Beni bir yabancının evinin kapısında terk eden öz annem, 25 yıl sonra temizlikçi olarak bana iş başvurusu yaptı ve o kızın ben olduğumu bilmiyordu.

**Günlük**
Bugün, yıllardır içimde taşıdığım o ağır yükü nihayet bıraktım. Her şey, annemin beni bir başkasının kapısına bırakmasıyla başlamıştı. Yirmi beş yıl sonra, temizlikçi olarak evime geldiğinde, o kızın ben olduğumu bilmiyordu.
“Kökleri olmayan bir çocuk kimdir? Hiç kimse. Rastgele beden bulmuş bir hayalet,” dedim.
“Yani hep bir hayalet gibi mi hissettin?” diye sordu Mehmet, şık mutfağımda kahvesini karıştırırken.
Ona baktımhayatımdaki tek dostum, gerçeği bilen tek kişi. Onu bulmama yardım eden adam. Beni taşıyıp sonra bir taslak gibi hayatından atan kadını…
İlk çığlığım onun kalbine dokunmamıştı. Evlat edinen ailemin hafızasında sadece ucuz bir battaniyeye iliştirilmiş not kalmıştı: “Affedin.” Tek bir kelimekendine anne diyen kadından bana kalan her şey.
Emine Hanım ve Cemal Beyçocukları olmayan yaşlı bir çiftbeni bir ekim sabahı bulmuştu. Kapıyı açtıklarında ağlayan bir bebek paketiyle karşılaştılar. Vicdanları yetimhaneye vermeye yetmedi, ama sevgiyi göstermeye de…
“Bu evde yaşayacaksın, Aylin, ama unutmabiz sana yabancıyız, sen de bize. Sadece insanlık görevimizi yapıyoruz,” derdi Emine Hanım her buluş yıldönümümde.
Evleri benim kafesim oldu. Koridorda bir köşe, katlanır bir yatak. Yemeklerimi onlardan sonra, soğumuş artıklarla yerdim. Giysilerim bit pazarından, hep iki beden büyük. “Büyüyünce tam gelir,” derdi. Ama o zamana kadar giysiler paramparça olurdu.
Okulda dışlanmıştım. “Çöp çocuk,” “sokak çocuğu,” “kimsesiz,” diye fısıldaşırlardı.
Ağlamadım. Ne faydası var? Biriktirdim. Gücü, öfkeyi, azmi. Her itiş, her alay, her soğuk bakışhepsi yakıtım oldu.
On üçümde çalışmaya başladımel ilanı dağıttım, köpek gezdirdim. Paralarımı parke aralarına sakladım. Emine Hanım bir gün temizlik yaparken buldu.
“Çalıyor musun?” diye sordu buruşuk banknotları tutarken. “Belliydi, armut dibine düşer…”
“Benim param, çalışarak kazandığım,” dedim.
Paraları masaya fırlattı.
“Öyleyse artık ödeyeceksin. Yemeğe, kalmana. Büyüdün artık.”
On beşimde okuldan arta kalan her dakikada çalışıyordum. On yedimde başka bir şehirde üniversiteye girdim.
Bir sırt çantası ve bir kutuyla ayrıldım. Kutuda, beni geçmişime bağlayan tek şey vardıdoğduğumda çekilmiş fotoğrafım. Bilinmeyen bir annenin beni hastaneden almadan önce bir hemşire tarafından çekilmişti.
“Seni sevmedi, Aylin,” dedi Emine Hanım vedalaşırken. “Biz de sevmedik. Ama en azından dürüsttük.”
Yurtta üç oda arkadaşımla kaldım. Hazır noodle’larla beslendim. Deli gibi çalıştımsadece tam not, sadece burs.
Geceleri 24 saat açık markette çalıştım. Sınıf arkadaşlarım yıpranmış kıyafetlerimle dalga geçti. Duymadım. Sadece içimdeki sesi duydum: “Onu bulacağım. Ona attığını göstereceğim.”
Hiçbir şey, gereksizlik hissinden daha kötü değildir. Derinin altına işler, çıkmaz bir daha.
Mehmet’e baktım ve boynumdaki altın zincirle oynadımtek lüksüm, kendime aldığım pahalı ve gereksiz bir şey. O her şeyi biliyordu. Annemi o bulmuştu. Planı o hazırlamıştı.
“Bunun sana huzur getirmeyeceğini biliyorsun, değil mi?” diye sordu.
“Huzur istemiyorum,” dedim. “Nokta istiyorum.”
Hayat öngörülemez. Bazen en ummadığın yerde şans sunar. Üçüncü sınıfta kader bana göz kırptıpazarlama hocası organik kozmetik markası için strateji ödevi verdi.
Üç gün uyumadan, öfkem ve kabul görme arzumla çalıştım. Sunumu bitirdiğimde sınıfta bir sessizlik oldu.
Bir hafta sonra profesörüm gözleri parlayarak içeri daldı: “Aylin, yatırımcılar senin fikrini konuşmak istiyor!”
Ücret yerine, startup’ta küçük bir hisse teklif ettiler. Titreyen ellerle imzaladımkaybedecek bir şeyim yoktu.
Bir yıl sonra startup patladı. Hissem hayal bile edemeyeceğim bir meblağa dönüştü. Ev için peşinat yeterliydi. Yeni projelere yatırım yeterliydi.
Hayat hızla değişti. Bir başarı, iki, beş derken çoğaldı.
Yirmi üçümde şehir merkezinde geniş bir daire aldım. Sadece sırt çantam ve o fotoğraf kutusuyla taşındım. Geçmişten hiçbir yük yok. Sadece başlangıç noktası ve ileriye giden yol.
“Biliyor musun, başarının beni mutlu edeceğini sanıyordum,” dedim Mehmet’e o gün, bir konferansta tanıştığımızda. “Ama sadece daha yalnız yaptı.”
“Omzunda bir hayalet var,” dedi, benim ifade edemediğimi anlayarak.
İşte böyle, tek bir insana hikayemi anlattım. Mehmet sadece bir arkadaş değil, aynı zamanda özel dedektifti. Yardım teklif etti. Kabul ettim. İki yıl süren arayış. Yüzlerce çıkmaz. Yanlış izler. Ama sonunda onu buldubana sadece “affedin” kelimesini ve genlerimi bırakan kadını.
Sevgi Yılmaz. 47 yaşında. Boşanmış. Şehrin kenarında yıpranmış bir apartmanda yaşıyor. Gündelik işlerle geçiniyor. Çocuğu yok. “Çocuğu yok.” Dosyadaki bu satır en çok yaktı beni. Fotoğrafını gördümhayatın incitmediği yer bırakmadığı gri bir yüz.
Gözlerinde benim yıllarca beslediğim o kıvılc

Rate article
Lifequest
Beni bir yabancının evinin kapısında terk eden öz annem, 25 yıl sonra temizlikçi olarak bana iş başvurusu yaptı ve o kızın ben olduğumu bilmiyordu.