89 yaşındaki kayınpederim, 20 yıldır bizimle yaşıyordu ve ev masraflarına hiç katkıda bulunmamıştı. Vefatından sonra bir avukatın çıkagelip şok edici haberlerle gelmesi beni hayrete düşürdü.
30 yaşında evlenmiştim, adıma kayıtlı hiçbir şeyim yoktu. Eşimin ailesinin de maddi durumu iyi değildi; sadece neredeyse 70 yaşında, sessiz ve sakin, emekli maaşıyla geçinen babası Mehmet Bey vardı.
Evliliğimizden kısa bir süre sonra bizimle yaşamaya başladı ve son nefesine kadar evimizde kaldı.
20 yıl boyunca elektrik, su, yemek ya da ilaç masraflarına tek bir kuruş bile katkı sağlamadı. Torunlarla ilgilenmez, yemek yapmaz, temizlik yapmazdı. Bazıları ona “birinci sınıf bir asalak” bile derdi.
Bazen sinirlenirdim ama “O yaşlı bir adam, kayınpederim; şikayet edersem kim ona bakar?” diye düşünürdüm. Bu yüzden sessiz kalırdım. Yine de içimde biriken kırgınlığı hissediyordum.
İşten yorgun argın eve gelir, buzdolabını boş bulur, onu sakince kahvesini içerken görürdüm, sanki hiçbir şey onu ilgilendirmiyormuş gibi.
Bir gün vefat etti ve her şeyin bittiğini düşündüm 89 yaşında huzur içinde gözlerini yumdu.
Ciddi bir hastalık geçirmemiş, hastaneye yatmamıştı. O sabah eşim ona sütlü bir içecek götürdüğünde nefes almadığını fark etti.
Çok fazla üzülmedim; bir yandan yaşlıydı, bir yandan da evde bir gölge gibi varlığına alışmıştım.
Cenazesi sadeydi. Eşimin ailesinde kimsenin parası yoktu, bu yüzden tüm hazırlıkları eşimle ben üstlendik.
Üç gün sonra kapımızda takım elbiseli bir adam belirdi ve elimdeki su bardağını neredeyse düşürüyordum.
Bir avukattı ve bir dosya dolusu belge taşıyordu. Kimliğimi kontrol ettikten sonra kırmızı bir dosya uzattı ve dedi ki:
“Mehmet Bey’in vasiyetine göre, tüm kişisel varlıklarının tek mirasçısı sizsiniz.”
Hafifçe güldüm, bir şaka olduğunu düşündüm. “Ne varlığı? Yirmi yıl boyunca ailemize yük oldu, üzerinde düzgün bir çift terlik bile yoktu.”
Fakat avukat ciddiyetle sayfaları çevirmeye devam etti:
Şehrin tam merkezinde, 115 metrekarelik bir arsa, iki yıl önce adıma geçirilmiş.
Üzerinde 3,2 milyon Türk lirasından fazla para bulunan bir birikim hesabı, benim adıma kayıtlı.
Mehmet Bey’in avukata emanet ettiği el yazısıyla yazılmış bir mektup:
“Bu damat çok söylenir ama 20 yıl boyunca bana baktı, aç bırakmadı. Kızım tembeldir, bütün yükü o çekti. Çok yaşadım, kimin iyi kimin kötü olduğunu bilirim. Bana borçlu kalmasın istemedim ama ona bir şey bırakmadan da gidemezdim.”
Donup kaldım, gözlerim doldu, nedenini tam olarak anlayamadım.
Meğer hiç de fakir değilmiş. O arsa, ailesinden kalan, kimseye bahsetmediği bir mirasmış.
Birikim hesabındaki para ise ömrü boyunca biriktirdiği, bileşik faizle büyüyen ve hiç dokunmadığı paraymış.
Bana, ona “asalak” diyen, bir an önce gitmesini dileyen bana bırakmaya karar vermiş.
O gece, onun fotoğrafının önüne oturdum, bir tütsü yaktım ve gülümseyen yüzüne bakarak fısıldadım:
“Yanılmışım baba
Bütün ömrünü sessizce geçirdin, kimseye borçlu kalmadın, hatta seni yük olarak görenlere bile.”
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



