Bugün eve her zamanki gibi geç döndüm, saat sekizi geçiyordu. Hava çoktan kararmıştı. Kapının önünde küçücük bir kız gördüm, büzülmüş, başı öne eğik, omuzlarında bir battaniye… Uyuyordu. Dışarıda. Kapının önünde.
Hemen yanına koştum. Minik yüzü buz gibiydi, elleri üşümüştü. Onu usulca uyandırdığımda içim parçalandı. Ağlamıyordu. Sadece sakin sakin baktı ve dedi ki:
“Büyükanne uslu durmadığım için beni dışarı çıkardı. Ceza bu, dedi.”
İlk başta yanlış duyduğumu sandım.
Ona sıcak bir şeyler hazırladıktan sonra olanları anlattı. Öğleden sonra biraz yaramazlık yapmış: Ödevini yapmak istememiş, laf arasında kesmiş, yerinde duramamış. Kaynvalidemse onunla konuşmak ya da oyuncağını elinden almak yerine… dışarı çıkarmaya karar vermiş.
“Seni beklememi söyledi. Sonra kapıyı kapattı ve odasına gitti,” dedi küçük kızım.
Ne diyeceğimi bilemedim. Şok olmuştum, incinmiştim. Güvendiğim bir insan nasıl böyle bir cezayı kabul edilebilir bulabilirdi? Bir çocuk, tek başına, dışarıda, kışın? Hastalanabilirdi. Daha kötüsü de olabilirdi.
En acısı, kaynvalideme göre bu “normal” bir cezaydı. Ertesi gün aradığımda sadece şunu söyledi:
“Bizim zamanımızda da böyle yapılırdı. Çocuk aklını başına alır.”
Hayır. Benim evimde değil. Benim kızımla değil.
O günden sonra Elif artık büyükannesiyle kalmıyor. Daha pahalı da olsa yeni bir çözüm buldum. Kendimden feragat ederim, ama bir daha asla kızımı kapının önünde, sırf çocuk olduğu için cezalandırılmış halde bulmayayım.
Bugün şunu öğrendim: Sevgi, disiplin adına çocuğun güvenliğini tehlikeye atmak değildir.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



