Eski günlerde yaşanan bir hikâyeydi bu. Mano Uluş, yüksek sesle haykırdı: “Dinle, bu evi asla almayacaksın!” Kaynvalidem, hepsinden daha gür bir sesle, “Bu ev senin olmayacak!” diye bağırdı. “Dedeni nasıl ‘kandırdığını’ bilmiyorum, hangi hilelerle evi sana yazdırdın, ama alamayacaksın. İkincisi, oğlumun hayatından silineceksin. Sonunda iyi bir aileden güzel bir kızla tanıştı. Sen ve çocukların ufuklardan kaybolacaksınız. Anladın mı?”
On yıl boyunca, kocamın dedesine, çocuklarımla birlikte kiralık bir evde baktım. Kocamın kız kardeşi Aylin de aynı dedeyle yaşıyordu. Kaynvalidemin kendi kocasına bile vakti yoktu; aralarında anlaşma yoktu. Üniversite bitirmemiştim, kariyer yapmamıştım. Bütün vaktimi yaşlı adama ve çocuklara adadım.
Kocam sürekli beni aldatıyordu, ailesinin durumu onu çok geriyordu. Diğer kadınların ciddi niyetleri yoktuçocuklu, malsız bir adamla ne yapabilirlerdi ki? Hep bana dönerdi. Ben de çocuklar için affettim. Kendi evimizi alamadıkgelirimizin çoğu kiraya ve dedenin bakımına gidiyordu. Aylin gelirse, sadece dedenin emekli maaşından pay ister, kendi kötü durumundan şikâyet ederdi. Yine de bu zor durum, onların yıllık tatiller yapmasına ve ara sıra araba değiştirmesine engel değildi.
Beş yıl önce dede evi bana yazdırdı. Bana dedi ki:
“Sen bana tüm ailemden daha yakın oldun. Torunum haindir, evi annesine ya da kız kardeşine bırakır. Torunlarım daha iyi yaşasın diye, emeklerinin karşılığını alacaksın. Kimse ‘ömrünü boşa harcadın’ diyemesin.”
Vasiyetten kimsenin haberi yoktu: ne kadar az kişi bilirse, o kadar rahat uyurlar. Dede hastalandıkça, aile daha sık gelmeye başladı. Onun sağlığını sordular, hatta yıllar sonra ilk kez yardım teklif ettiler! Dede aptal değildi, neyin peşinde olduklarını biliyordu. Yüzünde bir gülümsemeyle, bana göz kırparak onların ilgisini kabul etti.
Sonunda özgürdüm. Çocuklar ve dedenin tekerlekli sandalyesi olmadan, tek başına şehri dolaşmanın ne demek olduğunu tahmin edemezsiniz. Özgürlüğümün tadını çıkardım. Dede çok yaşamadı. O cesur ihtiyara içim acıdı. Miras kavgası hemen başladı. Kaynvalidem ve Aylin, kocamı sıkıştırdı:
“Sen dedenin evini Aylin’e bırakacaksın. Yıllardır burada yaşıyor, burası onun evi. Sonra annemin evini alırsın. Sadece mirastan vazgeçmen yeterli. Her şey senin olacak, ama sonra.”
Kocam, annesinin sözlerine inandı ve vazgeçmeyi kabul etti. Kaynvalidemin evi ona bırakacağına dair sözlerine inanmadımo, Aylin ve çocukları dışında kimseyle ilgilenmezdi. On yıl dedeye baktığım halde, öldükten sonra kimsenin onu istememesi, sadece malını paylaşmak istemesi içimi acıttı.
Dedenin bilgeliğine saygı duydum. Erken davranıp notere gitmiş, işleri yoluna koymuştu.
O gece kocam işten geldi ve eşyalarını toplamaya başladı.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordum.
“Yoruldum. Senden ve çocuklardan ayrılıyorum. Seninle sadece dedeme baktığın için yaşadım. Artık o yok, bu senin problemin. Kira ödemek istemiyorum. Uzun zamandır başka bir kadın var.” Elini sallayarak vedalaştı ve gitti.
Pekâlâ, taşınmaya ve iş aramaya başladım. Birkaç gün sonra kocamın tüm ailesi kapıya dayandı. Aylin’in kocası ve çocukları da vardı. Bağrışıyor, birbirlerinin sözünü keserek bana çıkışıyorlardı. Kaynvalidem en yüksek sesle haykırdı:
“Herkes sussun! Sen dinle! Öncelikle, bu ev senin olmayacak. Dedenle nasıl ‘ilgilendiğini’ bilmiyorum, ne numaralarla evi sana yazdırdın ama alamayacaksın. Senin bir dolandırıcı olduğunu kanıtlayacağız! İkincisi, oğlumun hayatından kaybolacaksın. Sonunda iyi bir aileden güzel bir kızla tanıştı, yakında çocukları olacak. Sen ve çocukların gözden kaybolacaksınız. Anladın mı? Tekrar söylüyorum: evi kızıma bırakacaksın, oğlumu da rahat bırakacaksın!”
“Ne anladım biliyor musunuz?” dedim. “Artık sizi hayatımdan atabilirim.”
Kapıyı çarptım, gürültülerini duymazdan geldim. Çocuklarım ve ben artık normal bir hayat süreceğiz: iş buldum, bir evimiz var. Dedenin bana verdiği şey için minnettarım. Kocam hayatımızdan silinecek ve mutlu yaşayacağız. Eminim her şey güzel olacak.




