**Ak Saçlı Sakal, Bir Ömür Hikayesi**
“Faruk, Faruk? İşler nasıl gidiyor, her şey yolunda mı?”
“Normal. Her zamanki gibi.”
“Faruk, Farukçum, hadi akşam yemeğine gel! Senin sevdiğin mantıları yaptım. Hadi, olur mu?”
“Aç değilim.”
“Faruk, Farukçum, ama ben seni bekledim, tek başıma oturmadım.”
“Bak, Tülay, ne kadar yapışkansın, Allah aşkına! Yapıştın bana yapraşan yaprak gibi! Bıktım senden, sabrım kalmadı. Küçük çocuk musun, bensiz yemek yiyemez misin? Ağzından kaçırır mısın?”
“Faruk, Farukçum, bağırma, olur mu?”
“Tükürdüm dinlemeye! Senin de gına gelmiyor mu, Tülay? Ne diye böyle yaltaklanıyorsun? Bilmiyor musun? Beni bu dırdırınla boğuyorsun, anlıyor musun? Nefes alamıyorum, yakında tamamen kesilecek. Çok bunaltıcısın, bu dertlerin, bu… Hepsi bıktırdı, Tülay, gücüm kalmadı. Seninle yaşamıyorum, çile çekiyorum. Bu ‘Faruk, Farukçum’ lafın! Kaç kere dedim, duyuyorum, tekrar etmene gerek yok!”
“Faruk, Farukçum. Hadi bir kadeh iç, rahatlarsın. Dinlenmen lazım, yoruldun.” Tülay suçlu gibi kocasına bakıyor, elinde önlüğünün kenarını büküyordu.
“Gerçekten aptal mısın, yoksa numara mı yapıyorsun? Şu önlüğü de takmışsın! Başka biri var, anlıyor musun, başka biri! Onu seviyorum, ona soluk veriyorum! Senden gidiyorum, Tülay.”
“Gidiyor musun? İyi düşündün mü? Yumuşak huylu olduğuma bakma, geri dönüş yok. Beni bilirsin. Gidersen git, ama bil ki geri almam. Peki, sen ötekine lazım mısın? Hiçbir şey olmuyormuş gibi izlemek kolay mı sanıyorsun? Senin başka biri olduğunu bilerek bir masada oturmak kolay mı? Bak, Faruk, iyi düşün, aşkına aileyi bir anda yıkmaya değer mi?”
“Dönmeyeceğim, boşuna bekleme.”
Faruk, ayakkabılarını çıkarmadan yatak odasına yürüdü. Temiz dokunmuş kilimlerin üzerinde erkek çizmelerinin kirli izleri kaldı. Sırt çantasını çıkardı, azıcık eşyasını toplamaya başladı. Odayı son bir kez süzdü, Tülaya bakmadan avluya çıktı. Köyün bir ucundan diğerine yürürken kafasında düşünceler uçuşuyordu.
Neden böyle yapıyordu? Karısından ayrılmakla doğru mu ediyordu? Yirmi yıldan fazla beraber yaşamışlardı, oğulları iyi bir askerdi. Uzakta yaşıyordu, telefonla konuşuyorlardı. O kadar yola gidilmezdi. Acaba oğlu bu ayrılığa ne derdi? Ama küçük değildi, anlardı. Farukun içi yanmıştı, hiçbir şey kalmamıştı, karısına saygısı bile bitmişti. İşte bu yüzden o “Faruk, Farukçum!” diyordu. Çoktan her şeyi biliyordu ama susuyor, gözlerinin içine bakıyordu. Başka biri olsa yüzüne atlardı, kırardı, tırmalardı, ama o sadece sessizce bazen suçlayan bakışlarla bakıyordu.
Neydi bu eski moda takıntısı? Normal bir kadındı, ama kafasına koymuştu, eski tarz bir mutfak istiyordu, illa ki bakır semaver ve dokuma kilimlerle. Aptal gibi, köydeki her kilimi toplamış, mutfağın yerini sökmüş, ahşap kaplatacaktı.
Hayır, Selda bambaşkaydı. İsmi bile kendini anlatıyordu. Çelik gibi bir kadındı. Gençti daha, oğlundan biraz büyüktü. Gelinim olabilirdi, ama işte karım oldu. Onunla Faruk yeniden gençleşmişti, nefes almayı öğrenmişti. Hiç böyle börekler, çorbalar, semaverler yoktu. Konuşması bile Tülay gibi değildi. Tülayın kafası eski moda şeylerle doluydu. Seldada her şey moderndi. Renkli, parlak dolaplar, modaya uygun kıyafetler. Üstelik vücudu Tülay gibi değildi. Tülay kendini salmıştı, şişmanlamıştı, mavna gibi olmuştu, ağzına bakıyordu, yaranmaya çalışıyordu. İyi yapmıştı ki gitmişti. Çoktan beri bu adımı atmalıydı. Artık her şey farklı olacaktı.
***
Tülay mutfağın ortasında oturmuş, kilimlerdeki kirli, çirkin lekeleri izliyor ve sessizce ağlıyordu. Çünkü o hiçbir şey anlamamıştı! Bütün bu eski moda şeyleri, kilimleri, semaveri neden yaptığını anlamamıştı. O da aptal gibi umut etmişti! Ve bu lekeler, sanki ruhunun üzerinde, kirli bir bıçakla yüreğine basılmış gibiydi.
Etrafına bakındı, yerden kalktı ve öfkeyle kirli kilimleri toplamaya başladı. Kimin umurundaydı ki? Hiçbir şey hatırlamıyordu, içinde kutsal bir şey kalmamıştı! O kadın daha gençti, oğlundan biraz büyüktü, Seldaydı işte. Köye dönmüş, modaydı, gençti, güzeldi. Hemen bir şekilde kooperatifin bürosuna girmeyi başarmıştı. Bir pozisyon bulmuştu, uzmandı, gençlere yol açmak lazımdı. İki yılda baş ekonomist olmuştu. Kooperatifin başkanı ona tutulmuştu, sık sık beraber takılıyorlardı. Ama ailesini bırakmamıştı, genç bir kızla takılmak başka, aileyi yıkmak başkaydı. Faruk ise kuzu gibi peşine takılmıştı. Ama ona gerçekten lazım mıydı? Veteriner maaşıyla pek bir şey yapamazdı. Neyse, o seçimini yapmıştı, geri dönüş yoktu.
***
Tülay, Farukla evlendikleri yılı hatırladı. Genç, tutkul




