Kayınvalidem düğünümüze bembeyaz bir elbiseyle geldi, nikah salonunda tam yanımıza dikildi: düğünümü kurtarmak için harekete geçmek zorunda kaldım.
Kayınvalidemin zor bir kadın olduğunu hep biliyordum. Ama en çılgın hayallerimde bile düğünüme beyazlar içinde geleceğini tahmin edemezdim.
Neredeyse gelinlik kadar şatafatlıydı: uzun, dantelli, vücudunu saran bir kıyafet. Nikah salonunun eşiğinde öyle bir pozla belirdi ki, sanki podyuma çıkmıştı. Misafirler fısıldaşırken, o sadece gülümsüyor ve “Ne var yani? Hepimizin bayramı bugün,” diyordu.
İlk kırmızı alarm, bizimle aynı arabaya binmekte ısrar ettiğinde çaldı.
“Ben artık size yabancı mıyım?” diyerek damadın yanına oturdu. Ben arka koltukta sıkışıp kaldım. Harika bir başlangıç, değil mi?
Nikah memurunun karşısında tam yanımıza geçip sanki bizim üçüncümüzmüş gibi durdu. Tüm fotoğraflarda, eli kocamın omzunda, yüzü objektife benden daha yakın. Bir ara gelin duvakımı düzeltip fısıldadı:
“Bak, eğri olmuş Bırak, ben düzelteyim.”
Düğün yemeğinde sanki evin hanımıymış gibi davrandı. Müziği değiştirdi, garsona “Salata tuzsuz,” diye müdahale etti ve en önemlisi, sürekli kocamla fısıldaştı. Sanki ona kimin annesi olduğunu hatırlatmaya çalışıyordu.
Sonra, tüm küstahlığının tacı olarak, ayağa kalkıp bir kadeh kaldırdı:
“Size mutluluklar dilerim. Açıkçası, oğlumun farklı bir seçim yapacağını düşünmüştüm Ama madem oldu, öyle olsun.”
Salonda bir sessizlik çöktü. Yüzümde zoraki bir gülümsemeyle oturdum, içim kaynıyordu.
İşte o an karar verdim: bu yetti. Bu sirk artık bitsin.
Kayınvalideme şarap kadehimle yaklaştım “barışmak”, kadeh tokuşturmak, bir fotoğraf çektirmek için. Hafif öne eğildiği anda “kazaen” kolumu çarptım.
Kırmızı şarap damlaları bembeyaz elbisenin üzerine sıçradı.
“Aman!” diye haykırdı, kumaşı silmeye çalışarak. “Ne sakarım ben!”
Hemen atıldım:
“Tuvalette ayna ve peçete var. Git bir bak, belki çıkar.”
Gitti. Ben de peşinden gidip kabine girdiğinden emin olunca, sessizce kapıyı kapattım ve dışarıdan sürgüledim.
Salona dönüp sakin bir ifadeyle misafirlere, “Kayınvalidem eve gitti, rahatsızlandı. Kimsenin rahatsız etmemesini rica etti,” dedim.
Akşam birden hafifledi. Konuklar yeniden gülmeye, müzik çalmaya başladı. Sonunda kendimi bir gelin gibi hissettim, başkalarının aile kavgasında bir figüran değil.
Hiç pişman değilim, ama sanırım bizi epey renkli ve neşeli bir hayat bekliyor.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



