Lise Aşkı: Onuncu Sınıfın Hikayesi.
Ayşegül, henüz lisedeyken, onuncu sınıfta aşık oldu. Sınıf arkadaşı Emre, yaz tatilinden sonra değişmiş, adeta bir prense dönüşmüştü. Eylül başında, okul sırasında yanına oturduğunda, Ayşegül kendini yedinci kat gökteymiş gibi hissetti.
O da değişmişti. Kız çocuğu görünümünden sıyrılıp ince belli, zarif bacaklı bir genç kadın olmuştu. Topuz yaptığı saçları, kuğu boynunu ortaya çıkarıyordu.
Emre, Ayşegül’ün artılarını eleştirel bir gözle değerlendirdi ve yanında oturmanın kendisine bir ayıp getirmeyeceğine karar verdi. Üstelik kız derslerinde de başarılıydı, gerekirse ondan kopya çekebilirdi. Ayşegül iyi kalpli ve hassastı.
Ama okul arkadaşlığının duyguları çabucak aşka dönüştü: İlk, tutkulu, her şeyi saran ve tam da yanlış zamanda gelen bir aşk…
Sınavlara hazırlanmaları, test çözmeleri, bol bol okumaları gerekiyordu. Oysa Emre ve Ayşegül, okul çıkışlarında parktaki bankta oturup öpüşüyor, kışın da buz patenine gidiyorlardı.
Emre’nin ailesi memnun değildi. Oğullarının askeri akademiye girmesi gerekiyordu, ama o derslere yeterince odaklanamıyordu. Erken gelen bu aşk iyiye alamet değildi. Emre’nin öğrenimine devam etmesi gerekiyordu, Ayşegül ise sosyal açıdan uygun görülmeyen bir aileden geliyordu…
Babası oğlunu böyle ikna etmeye çalışıyordu. Annesi ise oğluna acıyarak babasına katılıyordu.
Ayşegül aslında büyükannesiyle yaşıyordu. Annesi, Ayşegül beş yaşındayken vefat etmişti. Doğum belgesindeki baba hanesinde kalın bir çizgi vardı…
“Sen de kime böyle tutuldun?” diye düşündü büyükannesi hüzünle. “Ah, tabii… Annesine.”
Ayşegül’ün annesi konuşulduğunda, konu hemen kesilirdi. Büyükanne, dudaklarını sıkıca kapatır, geçmişine bakarmış gibi derin bir nefes alıp susardı.
Ayşegül ise Emre’yle buluşmaya koşardı. Nadiren okuldan sonra görüşmezlerdi. Dersleri kötüye gitmeye başladı, öğretmenler endişelendi, Emre’nin ailesi oğlunu daha sık azarlamaya başladı ve ona bir ültimatom verdiler: Daha iyi zamanlar gelene kadar, en azından reşit olana kadar kızla görüşmeyecekti.
Emre acı bir tebessümle karşıladı bu durumu. Ayşegül’le ilişkisini kesmek istemiyordu. İlk kez biri ona bu kadar yakındı. Bu yeni duygu onun da kalbini ele geçirmişti. Ama ciddi bir ilişkiyi düşünmek bile istemiyordu. Ailesinin tepkisi belliydi.
Ayşegül, yakınlıklarının üzerinden üç ay geçtikten sonra hamile olduğunu anlayınca umutsuzluğa kapıldı. Sınavlar yaklaşıyordu, pencereden kuşların şarkıları, derelerin şırıltısı duyuluyordu. O ise geceleri yastığına gizlice ağlıyor, büyükannesini uyandırmamaya çalışıyordu. Ama büyükanne, torununun değişen halini fark etmişti. Kadınlık içgüdüsüyle olanları anlamıştı.
Emre’yi artık sadece okulda görüyordu. Babasının sert tutumu, oğluyla Ayşegül’ün arasına set çekmişti. Eğer bilselerdi…
Büyükanne bir akşam torununun yatağına yaklaştı ve sakin bir sesle sordu:
“Doğuracak mısın? Yalan söyleme bana. Bunu bir kez senin annenle yaşadım.” Kadın yatağın kenarına oturup ağlamaya başladı, Ayşegül de ona sarılıp suçlulukla ince omzuna yaslandı.
“Ne yapayım, anneanne?” diye fısıldadı. “Ailesi tamamen karşı. Ama onlar hiçbir şey bilmiyor.”
“Ya o? O biliyor mu?” diye sordu büyükanne.
“Hayır. Söylemeye cesaret edemiyorum, korkuyorum ki hemen…” Ayşegül ilk kez düşünmeye bile korktuğu şeyi söylüyordu.
“Zaten seni neredeyse terk etmiş,” dedi büyükanne, Ayşegül’ün korkusunu onaylayarak. “Yine de ona söylemelisin. Bu senin görevin. Eğer kaçarsa, onun değeri yok demektir. O zaman pişman olma. Sevdiğini de belli etme. Gururun olsun. Hallederiz. Ben çalışmaya başlarım.”
“Ne diyorsun, anneanne… Çalışmak mı? Sen emeklisin.”
“Okulda temizlikçi olurum. Ne olmuş? Ölene kadar süpürge tutarım, yardım ederim. Başka nasıl… Benim kızım.”
Ayşegül artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, büyükannesi de. Ama kadın kısa sürede toparlandı.
“Yeter artık ağlamak. Şimdi zamanı değil. Uyu.” Büyükanne ayağa kalktı ve kararlı bir sesle ekledi:
“Bana söz ver, okulu bitireceksin. Ne olursa olsun.”
Ayşegül sakinleşti. İlk fırsatta Emre’ye çocuğu anlatmaya karar verdi. Onun mutlu olmayacağını biliyordu, ama her şeye hazırdı. İçinde zaten küçük bir can vardı, ona şimdiden sevgiyle bağlanmıştı. Emre’nin reddetmesi onun için ne ifade ederdi ki? O artık bir anne olacaktı, bu en büyük mutluluktu…
Emre artık başka bir sırada oturuyordu. Sınıfta ayrılıkları hakkında fısıldaşmalar vardı. Kimi Ayşegül’ü, kimi Emre’yi suçluyordu. Ama herkes, önce okulu bitirmenin, sonra meslek sahibi olmanın, ondan sonra aile kurmayı düşünmenin gerektiği konusunda hemfikirdi. Ama kimse aşktan bahsetmiyordu. Ayşegül’ün hissettiklerini çok az kişi tahmin edebiliyordu. Yaşamayan anlamazdı.




