Emekli adam artık hayatla vedalaşmıştı… Ta ki bir MUCİZE gerçekleşene kadar! Bir köpek sürüsü imkânsızı başardı
Tozlu yolun kenarında, eski bir efsaneden fırlamış gibi duran üç siluet ne hayvan ne yaratık, adeta gizli bir zekâ ve sessiz bir kederle donatılmış varlıklar gibiydi. Arka ayakları üzerinde dimdik duruyor, ön patilerini dua edercesine birleştirmişlerdi. Yırtık pırtık bedeniyle anne, dişlerinde kanlı bir kumaş parçası tutuyordu; rüzgârda çırpınan bu parça, bir felaketin bayrağı gibiydi. Yanında, korku ve üşümeyle titreyen iki yavru köpek, gözlerinde dilsiz bir korkuyla ona sokulmuştu.
Etrafta derin bir sessizlik Öyle bir sessizlik ki yaprakların hışırtısı, yılanın taşlar üzerinde kayışı, çiyin toprağa düşüşü duyuluyordu. Sıcaktan titreşen havada asfalt eriyor, doğa sanki bir mucizeyi ya da felaketi bekliyor gibiydi.
Valentinanın ölümünün üzerinden geçen beş yılda Pavel Mihayloviçin dünyası iyice sessizleşmişti. Eski bir köyün ucundaki harap evinde yalnız yaşıyor, rüzgâr boş odalarda dolanırken anılar her köşede ağ gibi asılı duruyordu. Çocuklar uzaklardaydı; oğlu Yekaterinburgda, kızı okyanus ötesinde yeni bir hayatın peşindeydi. Mektupları seyrekleşmiş, telefonları kısalmış, Pavelin yüreği yalnızlıkla dolmuştu.
Ama bu evde hâlâ anılar yaşıyordu.
Mutfakta, Valentinanın yazın toplayıp kuruttuğu nane, kantaron kokusu sinmişti. Ocaktaki çaydanlık hâlâ fazla ısınıyor, sanki onun gelip alacağını bekliyordu. Kapının yanında, tıpkı sadık bir muhafız gibi, yıpranmış bir baston duruyordu.
Pavel Mihayloviçin bir ritüeli vardı. Her sabah güneş doğarken, dizlerindeki ağrıya rağmen kalkar, bir çuvala ekmek kırıntıları, patates kabukları toplardı. Bunlar başkalarına çöp gibi gelse de ona göre birer nimetti.
Bastonunu alır, evden çıkar, yola koyulurdu. Toz, adım attıkça ayağının altında havalanıyordu.
Köyün kenarındaki çalılıklarda, “emanetleri” beklerdi: üç sokak köpeği. Onu görünce gölgelerden çıkıp güneşe kısılmış gözlerle kuyruk sallarlardı.
Merhaba, derdi yaşlı bir kütüğe otururken, galiba beni hatırlayan son varlıklar sizsiniz.
Bazen düşünürdü: İyilik, görülmeyenler için değil miydi? Teşekkür edemeyecek ama iyiliği hissedebilecek olanlar için… Valentinayı hatırlardı; akşamları pencere kenarında kitap okur, hasta olsa bile sokak kedilerine süt verirdi.
“Küçük bir iyilik, tohum gibidir,” diye düşünürdü. “Büyümüyor sanırsın, sonra bir gül gibi patlar.”
O gün güneş tepedeydi. Pavel, boş çuvalıyla evine dönerken birden düştü. Bastonu taşlara takıldı, ayağı burkuldu. Dizinden gelen acıyla yere yığıldı. Kalkmaya çalıştı, başaramadı.
Etrafta kimse yoktu. Sadece rüzgâr ve boğucu sıcak
Gözlerini kapadı. Valentinayı, çocuklarının kahkahasını hatırladı. Sonra bir havlamayla irkildi.
Su deposunda çalışan Sergey Gavrilov, yorgun argın eve dönüyordu. Tam geçecekken üç köpek gördü: arka ayakları üzerinde, adeta dua eder gibi duruyorlardı. Anne köpek, dişlerindeki kanlı bez parçasıyla ona baktı.
Ne oluyor? diye mırıldandı Sergey.
Köpekler çalılıklara doğru yürüdü, geri dönüp baktılar. Peşlerinden gittiğinde, bir çalının altında Paveli buldu. Soluk benizli, kan içindeydi.
Dedee! diye bağırdı Sergey. Ambulansı arayın!
Köpekler Pavelin yanına sokulmuş, yüzünü yalıyorlardı.
Pavel hastanede gözlerini açtığında ilk gördüğü şey, eline sokulan bir köpek burnuydu.
Birlikteydiler.
Doktor gülümseyerek:
Gerçek bir aileniz var, Pavel Mihayloviç.
Evet, dedi yaşlı adam. Gerçek bir aile.
İyileşmesi aylar sürdü. Sergey her gün ziyaretine geldi. Bir gün,
Köpeklerin insanı kurtaracağını hiç düşünmezdim, dedi. İnsanlar geçip giderken onlar bekledi.
Beni beklediler, diye fısıldadı Pavel. Şimdi de ben onları bekleyeceğim.
Taburcu olduğu gün, hastane kapısında Sergey ve üç dostu onu bekliyordu.
Artık evi bomboş değildi. Vera ayaklarının dibinde, yavrular kucağındaydı.
Akşamları balkona çıkıp gün batımını izliyordu.
Bırakmadığınız için teşekkürler, diye mırıldanıyordu.
O gün bir efsaneye dönüştü. İnsan yerine konmayan üç köpek, birçok insanın yapamayacağını yapmıştı.
Karşılık beklemeden, iyiliği hatırlamışlardı.
Pavel şunu anlamıştı: İyilik asla yok olmaz. Tohum gibi toprağa düşer, bir gün filiz verir. Para, şöhret değil belki Bazen üç çift pati, bir sadık yüz ve iki küçük kalp olur.
Verdiğin sevgi ölmez. Dünyada yankılanır ve bir gün döner.
Belki de mucize buydu: Kurtarılmış olman değil, beklenmiş olman.
Beklendin…
Ve bırakmadılar.
Şimdi Pavel biliyordu: Artık sadece kendisi için yaşamıyordu. Arka ayakları üzerinde kalkıp ruhunu kurtaranlar için yaşıyordu.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



