Görünmez Bağ
Bu hikaye, sonbaharın son akşamlarında, havanın iyice serinlediği ve İstanbulun üzerine karanlığın bir battaniye gibi çöktüğü bir vakitte başladı. Hafif yağmur, alçak bulutlardan usul usul süzülürken, iki sokağın kesiştiği köşede minik bir siyah kedi oturuyordu. Islak tüyleri parıldıyor, iri gözleri ise iki küçük ay gibi parlıyordu. Adeta şunu biliyor gibiydi: Bu dünya kocamandı, o ise sadece ufacık bir kıvılcım.
Birkaç sokak ötede, yaşlı bir sokak köpeği, gri tüyleri ve bilge bakışlarıyla dolaşıyordu. Ömrünü açlıkla, insanların kayıtsızlığıyla ve her lokma için verdiği mücadeleyle geçirmişti. Artık hiçbir şey onu şaşırtamazdı. Onun da yolu, yağmur altında, bir simitçinin önünde durduğu yerde kesişti. Tam o sırada, minik bir miyav sesi duydu.
Kedicik, köpeğe şaşkınlıkla baktı. Hayatında ilk kez böyle bir şefkatle karşılaşanlar gibi, hemen inanamadı. Yaşlı köpek, yavaşça yaklaştı, onu ürkütmemek için adımlarını ölçüyordu. Sanki bu küçük canın ne kadar kırılgan olduğunu biliyordu. Eğildi ve minik kedinin ıslak burnunu yaladı, sıcacık, koruyucu bir hareketle: “Korkma” der gibiydi, “Artık yalnız değilsin.”
Ve böylece, soğuk yağmurun altında, sessiz geceye karşı ikisi yan yana durdular. Kedicik, hiç düşünmeden yaşlı köpeğin yanına sokuldu. O anda, korkudan ya da yalnızlıktan değil, daha büyük bir şeyden doğan bir bağ kuruldu aralarında. Kaderin görünmez ipleriyle birbirine bağlananlar gibi…
Ertesi sabah, yoldan geçenler tuhaf bir manzarayla karşılaştı: Yaşlı bir köpek ve minik bir kedi, kayıtsız dünyanın kenarında birbirlerini bulmuşlardı. Kimse dayanamayıp fotoğraflarını çekti, kimisi de yiyecek ve su getirdi. Akşama doğru, küçük bir oğlan çocuğu olan bir aile belirdi. Çocuk, ikisini görünce yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kediy
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



