**Sevgilim, boşanmak ne demek? Sen dördüncü evredesin! Ya daire? Ben miras alamayacak mıyım?** diye çılgınca bağıran kocasına rağmen Elena, banyodaki buğulu aynayı sakin bir şekilde sildi ve yansımasına dikkatle baktı. Bir zamanlar yumuşak olan yüz hatları artık keskinleşmiş, çökmüş yanaklarıyla cansız gözleri hastalığın izlerini taşıyordu. **”Katei aramalıyım,”** diye tekrarladı içinden. Yeğeni gerçeği öğrenmeliydi, ne kadar acı olsa da.
Salondan gelen futbol maçı sesleri, Pavelin televizyon karşısına kurulup ayaklarını sehpanın üzerine attığını gösteriyordu. Etrafa dağılmış cips kırıntıları vardı muhtemelen. Elena derin bir nefes aldı, omuzlarındaki görünmez yükün ağırlığını hissederek gözlerini kapattı.
Bu ev, yılların emeğinin sembolüydü. Pavelle tanışmadan önce beş yıl boyunca iki işte çalışarak, kendini unutarak ödediği bir borçtu bu. Son taksit ödendiğinde ağlamıştı; duvarlar uykusuz gecelerinin izleriyle doluydu.
Pavelle tesadüfen bir kuyrukta tanışmışlardı. İlk aylar romantikti, ama birden her şey değişti. Artık umursamaz biri olmuştu.
**”Lena, interneti ödedin mi? Bugün yavaş,”** diye seslendi Pavel.
**”Pazartesi ödedim,”** dedi Elena. **”Routerı yeniden başlat.”**
**”Çok uzak,”** diye tembellik etti Pavel. **”Sen yanındasın, sen yap.”**
Elena tartışmadı. Kırmızı ışığı yanıp sönen routera bastı. Bugün, doktorun **”Dördüncü evre Metastaz karaciğere ve kemiklere yayılmış,”** sözlerinden sonra her detay anlam kazanmıştı.
**”Akşam yemeği ne var?”** diye sordu Pavel.
**”Bugün yemek yapmadım,”** dedi Elena yorgunca. **”Sipariş verebilirsin.”**
**”Yine mi para harcayacağız?”** diye homurdandı. **”Senin izin günündü, yemek yapabilirdin.”**
Elena cevap vermedi. Pavel parayı kendisinin kazanması gerektiğine inanıyordu.
**”Bugün doktordaydım,”** dedi sessizce.
Pavel televizyona bakarak **”Hı-hı,”** dedi.
**”Kanserim,”** diye devam etti.
Pavel döndü, şaşkın: **”Ne?”**
**”Dördüncü evre,”** tekrarladı Elena sakince.
Pavelin ilk tepkisi şoktu, ardından tedavi seçeneklerini sordu. **”Peki paran var mı? Sigorta karşılar mı?”** dedi heyecanla.
Elena için her şey netti artık. Onun endişesi kendisi değil, mirastı.
Bir hafta sonra Pavelin geç gelmeleri, farklı parfüm kokuları ve telefonunu saklaması ihanetin işaretleriydi. Bir gece, balkonda fısıldaşmasını duydu: **”Yakında ölecek Miras bana kalacak.”**
Elena ertesi gün Katei aradı: **”Gel, konuşmamız lazım.”**
Kate gelip ağladı, ama Elena sakindi: **”Vasiyetnameyi değiştiriyorum. Her şey senin olacak.”**
**”Peki ya Pavel Amca?”**
**”O şimdiden mirası paylaşmayı planlıyor,”** dedi Elena acı bir gülümsemeyle.
O gün notere gidip her şeyi Katee bıraktı. Sonra boşanma başvurusu yaptı. Pavel üç gün sonra döndüğünde telefonuna gösterme gelmişti.
**”Bu ne?!”** diye bağırdı.
Elenanın eşyalarının bir kısmı gitmişti. Panikledi, aradı, ama cevap alamadı. Sonunda gece Elena geldi: **”Katete yaşıyorum.”**
Pavel yalvardı: **”Ama sen hastasın! Bakıma ihtiyacın var!”**
Elena gülümsedi: **”Şimdi mi aklına geldi? Sen benim hastalığımı değil, mirasımı düşünüyorsun.”**
**”Boşanıyorsun? Dördüncü evrede?”** diye bağırdı Pavel. **”Ben daireyi miras alamayacak mıyım?**
Elena son kez baktı ona: **”Beni hiç sevmedin, değil mi? Sadece rahatını sevdin.”**
Kapıyı kapattığında Pavel yalnız kaldı. O gece, hayatındaki gerçek boşluğu anladı.
Bir hafta sonra resmi boşanma davası başladı. Elena orada değildi. Kate onunla hastanede oturuyordu.
**”Pişman değilim,”** dedi Elena. **”Gerçekten sevenlerle geçirdiğim her an, senin gibi birine ömür boyu katlanmaktan iyidir.”**
Pavel, şehrin kenarında küçük bir odaya taşındı. Duvardaki dökülen boya gibi, kendi hayatı da dağılıyordu. Sonunda anladığı şey basitti: Kaybettiği şey para değil, insanlığıydı.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



