Sevda Yılları: Sevdiklerinizden Ayrı Geçen Altı Yılın Zorlu İmtihanı

Altı yıllık yalnızlık: Sevilen bir insansız geçen sınav.
Ayşe kendini çok yorgun hissediyordu. Kocası onu terk edeli tam altı yıl olmuştu. Kızı ise bir yıl önce evlenip başka bir şehre taşınmıştı.

Ayşe henüz kırk iki yaşındaydı bir kadın için harika bir yaş. İkinci baharıydı adeta. Mükemmel bir ev kadınıydı, yemek yapmakta üstüne yoktu, turşuları ve domates konserveleri mahallede nam salmıştı. Ama artık kimin için yapacaktı ki? Balkonda zaten sıra sıra boş kavanozlar duruyordu.

“Böyle güzel bir kadınken, yalnız mı öleceğim?” diye yakınırdı Ayşe arkadaşlarına. Onlar da, “Hayır! Kendine bir koca bul. Bak bir sürü bekâr erkek var,” diye cevap verirlerdi.
Bir tanesi, “En İyi Koca” adlı bir ajansa gitmesini önerdi. Ayşe bunun biraz saçma ve utanç verici olduğunu düşündü. Ama bir yandan da kırk iki yaşında olması onu rahatsız ediyordu. Duvardaki antika saat, tıkır tıkır işleyerek zamanın geçişini hatırlatıyordu.

Sonunda ajansa gitti. Ahududu rengi gözlüklü tatlı bir kadın, “Bizimkiler kesinlikle en iyiler. Hadi birlikte veritabanına bakalım, buyurun oturun!” dedi.
“Evet, hepsi yakışıklı,” diye gülümsedi Ayşe. “Ama bir insanı nasıl tanıyacaksın? Senin olduğunu nasıl anlayacaksın?”
“Her şey düşünülmüş,” diye cevap verdi kadın. “Size bir hafta veriyoruz. Yeterli bir süre sizin mi değil mi anlarsınız. Devam etmeye değer mi, yoksa başkasını mı aramalı?”
“Ne veriyorsunuz?”
“Bir koca!”
“Nasıl yani?”
“İşte böyle! Bir hafta boyunca sizinle yaşayacak. Dinleyin, biz burada utangaç gelinlerle uğraşmıyoruz, işimizi net konuşuyoruz. Manyak ya da sapık müşterimiz yok.”

Ayşe birden bu fikri sevdi. Ahududu gözlü kadınla birlikte beş aday seçtiler. Küçük bir ücret ödeyip hemen eve döndü. İlki o akşam gelecekti.
Ayşe yeşil bir elbise giydi umut rengi. Ve nadiren taktığı pırlanta küpelerini taktı.
Zil! kapı çaldı.
Ayşe önce gözetleme deliğinden baktı. Bir demet gül gördü. Sevincinden içi titredi. Kapıyı açtı. Adam, fotoğraftaki gibi zarif ve şıktı.
Masaya oturdular, Ayşe her şeyi hazırlamıştı. Gülleri masanın ortasına koydu. Misafirine gizlice bakıp, “Tamam! Başkasına gerek yok. Bu!” diye düşündü.
Salataya başladılar. Aday koca burun kıvırdı: “Neden bu kadar tuzlu?” Ayşe afallayarak gülümsedi, ona kızarmış et ikram etti. Adam bir lokma aldı: “Sert olmuş…” Hiçbir şeyi beğenmemişti. Telaştan Ayşe en önemli şeyi unutmuştu uzun uzadıya seçtiği şarabı. Doldurdu, “Hadi, tanışmamıza!” dedi. Misafir bardağı kokladı, bir yudum aldı: “Biraz kalitesiz.” Ayağa kalktı: “Hadi, evin nasıl bir yer bakalım…”

Ayşe gülleri aldı, uzattı: “Ben gül sevmem. Görüşürüz.”
O gece biraz ağladı, canı yanmıştı. Ama dört aday daha vardı.
İkincisi ertesi akşam geldi. Kendinden emin adımlarla girdi: “Selam!” Üstünden rakı kokusu geliyordu. Ayşe sordu: “Bir yerde kutlama mı yaptın?” Adam gülümsedi: “Hadi be! Televizyon var mı? Maç başlıyor. Galatasaray Fenerbahçe. Beraber izleriz.” Ayşe sertçe cevap verdi: “Maçını evinde izle.”

Gece yine yalnız ağladı.
Üçüncü aday bir sonraki gün geldi. Yakışıklı değildi, eski bir ceket, bakımsız tırnaklar. Ayakkabıları çamur içindeydi. Ayşe nasıl kibarca göndereceğini düşünüyordu. Ama önce doyurmaya karar verdi. Adam iştahla yedi, Ayşeyi öve öve bitiremedi. Ayşe utandı. Turşuları çıkardı. “Aman Allahım!” diye haykırdı adam. “Hayatımda yediğim en lezzetli şey!”

Tam o sırada duvardaki antika saat çaldı. Adam kulak kabarttı: “Bu ses de ne?” Salona gitti, bir sandalyenin üstüne çıkıp saati inceledi: “Hemen düzeltirim! Alet çantan var mı?”
Kısa sürede saat düzgün çalmaya başladı, Ayşe bu yumuşak sesi duymaktan mutlu oldu. Bunun bir işaret olduğunu düşündü. Bu adam onun kocası olmalıydı. Becerikli ve iyi yürekliydi, ayakkabı ve tırnaklar önemli değildi, yıkanır, temizlenirdi. Üstelik üçüncü adaydı, şanslı sayıydı.
Geceyi bekliyordu. Hazırlandı, kuaföre gitti, üstünde büyük güller olan lüks bir çarşaf serdi (aslında gülleri seviyordu). Banyodan çıktığında misafiri çoktan uyumuştu, üstelik pijama bile giymemişti. Ayşe bundan rahatsız olmadı. Uyuyan adama şefkatle baktı: “Yorulmuş zavallıcık.” Ve yavaşça yanına uzandı.

Sonra kabus başladı. Adam horlamaya başladı. Usta işi, yüksek sesle, durmaksızın. Ayşe önce kendini, sonra onu yastıkla kapattı, uyuyan bedeni çevirdi hiçbir şey değişmedi. Bütün gece uyuyamadı, acı çekti.
Sabah misafir mutfağa geldi, bitkin haldeki Ayşeyi görünce: “Ee? Eşyalarımı akşam getireyim mi?”

Ayşe başını salladı: “Hayır, kusura bakma. İyisin ama… Olmaz!”
Dördüncü aday, sakallı bir adam, Ayşeye eski bir jeolog filmindeki kahramanı hatırlattı. Hatta mutfakta sigara içmesine izin verdi.

Rate article
Lifequest
Sevda Yılları: Sevdiklerinizden Ayrı Geçen Altı Yılın Zorlu İmtihanı