Denizciler Açık Denizde Yüzen Bir Köpek Gördü. Yaklaştıklarında Gördükleri Karşısında Dünyaları BAŞLARINA YIKILDI…

Denizciler, denizin ortasında yüzen bir köpek gördüler. Yaklaştıkça, gördükleri karşısında dünyaları başlarına yıkıldı
Parmakları soğuktan değil, heyecandan titriyordu. Köpeğin sırtına battaniyeyi sararken, bir çocuğu örtüyormuş gibiydi. Islak tüylerin kokusu metal, iyot ve eski dizel kokusuyla karışmış, güvertede hayata tutunmaya çalışanların gerçek nefesi gibiydi.
Mehmet ayağa kalktı, ufka dikti gözlerini. Rüzgâr yüzüne vuruyor, saçları alnına yapışıyordu. Ayaklarının altında geminin titreşimini, derinlerde homurdanan eski motorun sesini, parmaklarının altındaki demir korkuluğun soğuğunu hissediyordu.
İçindeki her şey “Sakın girme, riske atma!” diye bağırıyordu. Ama bu köpek öyle bir bakıyordu ki, denizin en azgın fırtınaları bile onun bakışı yanında sessiz kalırdı. Hüseyin yüzünü sildi ve köpeğin tasmasına baktı.
Solmuş harflerle orada tek bir isim yazıyordu: “Karabaş”. “Boşuna değil burada,” dedi, sesi kısılmıştı. Dalgaların savurup attığı sıradan bir köpek değildi bu. Murat başını salladı, köpeğin ıslak burnunu okşarken.
“Boşuna yola çıkmamış, birisi onu bekliyordu,” dedi. “Bir yere gidiyordu, anladık işte.” Ahmet derin bir nefes aldı, çömelerek köpeğin gözlerine baktı.
“Ne demek istiyorsun bize, kızım? İleride ne var?” diye sordu, ama köpek sadece başını kaldırıp yeniden ufka dikti gözlerini. Dondurucu rüzgâr köpükleri savuruyor, nefesini kesiyordu. Dalgalar gemiye çarptıkça, derin bir uğultu yükseliyordu.
Demir üstüne düşen su damlaları, çan sesleri gibi çınlıyordu. Tüm bunlar, kimsenin cevabını bilmediği bir soruya dönüşen derin bir nağmeye karışıyordu. Mehmet bir adım geri çekildi, mürettebata baktı.
“Onu kurtardık,” diye zorlukla mırıldandı. “Bu yeterli. Rotamıza devam etmeliyiz.”
Fakat Ahmet başını iki yana salladı. Hüseyin gözlerini kaçırdı. Murat ise köpeği kucaklayıp sessizce, “Ama peşinden kimi getirdiğini henüz bilmiyoruz,” dedi.
Bu sözler havada, çok daha büyük bir şeyin habercisi gibi asılı kaldı. O an hiçbiri, bu köpeğin onları hayatla ölüm arasına sürükleyeceğini tahmin edemezdi. Köpek aniden uyandı, sanki birisi düğmeye basmış gibi.
Murat tasmasını tutana kadar fırlayıp ayağa kalktı. Islak tüyleri yanlarına yapışmış, nefesi kesik kesik, gözlerinde garip bir ışık yanıyordu. Gemi kenarına atıldı, o kadar sert çekiştirdi ki Murat neredeyse düşecekti.
“Sakin ol, sakin,” diye mırıldandı Murat, köpeği kendine çekerken onun titreyişini, ıslak tüyleri altında deli gibi atan kalbini hissetti. Ahmet, elinde sıcak çorbayla koşarak yanlarına geldi.
Buhar, soğuk havada tuzlu suyun keskin kokusuna karışıyordu. “Al bakalım, bir şeyler ye!” diyerek kabı köpeğin burnuna uzattı, ama köpek bakmadı bile. Yeniden gemi kenarına atıldı, tırnakları metali tırmalıyordu.
Tırnakların çıkardığı ses, kulakları keskin bir bıçak gibi yarıyordu. Mehmet gözlerini kısarak yaklaştı. Rüzgâr yüzüne vuruyor, sanki onu güverteye geri dönmeye zorluyordu.
“Neden oraya gitmek istiyor?” diye sordu, sesi önce titredi, sonra sertleşti. Delirdi mi ne? Hüseyin biraz uzakta duruyor, elleri ceplerinde, dudakları sıkılıydı. Gözleri ufka kilitlenmişti.
Sessizdi, ama içinde kabullenmekten korktuğu bir fırtına kopuyordu. Murat, köpeğin başını okşadı, tüylerinin hâlâ deniz suyundan sert ve soğuk olduğunu hissetti. “Boşuna gitmiyor, görüyor musunuz? Sürekli oraya bakıyor,” dedi Murat, puslu ufka doğru işaret ederek.
“Bir şey biliyor. Belki de orada birisini bekliyor.” Ahmet yanına çöktü, çorba kabını güverteye bıraktı.
Sıcak çorbanın buharı havaya karışıp kayboldu. Köpeğin ıslak yanına dokundu, “Kim kaldı geride, kızım? Sahibin mi yoksa? Yoksa başka biri mi? Boşuna yola çıkmadın değil mi?” diye fısıldadı. Köpek hafifçe, uzun uzun uludu, sanki kelimelerle anlatamadığı bir şeyi anlatıyordu. Bu ses güvertede yankılandı, sisin içinde dalgaların iniltisine karıştı.
Hüseyin sonunda konuştu, dişlerini sıkarak, “Bunu böyle bırakamayız. Anlıyor musunuz? Eğer köpek fırtınaya geri dönmek istiyorsa, orada onun hayatından daha değerli biri var demektir.” Mehmet arkasını döndü, yükselen dalgalara baktı.
Tuz, tenine işliyor, dudaklarında acı bir tat bırakıyordu. Yüzünü eliyle sıvazladı, sanki bu sahneyi silmek istiyordu. “Rotamıza devam etmeliyiz,” diye mırıldandı, ama sesi artık o kadar kararlı değildi.
Ahmet çorba kabını alıp bir yudum içti. Sıcak sıvı boğazını yaktı, ama yüzünü bile ekşitmedi. “Bir hikâye hatırlıyorum,” dedi, köpeğe bakarak.
“Çocukken, memlekette bir çoban köpeği vardı. Sahibi nehre düşünce, peşinden atlamıştı. Adam boğulmuştu, ama köpek üç gün boyunca akıntıya karşı yüzmeye çalışmıştı. Kimse durduramamıştı onu.
Sadece inanmıştı.” Ahmet, Mehmet’e baktı. “Bu da inanıyor. Öyle inanı

Rate article
Lifequest
Denizciler Açık Denizde Yüzen Bir Köpek Gördü. Yaklaştıklarında Gördükleri Karşısında Dünyaları BAŞLARINA YIKILDI…