Aldona artık dayanamayacağını anladı: kaybolan aşk mıydı, yoksa geçici zorluklar mı? Dainius’un neden bu kadar ilgisizleştiğini anlayamıyordubelki de artık onu sevmiyor muydu? Bu gece de geç saatte eve dönmüş ve salonda uyuyakalmıştı.
Sabah kahvaltı sırasında, Aldona karşısına oturdu.
“Canım, bana ne olduğunu söyleyebilir misin?”
“Ne var ki?”
Kahvesini yudumlarken ona bakmamaya çalışıyordu.
“İkizler doğduğundan beri çok değiştin.”
“Fark etmedim.”
“Dainius, iki yıldır aynı evde yabancı gibi yaşıyoruz, bunu fark etmedin mi?”
“Bak, ne istiyorsun? Evin her yeri oyuncak dolu, süt kokuyor, çocuklar bağırıyor Bunun hoşuna gittiğini mi sanıyorsun?”
“Ama onlar senin çocukların!”
Yerinden fırladı, sinirli adımlarla mutfakta volta atmaya başladı.
“Normal insanlar bir tane çocuk yapar, kenarda sessizce oynar, kimseyi rahatsız etmez. Sen hemen iki tane birden! Annem demişti ama dinlemedimsenin gibiler sadece çoğalır!”
“Benim gibiler mi? Nasıl biriyim ben, Dainius?”
“Hayatında hiçbir amacı olmayanlardan.”
“Ama beni üniversiteyi bırakmaya sen zorladın! Aileme adanmış bir hayat istedin!”
Aldona sandalyeye çöktü. Bir an sessizlik oldu, sonra ekledi:
“Bence ayrılmalıyız.”
Düşündü, sonra omuz silkti:
“Ben de öyle düşünüyorum. Ama anlaşalım, nafaka istemeyeceksin. Zaman zaman kendim veririm.”
Arkasını dönüp mutfaktan çıktı. Aldona ağlamak istedi, ama tam o sırada çocuk odasından gürültü geldi. İkizler uyanmış, onu çağırıyordu.
Bir hafta sonra eşyalarını topladı, ikizleri yanına alıp babaannesinden kalan küçük apartman dairesine taşındı. Komşuları yeniydi, tanışmak istedi.
Bir tarafta asık suratlı, henüz yaşlı sayılmayacak bir adam, diğer yanda enerjik altmışlık bir kadın vardı. Önce erkeğin kapısını çaldı:
“Merhaba! Ben yeni komşunuzum, tanışmak istedim. Pasta aldım, mutfağa çay içmeye beklerim.”
Zoraki bir gülümsemeyle bekledi. Adam onu süzdü, sonra mırıldandı:
“Tatlı yemem.”
Kapıyı suratına kapattı. Aldona omuz silkip Zeliha Hanıma yöneldi. Kadın kabul etti, ama sadece kendi sözünü söylemek için.
“Bakın, gündüzleri dinlenmeyi severim, akşamları da dizilerimi izlerim. Umarım çocuklarınız gürültü yapmaz. Lütfen koridorda koşmasınlar, bir şeyleri karıştırmasınlar, kırmasınlar!”
Uzun uzun konuştu, Aldona ise içini çekti. Tatlı bir hayat başlangıcı beklediği yoktu.
Çocukları anaokuluna yazdırdı, kendisi de orada çalışmaya başladı. En azından ikizlerle aynı saatlerdeydi. Maaşı azdı, ama Dainius yardım edeceğini söylemişti.
Boşanma sürecinin ilk üç ayında, ara sıra para gönderdi. Ama üç ay geçtikten sonra bir daha elini cebine atmadı. Aldona iki aydır faturaları ödeyemiyordu.
Zeliha Hanımla ilişkileri her geçen gün geriliyordu. Bir akşam çocukları yemek yedirirken kadın atlas sabahlığıyla içeri girdi:
“Canım, umarım maddi sıkıntılarını çözmüşsündür? Elektriklerimiz kesilmesin.”
Aldona iç çekti:
“Hayır, henüz değil. Yarın eski kocama gideceğim, çocukları unutmuş gibi görünüyor.”
Zeliha Hanım masaya yaklaştı.
“Hâlâ makarna mı yediriyorsun Kötü bir annesin, biliyor musun?”
“İyi bir anneyim! Burnunuzu sokmayacağınız yerlere sokmayın, yoksa burnunuz kırılır!”
Kadın çığlık atmaya başladı. Gürültüye diğer komşusu İhsan çıktı. Zeliha Hanımın küfürlerini dinledikten sonra odasına döndü, bir dakika sonra geri geldi. Masanın üstüne para fırlattı:
“Kes sesini. Al faturalarını öde.”
Kadın sustu, ama İhsan gidince Aldona’ya fısıldadı:
“Buna pişman olacaksın!”
Aldona kulak asmadı. Ama sonradan anladı ki hata etmiş. Ertesi gün Dainiusun yanına gitti. Adam dinledi, sonra:
“Şu an zor durumdayım, sana bir şey veremem.”
“Dainius, ne saçmalıyorsun? Çocukları neyle doyuracağım?”
“Besle işte, kim engelliyor?”
“Nafaka için mahkemeye gideceğim.”
“Tabii, git. Resmî maaşım o kadar düşük ki ancak üç kuruş alırsın. Bir daha karşıma çıkma!”
Aldona eve döndü, hıçkıra hıçkıra ağladı. Maaşına bir hafta vardı, neredeyse hiç parası kalmamıştı. Ama evde bir sürpriz daha bekliyordusosyal hizmetlerden bir müfettiş. Zeliha Hanım şikâyet etmişti. Belgede Aldonanın onun hayatını tehdit ettiği, çocukların aç ve bakımsız olduğ




