Kaynayan Tencerede Korkunç Keşif
Kaynana tencereye bir göz attı ve çığlık attı
Güneş doğarken uyanan Ayşe Hanım, her zamanki gibi İzmirin şirin banliyösündeki evinin mutfağına yöneldi. Şaşkınlıkla gördü ki, gelini Zeynep çoktan ocak başına geçmiş, bir şeyler karıştırıyordu.
“Günaydın,” dedi Zeynep, tenceredekilere bakarken tatlı bir gülümsemeyle.
“Günaydın,” diye homurdandı Ayşe Hanım, burnunu kırıştırarak. “Ne pişiriyorsun sen?”
“Mercimek çorbası,” diye cevap verdi gelin, gözlerini kaldırmadan. “Mehmet bayılıyor buna.”
“Mercimek çorbası mı?” Kaynana şüpheyle burnunu çekti. “Normalde böyle kokar mı bu çorba?”
“Nasıl kokmasını bekliyordunuz ki?” Zeynep omuz silkti, tencereyi kapattı ve mutfaktan çıktı.
Ayşe Hanım hiç vakit kaybetmedi, hemen ocağa yöneldi, kapağı kaldırıp içine baktı. Gördükleri karşısında avazı çıktığı kadar bağırdı.
“Bu ne böyle?” diye mırıldandı, geri çekilirken. “Zehir mi kaynatıyorsun?”
Zeynep tabaklarla geri döndüğünde, kaynanasının tepkisini görünce sakince açıkladı:
“Mercimek çorbası işte, Ayşe Hanım. Sebzeler bahçemizdentaze, yeni toplandı. Kendi yetiştirdiklerinle yemek yapmak bayram gibi oluyor.”
“Bayram mı?” diye alaycı bir kahkaha attı kaynana, kollarını bağlayarak. “Bu bahçe işi tam bir angarya! Toprakla uğraşacağına marketten alıversen ya? Anlamıyorum sizi.”
“Ben seviyorum,” diye yumuşak bir sesle cevap verdi Zeynep, çorbayı kepçeyle tabaklara dökerken. Mutfağı taze nane, domates ve soğanın kokusu sardı. “Toprakla uğraşmak insana enerji veriyor.”
“Enerji mi?” Ayşe Hanım gözlerini devirdi. “Boş vakitlerini değerlendirenlerin işi. Normal insanlar…” Sözünü yarıda kesti, çünkü Zeynep gülümsemeye devam ediyordu, sanki laflarını duymuyormuş gibi. “Bu kadar çorba kime yetecek?”
“Bize yeter,” dedi gelin. “Birkaç gün idare eder. Mehmet hep ikinci tabağı ister.”
Ayşe Hanım abartılı bir hareketle geri çekildi, sanki çorbanın kokusu mid




