Kendi Ailesinde Yabancı Kaldı

– Bu da neyin nesi? diye bağırdı kayınvalidenin sesi mutfağın köşesine kadar çınladı. Elinde, kocası vefat ederken hediye ettiği kırık bir porselen fincan vardı. – Sen mi kırdın?

Nihan donup kaldı, ne diyeceğini bilemedi. Tabii ki o değildi. Muhtemelen sabah mutfakta oynayan beş yaşındaki torunları Merveydi. Ama gerçeği söylemek, çocuğu anneannesinin öfkesine maruz bırakmak demekti.

– Bilmiyorum, Ayşe Hanım, – sessizce mırıldandı Nihan. – Belki bulaşıkları yıkarken fark etmeden çarptım.

Kayınvalidenin dudakları büzüldü, gözlerinde bir zaaf parıltısı belirdi.

– Tabii ki! Hep aynı şey bu. Yirmi yıldır evimde yaşıyorsun, ama bir kuruş bile saygı göstermedin. Bu set benim için ne kadar değerli biliyorsun!

– Yapıştırabilirim, – önerdi Nihan. – Neredeyse hiç belli olmayacak.

– Dokunma! Daha da kötü yaparsın.

İçeri Veli, Nihanın eşi, içini çekerek alnını ovuşturdu. Bir kez daha baş ağrısı gelmiş olmalı, nöbet gibi. Veli bir alışveriş merkezi güvenlik şefi, sürekli gürültü migrenine yol açıyordu.

– Ne oldu? – diye sordu, anne ve eşine bakarak.

– Senin güzel eşin çay takımını kırdı, – kayınvalidenin sesi sertti, fincana bir havlu sardı. – Babamın hediyesi, hatırlıyor musun?

Nihan, kocasının kendini savunmasını ya da en azından sadece bir fincandır demesini bekledi. Veli sadece bir iç çekti:

– Nihan, ne kadar dayanacak bu? Anne bir kez daha eşyalara daha dikkatli davranmamı istedi.

– Ama ben… – Nihan sözünü uzattı ama durdu. Tartışmak boştu.

Veli buzdolabından bir şişe ayran alıp odaya gitti. Nihan tek başına kayınvalidesiyle kaldı, o da gözyaşını belli belirsiz bir şekilde sildi.

– Bunca yıl ne yaptım ki bana? – diye inledi Ayşe Hanım. – Tüm ömrümü aileye adadım. Evi korudum, oğlumu büyüttüm. Şimdi bir fincan yüzünden…

Nihan ellerini havluya sürttü, gözleri doluydu ama gözyaşını tutmaya çalıştı. Yirmi yıldır aynı çatıda yaşamış, duygularını kontrol etmeyi öğrenmişti. Burada, Ayşe Hanımın evinde, gözyaşları kimseyi etkilemezdi.

– Çamaşırları dışarı asmaya gidiyorum, – dedi Nihan ve bahçeye yöneldi.

Akşam, kızları Deniz kolejden döndüğünde Nihan verandada fasulye tanelerini sayıyordu. Deniz çantasını bankta bıraktı ve yanına oturdu.

– Anne, neden bu kadar somurtmuşsun? – diye sordu.

– Sorun değil, sadece yorgunum, – diye cevap verdi Nihan, zor bir gülümseme çıkararak.

Deniz, gözleriyle her şeyi okuyan bir çocuktu. On sekiz yaşında aile içindeki karmaşayı anlar gibiydi.

– Yine anne? – diye sordu doğrudan.

Nihan sustu, ama bu yeterliydi.

– Anne, ne kadar dayanacağız? Neden kendini hiç savunmuyorsun? Mervenin o setle oynadığını sabah gördüm ben.

– Sus, – Nihan panik içinde arkasını döndü. – Durumu büyütme. Merve henüz küçük, büyükannesinin sesini dinlesin de ne olur?

– Sen de mi dinlesin? – Deniz saçını dağınık bir şekilde arkadan iterek bağladı. – Bazen sana bakınca sanki bu evde hizmetçi gibisin. Gerçekten sen de burada bir yabancı mısın?

Nihan bir an titreşti. Kızının dile getirdiği his, son yıllarda içinde sakladığı bir düşünceydi: yabancı, kendine ait olmayan bir hayat.

– Saçma şeyler söyleme, – dedi sertçe. – Biz bir aileyiz. Sadece Ayşe Hanımın evinde yaşıyoruz, o yaşlı bir kadın, ilgi ve bakıma ihtiyaç duyuyor.

– Senin de ihtiyacın yok mu? – Deniz ayağa kalktı. – Ben odama gidiyorum.

Deniz odadan çıktıktan sonra Nihan fasulyeyi bir kenara bıraktı, ellerine baktı. Sürekli ev işlerinden yorgun düşmüş, elleri çatlamıştı. Eskiden bir devlet hastanesinde hemşireydi, tıp fakültesine gitmeyi hayal ederdi. Sonra Veliyle tanıştı, aşık oldu, hamile kaldı Doğumdan sonra kayınvalidesi, gelin iş evine bakmalı, vardiyalardan çalışmamalı dedi. Oğlum iyi bir işte, sen hastaneye ne gerek var? Evde de iş çok, çocuk da göz göze bakmalı demişti. Veli de kabul etmişti. Sonra Alper doğdu, iş sorunu kendiliğinden çözüldü.

Akşam yemeği sessiz geçti. Tek konuşan, Ayşe Hanımın torunu Merve ve damadı Velinin kızı İremdi. İrem, annesinin evinde kalıyordu, ama sık sık babaannesiyle vakit geçiriyordu.

– Bugün anne yeni bir elbise aldı, – dedi Merve heyecanla. – Pembe, dantelli! Ben bir prenses gibi hissediyorum!

– Tabii ki, güzelim, – diye gülümseyen Ayşe Hanım. – Sen bizim en güzel prensesimizsin.

– Anne, neden teyze Nihan hiç şık elbise giymiyor? Hep aynı şeyleri giyiyor, – diye sordu Merve.

Nihan kaşıntılı bir çatalla ağzını kapattı, boğazında bir düğüm hissetti.

– Merve, – kayınvalidesi uyardı. – Böyle konuşmak hoş değil.

Sesinde gerçek bir öfke yoktu, daha çok hoşnutluk vardı.

– Teyzenin işleri farklı, – dedi Ayşe Hanım. – Giyinecek zamanları yok.

– Anne, yarın derslerden sonra seninle mağazaya gidelim mi? Yeni bir elbise alalım, bursum var, – aniden Deniz önerdi. – Alabiliriz.

Nihan başını salladı:

– Para harcamana gerek yok, zaten giyebileceğim bir şey var.

– Kitaplara harca, – homurdanarak ekledi Veli. – Sınav yaklaşıyor, sen de kıyafetlerle mi ilgileniyorsun?

Deniz babasına öfkeli bir bakış attı:

– Bütün kitaplarım var. Neden anne hiç kendine bir şey almıyor? Hep kendini feda ediyor.

– Olmaz, başlama, – dedi Nihan. – Hadi sadece yemek yiyelim.

– Hayır, bilmek istiyorum! – Deniz tabağını itti. – Neden anne babamın yeni bir televizyonu, babanın yeni

Rate article
Lifequest
Kendi Ailesinde Yabancı Kaldı