Bana ihtiyaç duyduklarında, “Anne, ne zaman geleceksin?” diye sorarlardı. Şimdiyse, “Hayatımıza niye karışıyorsun?” diyorlar. İçimde büyük bir hüzün var. Eskiden vazgeçilmez olduğumda, gelinim bana karşı sevecen ve minnettardı. Sık sık arar, “Anne, ne zaman geleceksin?” diye sorardı. Ama şimdi, artık ihtiyaçları kalmadığında, duyduklarım tamamen farklı: “Hayatımıza niye karışıyorsun?”
Oğlum, Emre, sekiz yıl önce evlendi. Düğünlerinde, eşimle birlikte onlara bir daire hediye ettik. Annemden kalan, yenileyip döşediğimiz bir evdi. Başlarda gelinimle ilişkimiz çok iyiydi.
Birbirimize saygı gösterir, bayramlarda kutlar, hediyeler alırdık. Genç çiftin hayatına karışmamaya özen gösteriyordum, çünkü o zamanlar eşimle birlikte hâlâ çalışıyorduk.
Üstelik, kendi kayınvalidemin sürekli hayatıma müdahale ettiğini hatırlıyordum. Ona benzemek istemiyordum. Gelinime ev işlerini öğretmenin gereksiz olduğunu düşünüyordum; zaten hayat ona öğretecekti. Şimdiki zamanda her şeyin cevabı internette var. Oğlum onunla yaşıyorsa, demek ki mutludur.
Evliliklerinin üzerinden bir yıl geçmişti ki, torun sahibi olacağımızı öğrendik. Ne güzel bir haberdi! Onlara her zaman yardım edeceğime söz verdim. Gelinim buna çok minnettardı.
İlk günlerden itibaren, yeni anne olan gelinimin desteğe ihtiyacı vardı. Kendi annesi uzakta yaşıyordu ve işi nedeniyle gelemiyordu. Bu yüzden, hastaneden çıktıktan sonra neredeyse onların evine taşındım, sadece geceleri kendi evime dönüyordum.
Gelinim bebeğe yaklaşmaktan bile korkuyordu:
“O kadar küçük ki, ya istemeden bir şey olursa?” diye ağlıyordu.
Ona birçok şey öğretmem gerekti, bazen de her şeyi ben hallederdim. İlk beş ay boyunca torunumu yıkamayı sadece ben yapardım, gelinim ise yanımda durup izlerdi. Her an hazırdım. Gece yarısı bile olsa, bebek ağladığında veya bir sorun olduğunu düşündüğünde beni arardı.
Yaşım ilerlediği için zorlansam da, sabırla her şeyi anlatır, nasıl yapılacağını gösterir, ona destek olurdum. Zamanla gelinim çok şey öğrendi ve kendi başına idare etmeye başladı. Yine de sık sık, “Anne, ne zaman geleceksin?” diye sorardı.
Torunum anaokuluna başladığında, her hastalandığında onunla ilgilenmeyi kabul ettim. Genç çift için çalışıp para kazanmak önemliydi. Küçük gösterileri için kostümler diker, performanslarını çekip ebeveynlerine gösterir, doktora götürürdüm.
Neredeyse torunumu ben büyüttüm diyebilirim. Hep yanındaydım, yardıma hazırdım. Üç yıl önce eşimi kaybettim, ve torunum, beni derin bir umutsuzluğa düşmekten alıkoyan tek neşe kaynağım oldu.
Emre, her zaman evlerinde bana yer olduğunu söylerdi. Bu beni rahatlatırdı. Ancak her şey, torunum okula başladığında değişti. Gelinimin annesi onlara yakın bir yere taşındı ve artık yardımım gereksizdi.
Zamanla, desteğe ihtiyacı olan ben oldum. Musluk bozuldu, telefonum ısınıp kapanmaya başladı. Oğlumu veya gelinimi aradım, yardım bekledim.
Ancak Emre işleriyle çok meşguldüüç odalı daha büyük bir daire almak için birikim yapıyorlardı. Aradığımda, hafta sonu geleceğini söyler, ama hiç zaman bulamazdı. Gelinim ise sinirliydi:
“Niye sürekli bizi rahatsız ediyorsun? Musluk bozulduysa tesisatçı çağır, telefonun bozulduysa tamirciye götür. Niye bizi arıyorsun? Kendimize bile zaman ayıramıyoruz, bir de sen hayatımıza karışıyorsun!”
Bu sözler beni derinden yaraladı. Gelinimin yardıma ihtiyacı olduğunda, gece yarısı bile olsa koşardım. Şimdiyse, tesisatçı çağırmamı ve telefonumu tamirciye götürmemi söylüyorlar.
Artık torunumu neredeyse hiç göremiyorum. Şimdi onunla gelinimin annesi ilgileniyor, Emre ise beni tamamen unutmuş gibi.
Artık kendimi zorlamamaya karar verdim. Hatırlarlarsa ne âlâ, hatırlamazlarsa kaderim bu. Gelinime ve torunuma yardım ettiğim için pişman değilim. Geriye dönüp aynı şeyleri yapardım. Vicdanları rahat etsin. Artık hayatlarına daha fazla karışmaya niyetim yok.




