Üvey Anne Olma Korkusu: Lale, Dul Bir Adamla Evlenmekten Kaçınıyor.

Korkuyla Gelin Olmak: Elif’in Dul Bir Adamla Evlenmekten Kaçınması

Elif’in dul bir adamla evlenmek istemediğini herkes görebiliyordu. Ama nedeni ne adamın küçük bir kızı olmasıydı ne de yaşça büyük olması. Asıl sebep, Elif’in ondan çok korkmasıydı. O buz gibi bakışları yüreğine işliyor, kalbi sanki oklardan korunmaya çalışıyor gibi hızla çarpıyordu. Gözlerini yere dikmişti, kaldırmaya cesaret edemiyordu. Kaldırdığında ise herkes gözlerindeki yaşları fark ediyordu.

O yaşlar, utançtan kızaran yanaklarından aşağı süzülüyordu. Elleri titriyor, küçücük yumruklarıyla üvey annesine ve onun getirdiği damat adayına karşı kendini savunmaya çalışıyordu. Dili ihanet edip, “Evlenirim,” dedi.

“Öyleyse karar verildi!” dedi üvey annesi. “Böyle bir eve, böyle bir adama gitmek günah mı? İlk karısına saraylı bir hanım gibi davranırdı. Yumuşak huyluydu, zayıf, hastalıklı, sürekli öksürürdü. Birlikte yürürken, o üç adım atarken, karısı bir adım atardı. Durup lokomotif gibi soluklanırdı, o da onu kollarına alır, sakinleştirirdi. Senin deli baban gibi bağırmazdı hiç.”

“Hamileyken neredeyse hiç dışarı çıkmazdı. Hep yatardı. Bebek doğduktan sonra geceleri çocuğun başında hep o kalkardı, karısı iyice güçten düştü,” diye anlatıyordu kayınvalidesi.

“Sen ise turp gibi sapasağlamsın! Seni evin başköşesine oturtacak. Her işi bilirsintırpanla, orakla, dokumayla, iplik eğirmeyle uğraşırsın. Seni genç birine vermek günahtır, onların karakteri oturmamıştır, aptallıklarını göstermemişlerdir. Bu adamsa açık sözlüdür, hakkında her şeyi biliriz. Ne şanslısın!”

“Güçlü, güçlü bir ev kadını olacaksın. Küçük bir nişan merasimi yaparız, dula düğün gerekmez zaten, rahmetliyi şenlikle rahatsız etmeyelim. Çeyiz toplamaya da gerek yok, evde her şey var,” diye ekledi.

Murat, ilk karısı Ayşe’yi sevdiği için evlenmişti. Onun sık sık hastalandığını, narin olduğunu biliyordu, ama annesi, “O yakışıklı, güçlü bir adam, ona eş değil, bir hanımefendi lazım,” dese de kimseyi dinlememişti. Ne insanların sözleri ne kendi aklısadece Ayşe’yi istiyordu, hepsi bu kadar.

Köyde onu büyülediği dedikoduları yayılmıştı. Çünkü ancak lanetli bir adam, hayatı yaşamamış biri, ömrünü bir hastaneye, acılara, ıstıraplara çevirirdi. Doktorlar, Ayşe’nin ciğerlerinin çok zayıf olduğunu, en ufak bir soğuk algınlığının zatürreye, astıma dönüşebileceğini söylüyorlardı. Sonrası? Kim bilir, belki daha kötüsü.

Murat, sevgisiyle ölümü karısından uzak tutacağını, onu iyileştireceğini, ona bakacağını ve hastalığın çekip gideceğini sanıyordu. Evlendikten sonra başlarda her şey mükemmel gitti. Mutlu, neşeli çift, saadetlerine doyamıyordu.

Sonra, Ayşe hamile kalınca, sanki bütün iç dünyası altüst oldu. Sürekli halsizlik, baş dönmesi, uyku hâli onu öyle bitkin düşürdü ki ne çamaşır yıkayabiliyordu ne inek sağabiliyordu, uzun güzel saçlarını taramaya bile gücü yetmiyordu.

Doktorlar, “Bu gebelik zehirlenmesi, doğum yapınca düzelir,” dediler. Murat, sevgiyle karısına baktı, hiç şikâyet etmedi. Annesi gece gündüz onu suçluyordu: “Eve bir ev hanımı değil, bir dert getirdin!” Murat, aç bir kartal yuvasını nasıl korursa, karısını öyle savundu ve annesinden uzak durmasını rica etti.

Ayşe, küçük bir kız doğurdu. Murat, ailesine neşe ve gücün geri döneceğini umuyordu. Evet, mutluluk geri geldi, ama kısa sürdü. Bir kez soğuk alan Ayşe bir daha tam iyileşemedi ve gözlerinin önünde eriyip gitti.

Onu hastaneye kaldırdılar, ama doktor açıkça konuştu:

“Ciğerleri artık dayanmıyor.”

Sade, köylü usulü söyledi. Ayşe, zamanının kalmadığını biliyordu. Başlarda belli etmemeye çalıştı. Zoraki bir gülümseme, dudaklarında acıyla karışık bir ifade, ama gözleri yarının korkusunu, kızı için endişesini ele veriyordu.

Bakışlarıyla vedalaşıyor, onu mutlu, neşeli hatırlamalarını istiyor gibiydi. Sırtında beliren kaburgaları, çökmüş göğsü, kurumuş parmakları, düşmüş omuzları, sessizce ölümün yaklaştığını anlatıyordu.

Son anlarını hisseden Ayşe, kocasından bir ricada bulundu:

“Allah’ın planlarını değiştirecek kimse yok. Aşkımız ölümle savaşmaktan yoruldu, gücüm kalmadıben de acılardan, düşüncelerden bitap düştüm. Senden ve kızımızdan özür diliyorum. Acılar içinde doğdum, sizi de acıya mahkûm ettim.”

Murat, onun ateş gibi yanan ellerini aldı, öpmeye başladı. Ağır, kesik kesik nefesinden, önemli bir şey söylemek için acele ettiğini anladı. Artık sadece birkaç dakikası kaldığını hissediyordu.

Onlara olan sevgisinden, kızı için endişelerinden bahsetti. Nefesi kesilerek konuşuyor, sonra derin bir nefes alıp yavaşça ekledi:

“Elif’le evlen, o iyi bir eş olacak. Sen iyi bir adamsın, iyi bir babasın, o da iyi bir anne olur. O da benim kadar çok çektiüvey annelerle, kötü babalarla. On

Rate article
Lifequest
Üvey Anne Olma Korkusu: Lale, Dul Bir Adamla Evlenmekten Kaçınıyor.