– Meryem, acil! Az önce markette gelininle karşılaştım!

Ayşe, acil! Az önce bakkalda gelinini gördüm. Fare zehiri alıyordu. İki paket! Fareler çoğaldı diyor. Ama biliyorum ki senin evinde fare yok! Ayşenin dizlerinin bağı çözüldü. Demek böyle! Evime göz koymuş!

Baroncuğum, canım arkadaşım, diye iç çekti kadın, avluya bir kase yemekle çıkarak. Artık ikimiz kaldık bu dünyada.

Köpek kafasını kaldırdı, minnettarca kadının elini yaladı ve yemeğe daldı. Ayşe Hanım altmış beş yaşındaydı, ama daha genç görünüyordu sağlam yapılı, düzgün duruşlu, özenle taranmış beyaz saçlarıyla.

Sadece gözleri yaşadığı acıyı ele veriyordu öyle bir hüzün donmuştu ki bakmak bile acıtıyordu.

Altı ay önce Murat motosiklet kazasında hayatını kaybetmişti. Kırk yaşına girerken demir at almış, çocukluk hayalimdi diyordu. Ayşe karşı çıkmıştı, ama oğluna nasıl hayır desin? Bir ay sonra hastaneden telefon geldi. Virajı alamamıştı.

Cenazeden sonra Nuray, küçük Aliyi alıp ailesinin yanına, şehre taşındı. Önce arar, torunuyla konuştururdu, sonra giderek daha seyrek cevap vermeye başladı.

Ayşe görüşmek için ısrar etti yasalar torununu görmeye hakkı olduğunu söylüyordu. Ama Nuray ya çocuğun hastalığını bahane ediyor, ya da meşguliyetini.

Sonunda telefon numarasını bile değiştirdi. Ayşe adresine gittiğinde komşular, Nurayın ailesiyle evi satıp başka şehre taşındığını söyledi. Nereye gittiklerini kimse bilmiyordu.

Selam, Ayşe! diye bir ses çitin ardından duyuldu. Hâlâ yaşıyor musun?

Komşusu Mehmet Beydi bu, yetmişine merdiven dayamış, dinç bir dul. Eşi hayattayken iki aile dost gibiydiler, o ölünce Mehmet, komşusunun yükünü omuzlamıştı.

Yaşıyorum Mehmet, nereye gideyim, diye gülümsedi Ayşe. Gel, çay içelim.

Ne vakti şimdi çay içmenin, diye elini salladı Mehmet. Şehre gidiyorum, eczaneye ve bakkala uğrayacağım. Bir şey ister misin?

Teşekkür ederim, her şeyim var.

Peki, tamam. Ama seni bilirim burada baykuş gibi oturup hiç çıkmıyorsun. Hiç doğru değil, Ayşe. Yaşamak lazım.

Mehmet gitti, Ayşe eve döndü. Koridordaki duvarda fotoğraflar asılıydı bütün hayatı avuçlarının içi gibi duruyordu.

İşte gençken kocasıyla düğün fotoğrafı, işte Muratın ilk adımlarını attığı an, işte büyümüş oğlu, eşi ve küçük Ali. Herkes gülüyor, mutlu.

Kadın derin bir nefes aldı ve mutfağa yürüdü. Gün bitmek bilmiyordu. Televizyonu açtı, ama izleyemedi her şey yabancı ve gereksiz geliyordu.

Örgü örmeye başladı, ama elleri dinlemiyordu. Sonunda her zamankinden erken yattı, unutuşun rüyalarda geleceğini umarak.

Anne, anne!

Ayşe gözlerini açtı. Karşısında Murat duruyordu genç, gülümseyen, doğum gününde hediye ettiği o çizgili gömlekle.

Muratım! diye hıçkırdı kadın. Oğlum!

Ağlama anne. Uyarmaya geldim. Dikkat et. Kötülük yakın, çok yakın. Kendine iyi bak.

Ne diyorsun? Ne kötülüğü? Murat!

Ama oğlu şafak sisinde eriyordu. Ayşe gözyaşları içinde uyandı. Pencereden gün ağarıyor, horozlar çiftliklerde ötüşüyordu. Rüya o kadar gerçekti ki Murat gerçekten gelmiş gibiydi.

Kadın kalktı, yüzünü soğuk suyla yıkadı ve avluya çıktı. Sabah havası temiz ve berraktı. Uzakta, nehrin ötesinde sis yükseliyordu. Öyle güzeldi ki yüreği sızladı.

Ayşe Nine! Ayşe Nine!

Bahçe kapısına dokuz yaşlarında bir kız koşuyordu Elif, vefat eden arkadaşı Ayşenin torunu. Kızın anne babası iki yıl önce bir trafik kazasında hayatlarını kaybetmiş, o da yetimhanede kalıyordu.

Ayşe onu sık sık ziyaret eder, hediyeler götürür, derslerine yardım ederdi.

Elifim, güneşim! Bu saatte neden buradasın?

Bizi çiftliğe patates toplamaya götürüyorlar. Haftaya kadar dönmeyeceğiz. Sizinle vedalaşmaya geldim.

Bekle, Ayşe hemen eve girip bir poşetle döndü. Al, bunları götür. Lahanalı börek, bahçeden elmalar ve şekerleme var. Arkadaşlarınla paylaşırsın.

Teşekkür ederim! Kız kadına sıkıca sarıldı. Sizi çok seviyorum!

Ben de seni seviyorum yavrum. Kendine iyi bak.

Elif gitti, Ayşe uzun süre arkasından baktı. Kaç kez kızı yanına almayı düşünmüştü! Ama yaşlı bir kadına tek başına vesayet hakkı vermiyorlardı.

Tam bir aile lazım, diyorlardı sosyal hizmetlerde, düzenli gelir, sağlık raporları. Peki onun ne ailesi vardı?

Gün her zamanki işlerle geçti. Ayşe sebze yataklarını çapaladı, tavukları besledi, yemek yaptı. Akşama doğru iyice yoruldu ve erken yattı. Ve yine rüya gördü.

Bu kez Murat bahçe kapısının yanında duruyor, birini durdurmak ister gibi el sallıyordu.

İçeri alma! diye bağırıyordu. Anne, sakın eve sokma! Tehlike var!

Ayşe kapıdaki gürültüyle uyandı. Saat gece yarısına yaklaşıyordu. Bu saatte kim gelebilirdi?

Kim o? diye seslendi, kapıyı açmadan.

Ayşe Hanım, benim, Nuray. Açın lütfen!

E

Rate article
Lifequest
– Meryem, acil! Az önce markette gelininle karşılaştım!