Kaçtığı köyün tozlu yollarında bir ayı tuzağına yakalandığında, her şeyin bittiğini düşünerek bilincini kaybetti
Gözlerini bilinmez bir odada açtığında, başı dönüyordu, sanki ensesine bir darbe almış gibiydi. Hafızası boşluğa düşmüştüne olduğunu, buraya nasıl geldiğini hatırlayamıyordu. Vücudu uzun bir uykudan kalma gibi ağrıyor, ona itaat etmeyi reddediyordu. Kalkmaya çalıştığında ellerinin ve ayaklarının sıkıca bağlı olduğunu fark etti. Panikle yatağın üzerinde kıvrandı, çürük tahtaların gıcırtısı odada yankılandı.
“Sonunda kendine geldin,” diye soğuk bir ses duydu. “Üzülme. Biraz daha burada kalacaksın. Hatayı anlayacaksın, sonra seni serbest bırakacağım. Ve eve döneceğiz.”
O an her şeyi hatırladı. Kocası Cemalle boşanma konuşmuşlardı. O kabul etmişti, ama sonradarbe. Asla gitmesine izin vermeyecekti. “Benimsin,” diyordu, “eğer bunu anlamazsan, sana öğreteceğim.” Ama Leyla artık onun sürekli ihanetlerine katlanamıyordu. İlkini affetmiş, şans vermişti. İkincisinde isehayır. Aşk çoktan sönmüştü, geriye sadece bu zehirli ilişkiden korku ve tiksinti kalmıştı.
“Bırak beni,” diye titreyerek fısıldadı. “Hiçbir şey değişmeyecek. Beni zorla sevdiremezsin. Cemal, lütfen”
“Kabullen. Şu an inkâr aşamasındasın, ama anlayacaksınbiz birbirimiz için yaratılmışız. Bana bir şans daha vereceksin. Zaten kaçacak yerin yok. Dedemlerin terk edilmiş köyünden bahsetmiştim, hatırlıyor musun? Buraya kimse gelmez. Kimse yardım edemez. Ve beni kızdırmasonunun ne olacağını biliyorsun.”
Leyla ürperdi. Cemalin gözlerindeki çılgınlık, onu en çok korkutan şeydi.
Bir buçuk haftabelki daha fazlabu evde geçti. Cemal onu sadece birkaç saatliğine serbest bırakıyor, her hareketini bir avcı gibi izliyordu. Leyla anlamıştı: karşısındaki bir insan değil, acil psikiyatrik yardıma ihtiyacı olan bir hastaydı. Ama rol yaptı. Boyun eğiyormuş gibi, barışıyormuş gibi davrandısadece medeniyete dönebilmek için. İş yerinde onu arayan olmazdıpatronu, kocasıyla onu basmasından sonra ondan kurtulmayı hayal ediyordu. Ailesi yoktu, arkadaşları onun uzun kayboluşlarına alışkındı”Kıskanç koca,” diye iç çekerlerdi, detayları sorgulamazlardı.
Bir gün, Cemalin dikkati dağıldığında, ağır bir heykelciği onun kafasına indirdi. Bilincini kaybetmişti ama nefes alıyordu. Leylanın uyanıp uyanmayacağını kontrol edecek zamanı yoktu. Biliyordu: uyanırsa, şansı kalmazdı. Burada uzun süre kalacaklarını söylemişti ve artık öfkesi bir bomba gibi patlamaya hazır bir adamla yaşayamazdı.
Evde bulduğu kalın giysileri üzerine geçirip dışarı fırladı. Soğuk ciğerlerini yakıyordu ama koşmaya devam etti. Arabalar, yollarhepsi çok uzaktı. Cemalin izini süreceğinden korkuyordu, ama kaçmalıydı. Orman, uzaktan duyulan kurt ulumalarıhepsi korkutucuydu, ama bir manyağın tutsağı olmaktansa, bir yırtıcının avı olmayı tercih ederdi.
Gücü tükeniyordu. Ne kadar zamandır koştuğunu, nereye gittiğini bilmiyordu. Donarak ya da kaybolarak öleceği düşüncesi onu kemiriyordu. Sonraanî bir acı, bir çığlık. Ayağı bir ayı tuzağına yakalandı. Kan kara kışın beyazında yayıldı. Leyla yere düştü, kurtulmaya çalıştı ama tuzak gevşemiyordu. Acı dayanılmazdı. Bilinci karardı.
Ve sonrabir ses:
“Pes etme, Pamuk Prenses”
Gözlerini yine bilinmez bir yerde açtı. Hava bitki çayının kokusuyla doluydubilincini kaybettiği anlarda birisi ısrarla onu içiriyordu.
“Neredeyim?” diye fısıldadı, doğrulmaya çalışırken.
“Kendine mi geldin?” diye bir ses duydu kapı eşiğinden.
Karşısında sakin, iyi yüzlü bir adam duruyorduörgü kazak ve kalın pantolon giymişti.
“Beni siz mi kurtardınız?”
“Sen kendini kurtardın. Direndin. Ben sadece yardım ettim.”
Kendini tanıttıMehmet. Onu tuzağa yakalanmış halde bulduğunu, eve getirdiğini, antibiyotiklerle tedavi ettiğini anlattı. Neredeyse bir hafta ateşler içinde yatmıştı. Tuzak kemiğe zarar vermemişti ama yaralar derindi. “Hayattasın. Önemli olan bu,” dedi.
Burası ormancı dedesinin eviydi. Şehirden uzaklaşmak, dedesinin işinikaçak tuzakları toplamayısürdürmek için gelmişti.
“Demek doğru yapmışım, o adamı kovduğumda,” diye ekledi. “Seni getirdikten bir gün sonra geldi. Bir canavar gibiydibirini arıyordu. Korkma. Geri dönerse, içeri almayacağım.”
Leyla titredi. Cemal yakındaydı. Ama şimdi kendini güvende hissediyordu.
Günler geçti. Mehmete her şeyi anlattıevliliği, ihanetleri, kaçışını. O sessizce dinledi. Tüm bu yaşadıklarından sonra tüm erkeklerden korkması gerektiğini düşünürdü, ama onun yanında farklıydı. Huzur doluydu. Mehmet ona baskı yapmıyor, talep etmiyor, suçlamıyordu. Sadece yanındaydı.
On gün sonra artık yürüyebiliyorduhafif bir aksaklıkla. Mehmet ormana gitti, o da ona bir iyilik borcunu ödem
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



