Bugün yine anneme ders çalışıyormuşum gibi yaptım, ama aslında onun kemoterapi ücretlerini ödemek için çalışıyordum.
Sabahın beşinde uyanıp ilk işime yetişmek için hazırlanırken, yandaki odadan annemin öksürük sesleri geliyordu. O öksürük her seferinde içimi parçalıyor, her gün biraz daha zayıflıyordu.
“Şimdiden mi gidiyorsun, kızım?” diye sordu yataktan, kapısına uğradığımda.
“Evet, anne. Üniversitede erken ders var,” diye yalan söyledim zoraki bir gülümsemeyle. “Burs her şeyi karşılıyor, hatırladın mı? Hiç merak etme.”
“Üniversite” dediğimde gözleri ışıldıyordu. Tüm o acının içinde onu sadece bu rahatlatıyordu.
“Seninle ne kadar gurur duyuyorum, Ayşe. Kızım doktor olacak,” diye fısıldadı, ben de gözyaşlarımı yutkunup içime attım.
Gerçek şu ki, hiç üniversite sıralarına oturmamıştım. O “burs” tamamen benim uydurmamdı. Sabah altıdan öğlen ikiye kadar bir kafede çalışıyor, akşam dörden gece on bire kadar da ofis temizliyordum. Hepsi, sigortanın karşılamadığı kemoterapiler için.
Bir salı sabahı, annemin tedavi gördüğü hastanede kahve servisi yaparken Dr. Yılmaz masama yaklaştı.
“Ayşe? Sen Hanımefendi Fatma’nın kızısın, değil mi?”
Kanım dondu. “Evet, doktor bey. Annemle ilgili bir şey mi oldu?”
“Hayır, durumu stabil, merak etme,” diyerek gülümsedi. “Ama seninle konuşmam lazım. Bir dakika oturabilir misin?”
Dizlerim titredi. “Ödemelerle ilgiliyse… Bu hafta hepsini tamamlayacağım, söz veriyorum”
“Konu o değil,” diyerek sözümü kesti. “Annen bana tam burslu tıp okuyorsun dedi.”
Dünya başıma yıkıldı. “Ben… Doktor bey, açıklayabilirim”
“Ayşe, on beş yıldır bu hastanede çalışıyorum. Şehirdeki tüm tıp burslu öğrencilerini tanırım,” diyerek anlayışlı bir ifadeyle baktı. “Aylardır burada koşturduğunu görüyorum.”
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. “Lütfen, anneme söylemeyin. Onun yaşama isteği sadece bu. Eğer onun için okulu bıraktığımı öğrenirse”
“Söylemeyeceğim,” diye sakinledirdi beni. “Ama sana yardım etmek istiyorum. Üniversitede tanıdıklarım var. Bu yalanı gerçeğe dönüştürebiliriz.”
Kulaklarıma inanamadım. “Doktor bey, param yok ki”
“Kayıt ücretin ödendi. Harçlar da. Yarın saat sekizde tıp fakültesine gitmen yeterli. Dekanla konuştum, eski bir dostumdur.”
Kelime bulamadım, bir çocuk gibi ağladım.
“Bunu neden yapıyorsunuz?” diye sorabildim ancak.
“Çünkü annene olan sevgini gördüm. Çünkü on sekiz saat çalışıp şikayet etmiyorsun. Ve çünkü senin gibi biri, ertelediği hayallerine kavuşmayı hak ediyor,” diyerek omzuma dokundu. “Ayrıca bu dünyada senin gibi doktorlara ihtiyacımız var.”
O gece eve umutla döndüm. Annem uyanık, her zamanki gibi beni bekliyordu.
“Bugün üniversite nasıldı, kızım?”
Aylar sonra ilk defa içten gülümsedim. “Çok iyiydi, anne. Yarın yeni derslerim başlıyor. Harika bir yıl olacak.”
“Farklı görünüyorsun, Ayşe. Daha… ışıltılı.”
“Çünkü sonunda her şeyin iyi olacağını hissediyorum, anne. Her şey iyi olacak.”
Onu örtüp yatırırken anladım ki, bazen en acı yalanlar en güzel gerçeklere dönüşebilir. Ve bazen, tam ihtiyacın olduğunda, doktor kılığında melekler çıkabilir karşına.




