**Günlük**
Telefonu sımsıkı sıkıyordu mutfakta. Annemin o hem yalvaran hem de suçlayan tonu kulağımda çınlıyordu. Tipik annem işte: Bir iyilik isterken bile suçluluk hissettirmeyi bahlıyordu.
Anne, yardım etmek isterim ama Duraksadım, kelimeleri arıyordum. Aylin sekiz aydır burada yaşıyor. Sekiz! Hatırlıyor musun, hala Zehra iki hafta, iş bulana kadar demişti?
Peki, ne olmuş? İş bulmak zor şu aralar.
Hiç aramıyor bile! Sinirimin kabardığını hissettim. Dün bütün gün banyoda saç maskesi yapıp diziler izledi. Sonra da
Ayşegül, hamile o!
Bir aydır biliyor! Peki ya öncesi?
Ağır bir sessizlik oldu. Annemin o Ne kadar duygusuz bir kız, ben nerede yanlış yaptım? anlamına gelen dramatik iç çekişini duydum.
Anne, bu benim evim. Hala Zehranın payını siz almadınız mı benim için?
Teknik olarak Sesi sertleşti. Bu ev aileye ait. Sadece senin oturmana izin veriyoruz.
Gözlerimi kapattım. Yine aynı ezber.
Hediye olduğunu sanıyordum. Mezuniyetim için.
Tabii ki! Ama ailede dayanışma olmaz mı?
Nasıl bir dayanışma? Sözünü kestim. Aylinin erzakımı bitirmesini mi? Ürünlerimi izinsiz kullanmasını mı? Yoksa ben yokken erkek arkadaşını eve getirmesini mi? Aşk olsun, hamile bırakan adamı!
Ayşegül! Sesi keskinleşti. Hala Zehra bizim için neler yaptı! Baban hasta olduğunda kim yardım etti? Ben gece gündüz çalışırken kim seni baktı?
İçimi çektim. Bu ezberi ezbere biliyordum. Hala Zehraya olan bitmez tükenmez minnet borcu.
Minnettarım, gerçekten. Ama bu demek değil ki
Dün aradı Sözümü kesti. Ağlıyordu. Senin Aylini gereksiz şeylerle rahatsız ettiğini söyledi.
Acı bir gülümseme geldi dudaklarıma.
Gereksiz şeyler mi? Yeni kazağımı izinsiz alıp meyve suyuyla lekeledi! Üstüne bir de Kızmazsın dimi, aileyiz! dedi. Özür bile dilemedi!
Allah aşkına, bir kıyafet işte
Mesele kazak değil! Boğazım düğümlendi. Saygı. Sınırlar. Eve geldiğinde kendini yabancı hissetmek.
Yine sessizlik. Sonra annem yumuşak bir tonla:
Büyükannemiz çok üzülürdü. Onun için aile
Hayır Sözünü kestim. Tartışmalarda onu araya sokma.
Ama doğru! Bu ev onun mirası. O istemişti ki
Ne? Ömür boyu Ayline mi baktırayım? Kaprislerine mi katlanayım?
Telefon titredi: Hala Zehra. Tabii ki.
Anne, hala arıyor. Muhtemelen ne kadar kötü bir kuzen olduğumu söylemek için.
Aç. Mantıklı ol.
Tamam İçimi çektim. Sonra ararım.
Açarken kendimi suçlamalara hazırladım.
Alo, hala?
Canım kızım! Yapmacık bir neşe. Nasılsın, güneşim?
Güneşim. Yüzüm buruştu. Bu lakap hiç hayra alamet değildi.
İyiyim.
Aylin biraz yanlış anlaşılmalardan bahsetti?
Gözlerimi devirdim. Yanlış anlaşılma. Tabii.
Hala, iki hafta demiştiniz. En fazla bir ay.
Noter gibi sayıyorsun! Zoraki bir kahkaha. Aile böyle şeyler yapmaz.
Aile ne yapar peki? Öfkem kabardı. Eşyalarımı mı çalar? Arkadaşlarını mı davet eder ben yokken?
Ama Aylin sadece sosyal biri, o
Her şeyi başkaları ayarlasın istiyor. Annemler payınızı aldı. Benim için bir hediyeydi bu.
Tam olarak değil Sesi buz kesti. Aile mirası. Annenle anlaştık
Pazar fiyatına sattınız payınızı.
Para, hep para! Histerik bir ton. Ya Aylinin bebeği? Hiç düşünmüyor musun? Nereye gidecek?
Erkek arkadaşı var. Baba bu arada.
O mu? Sorumluluk nedir bilmez! Gebelik haberi gelince İstanbuldan kaçtı.
Neden acaba? diye geçirdim içimden, sonra:
Sizin üç odalı eviniz var, hala. Amca evden çalışıyor ama neden sizde kalamıyor?
Derin bir sessizlik.
Karışık Mehmet evden çalışıyor. Hem de siz çok iyi anlaşıyorsunuz! Senin için güzel bir annelik deneyimi olur.
Çok iyi anlaşıyoruz. Acı bir tebessüm. Aylin, sorumsuzluğun daniskası, ben ciddi kız olduğum için hep ben veriyordum.
Daha fazla dayanamam. Gitmeli.
Ne?! Çığlık gibi bir ses. Hamile bu! Stresten düşük yaptıracaksın!
Hakaretimi yuttum. Son silah: Vekâleten suçluluk duygusu.
Şimdi sokağa atmayacağım. Bir ay süresi var
Anneni arıyorum! Rezillik! Bizim sana yaptıklarımıza bak!
Kapatıldı. Ellerim titriyordu.
Kapı çarpıldı. Topuk sesleri.
Ayşe! Yapış yapış bir ses. Kimi gördüm tahmin et! Liseden Elif! Zengin bir teknolojiciyle evlenmiş. Yüzük öldürür insanı!
Aylin içeri girdi, bronz, mükemmel ojeli, marka kot pantolon. Hiç de mağdur görünmüyordu.
Dekoru değiştirsek mi? Koltuğa çöktü. Kanepeyi pencereye koysak? Bebek için bir köşe de ayırsak
Bakar bakmaz son sabrım kırıldı.
Aylin, konuşmalıyız.
Şimdi olmaz. Elini salladı. Başım ağrıyor. Hormonlar! Dinleneceğim.
Aylin. Sesimi yükselttim. Gitmelisin.
Şaşkınlık.
Ne?
Ayşegül pencereye yaslanıp İzmirin hareketli sokaklarını seyrederken, içindeki o ağır yükün yerini huzurla dolan bir özgürlük hissi aldı.




