçük kızımı aşağıya bakarak, kalbim sevgiyle dolup taştı. Nazlı, İrem ve Defne, her biri bir mucizeydi. Yıllarca umutla, dua ederek beklemiştim onları. Şimdi beşikte, huzurlu yüzleriyle uyuyorlardı. Gözümden bir damla gözyaşı süzüldü; onları ne kadar şiddetle sevdiğimi bir kez daha anladım.
Tam o anda Mert, dışarıdan gelmişti. Yüzü solgundu, gözleri bana bakmıyor, kapının yanında duruyordu sanki aynı odada bulunmak bile ona ağır geliyordu.
Nasıl oldu? diye fısıldadım, yanımdaki sandalyeyi işaret ederek. Onları gördün mü? Başardık.
Mert, gözlerini kızlara bile bakmadan, Evet çok güzel dedi. Bir adım daha yaklaştı ama yine de göz teması kuramadı.
Ne oluyor, Mert? Beni korkutuyorsun, diye sesimi titreyerek sordum.
Derin bir nefes aldı ve Elif, sanırım onlarla kalamayacağız dedi.
Dünya birden çöküyormuş gibi hissettim. Ne? Mert, ne demek istiyorsun? Onlar bizim kızlarımız!
Mert, gözlerini kaçırarak, Annem bir falcıya gitti, diye fısıldadı.
Falcı mı? Ciddi misin? diye cevap verdim.
Annesi, Bu bebekler hepimiz için felaket getirecek, hayatımı mahvedecek, ölümümün sebebi olacak dediğini söyledi.
Mertin yüzü korkuyla doluydu. Annem bu falcıyı çok ciddiye alıyor, daha önce de doğru çıkmıştı.
Öfkem içimi sardı. Bu saçma tahmin yüzünden onları terk mi edeceksin? Buradan götürüp bırakacak mısın?
Mert, korku ve suçluluk karışımı bir sesle, Eğer evimize götürmek istiyorsan ama ben burada olmayacağım, dedi, sesini zar zor duyabildim.
Gözlerimle ona baktım, şok içinde. Ciddi misin? Kızlarımızı bir söylenti yüzünden bırakacak mısın?
Mert başını eğdi, omuzları çökmüştü.
Eğer kapıyı kapatırsan geri dönmeyeceksin, diye fısıldadım. Onlara böyle bir şey yapmana izin vermem.
Mert son bir kez bana baktı, yüzü parçalanmıştı, ardından kapıya yöneldi. Üzgünüm, Elif, diyerek sessizce yürüdü, ayak sesleri koridoru çınlattı.
Boş kapının önünde otururken, kalbim çarpıyor, aklım karışıyordu. Bir hemşire gelerek omzuma dokundu, sessiz bir teselli sundu.
Kızlarıma baktım, gözlerim yaşla doldu. Korkmayın, kızlarım, diye fısıldadım, her birinin başını okşadım. Ben buradayım, hep yanınızda olacağım.
Korku ve kararlı bir azim içimde büyüdü. Tek başıma bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum ama bir şeyden emindim: Kızlarımı asla bırakmayacağım.
Mertin gidişinden birkaç hafta geçmişti, her gün ona göre daha zor geçiyordu. Üç bebekle tek başıma başa çıkmak gözümü yorar, ama Nazlı, İrem ve Defne benim bütün dünyam olmuştu.
Bir öğleden sonra kayınvalidem Buse geldi, bebeklere yardım etmeye çalıştı. O, Mertin ailesinden tek temas kuran kişiydi; belki bir gün Merti geri getirebilir diye umuyordum. Buse bir şeylerin onu rahatsız ettiğini fark etti.
Elif, bir şey duydum söylemem gerektiğini düşündüm, dedi, dudaklarını ısırarak. Annen, teyze Cemre ile konuşurken falcı olmadığını itiraf etti.
Kalbim çarptı. Ne demek falcı yok?
Buse derin bir nefes alarak, Annen bunu uydurdu. Üçüzler yüzünden Mertin ona daha az vakit ayıracağını düşündü. Ona kızların kötü şans getireceğini söyleyerek Merti kendine bağlamak istedi.
O an odada dönüyor gibi hissettim. Öfkem öyle bir patladı ki, Defneyi yere bırakmadan ellerim titremesin diye zorlandım.
Bu kadın, dedim, sesim öfkeyle çalkalanıyordu, kendi bencil sebepleriyle ailemizi parçaladı.
Buse omzuma dokundu, Üzgünüm, Elif. Bunu tahmin etmemişti ama seni böyle bir yalanla yalnız bıraktı.
O gece uyumadım. Bir yandan kayınvalidemi yüzleşmek, diğer yandan Merti arayıp gerçeği söylemek istiyordum.
Ertesi sabah telefonumu çaldırdım, ellerim titredi. Uzun bir bekleyişten sonra Mert cevap verdi.
Elif, konuşmak ister misin? diye seslendi.
Benimle konuş, Mert, diyerek sesimi sabit tuttum. Falcı yok. Annen hepsini uydurdu.
Sessizlik uzadı. Mert, Annem böyle bir şeyi uydurmaz, diyerek cevap verdi.
Yaptı, Buse duymuştu. Seni kaybetmekten korktuğu için yalan söyledi, dedim.
Mert bir an durdu, ardından Üzgünüm, Elif. Bunu yapamam, dedi ve hattı kesti.
Telefonun ucunda yalnız kaldım, kararını vermişti artık.
Haftalar geçtikçe tek başıma annelik yapmayı öğrendim. Arkadaşlar yemek getiriyor, bebekleri tutup dinlenmemi sağlıyordu. Nazlı, İrem ve Defnenin her bir gülüşü, minik sesleri, kalbimdeki acıyı hafifletiyordu.
Bir akşam kapımı çalan bir kadın, Mertin annesiydi. Yüzü solgundu, gözlerinden pişmanlık akıyordu.
Elif, dedi titrek bir sesle, bunu istemezdim.
Kızlarını bir lanet gibi göstermiştin, diye karşılık verdim, kollarımı çaprazladım.
Gözleri doldu, Korktum, o beni unutacaktı diye. Asla böyle bir şey olacağını düşünmemiştim.
Öfkem hafifledi, ama hâlâ yanıyordu. Korkun ailemi parçaladı.
Biliyorum, çok özür dilerim, dedi, ardından odadan çıktı.
Yıllar sonra, bir gün Mert kapımı çaldı, hayalet gibi. Hatasını anladığını, geri dönmek istediğini söyledi.
Ben ona baktım, gözlerimdeki kararlılıkla, Benim zaten bir ailem var, Elif, İrem ve Defne. Senin yokluğunda ben ayakta kaldım. Artık sana ihtiyacım yok, dedim ve kapıyı kapattım.
O anda omuzlarımdan bir ağırlık kalktı. Hayatımı, kızlarımla yeniden inşa edecektim; Mertin hayatını mahvettiği tek şey, onun kendisiydi.




