Bu benim çocuğum değil,” dedi milyoner, karısına bebeği alıp gitmesini söylemeden önce. Keşke bilseydi…

“Bu benim çocuğum değil,” dedi milyoner, karısına bebeği alıp gitmesini emretmeden önce. Keşke bilseydi…
“Bu kim?” diye sordu Serhat Bey, sesi çelik gibi soğuk, Ayşegül kapı eşiğini geçip yeni doğmuş bebeğini göğsüne bastırırken. Gözlerinde ne sevinç ne de şefkat vardısadece bir öfke kıvılcımı. “Bunu gerçekten kabul edeceğimi mi düşünüyorsun?”
Yurtdışı seyahatinden yeni dönmüştü: toplantılar, sözleşmeler, uçuşlar… Hayatı çoktan bekleme salonları ve konferans masalarından oluşan bir koşu bandına dönüşmüştü. Ayşegül bunu evlenmeden önce de biliyordu ve bu düzene boyun eğmişti.
Onlar tanıştığında Ayşegül henüz ondokuz yaşındaydı: tıp fakültesinin birinci sınıf öğrencisi, güçlü ve kararlı bir adamın yanında küçük bir kız. Onunla birlikte, kendini güvende hissedeceğine inanmıştı.
Ama o gün, hayatının en mutlu anlarından biri olması gereken gün, bir kabusa dönüştü. Serhat bebeğe baktı ve yüzü bir yabancıya dönüştü. Bir an duraksadısonra sesi bir bıçak gibi indi.
“Şuna bakbana hiç benzemiyor. Bu benim oğlum değil, anlıyor musun? Beni aptal yerine mi koyuyorsun? Hangi oyunu oynuyorsun?”
Sözleri bir kırbaç gibiydi. Ayşegül donup kaldı, kalbi boğazında atıyordu. Her şeyini emanet ettiği adam ona ihanetle suçluyordu. Onu bütün kalbiyle sevmişti, hayallerinden vazgeçmişti, sırf onun karısı olabilmek için. Şimdi ise ona bir düşmanmış gibi bakıyordu.
Annesi uyarmıştı.
“Bu adamda ne buldun, Ayşegül?” demişti Zeynep Hanım. “Senden neredeyse yirmi yaş büyük. Zaten bir çocuğu var. Neden kendine böyle bir hayat seçiyorsun?”
Ama Ayşegül, aşkın kör ışığıyla bakarak dinlememişti. Onun için Serhat sadece bir erkek değil, bir kaderdi. Babasız büyümüştü ve bir aile kurmanın hayalini kuruyordu.
Zeynep Hanımın endişesi haklıydı: Serhat, kendi yaşıtı bir adamdı, kızı için değil. Ama Ayşegül için o mutluluktu. Lüks bir eve taşınmış, hayaller kurmaya başlamıştı.
Hayat bir süre kusursuz göründü. Ayşegül tıp fakültesine devam etti, annesinin yarım kalan hayalini gerçekleştiriyordu. Zeynep Hanım genç yaşta hamile kalmış, eğitimini bırakmak zorunda kalmıştı. Kızını tek başına büyütmüş, onun kalbinde bir boşluk bırakmıştı.
Serhat o boşluğu doldurmuştu. Ayşegül bir oğul hayal ediyordu. Evlendikten iki yıl sonra hamile olduğunu öğrendiğinde, bahar güneşi gibi parlamıştı.
Annesi endişelenmişti:
“Ayşegül, ya diploman? Her şeyi bırakacak mısın? Çok çalıştın!”
Haklıydıtıp fedakarlık isterdi. Ama karnında büyüyen şey karşısında hiçbir şeyin önemi yoktu.
“İzin bittikten sonra döneceğim,” diye fısıldı Ayşegül. “Birden fazla çocuk istiyorum. Belki iki, belki üç. Bu zaman alacak.”
Bu sözler Zeynep Hanımın kalbine bir korku saldı. Tek başına çocuk büyütmenin ne demek olduğunu biliyordu. “Kaç çocuğun olacağına, tek başına büyütebileceğin kadar karar ver,” derdi hep. Ve şimdi en kötü korkusu kapıdaydı.
Serhat, Ayşegülü bir yük gibi kapının önüne attığında, Zeynep Hanımın içinde bir şey kırıldı. Kızını ve torununu kollarına aldı, sesi öfkeden titriyordu:
“Bu adam deli mi? Nasıl yapabilir? Vicdanı nerede? Seni tanıyorumasla ihanet etmezsin.”
Ama bütün uyarılar, Ayşegülün aşka olan inancına çarpmıştı. Zeynep Hanımın şimdi söyleyebileceği tek şey acı ve basitti:
“Ben sana demiştim onun kim olduğunu. Görmek istemedin.”
Ayşegülün tartışacak hali yoktu. İçindeki fırtına sadece acı bırakmıştı. Serhatın bebeği kucaklayıp onu övmesini hayal etmişti. Ama yerine soğukluk, öfke ve suçlamalar vardı.
“Defol, hain!” diye bağırdı Serhat. “Kiminle olduğunu sanıyorsun? Sana her şeyi ben verdim! Bensiz bir öğrenci yurdunda kalırdın, tıp okuyup unutulmuş bir hastanede çalışırdın. Hiçbir şey beceremezsin. Ve şimdi benim evime bir yabancının çocuğunu getiriyorsun? Bunu kabul etmem mi gerekiyor?”
Ayşegül titreyerek ona ulaşmaya çalıştı. Yalvardı, yeminler etti, yanıldığını söyledi.
“Serhat, hatırla, kızını ilk getirdiğinde de hemen benzemiyordu. Çocuklar değişir: gözler, burun, yüz ifadeleri zamanla ortaya çıkar. Sen olgun bir adamsın. Bunu nasıl anlamazsın?”
“Yalan!” diye kesti Serhat. “Kızım ilk günden bana benziyordu. Bu çocuk benden değil. Eşyalarını topla. Ve senden bir kuruş bile alamayacağını bil!”
“Lütfen,” diye fısıldadı Ayşegül gözyaşları içinde. “Bu senin oğlun. DNA testi yaptırkanıtı göreceksin. Hiç yalan söylemedim. Sana yalvarıyorum biraz inan.”
“Laboratuvarlarda dolaşıp rezil mi olayım? Beni salak mı sanıyorsun? Bu kadar! Bitti!”
Onun inancına ne yalvarışlar ne de mantık ulaşabildi.
Ayşegül sessizce üstünü başını topladı. Bebeğini kaldırdı, bir yuva kurmayı hayal ettiği eve son bir kez baktı ve bilinmeyene doğru adım att

Rate article
Lifequest
Bu benim çocuğum değil,” dedi milyoner, karısına bebeği alıp gitmesini söylemeden önce. Keşke bilseydi…