İşten dönüyordum, her zamanki gibi yorgun, akşam yemeği ve ertesi günkü toplantıyı düşünüyordum. Birden arkamdan bir ses duydum:
“Affedersiniz! Ayşe Yılmaz?”
Döndüm baktım. Önümde, yaklaşık altı yaşında bir erkek çocuğuyla genç bir kadın duruyordu. Sesinde tereddüt vardı, ama bakışları kararlıydı.
“Adım Elif,” dedi. “Bu da torununuz, Emre. Altı yaşında.”
Önce şaka yaptığını sandım. Ne onu ne de çocuğu tanıyordum. Şaşkınlıkla başım döndü.
“Pardon, ama yanlış kişi olmalısınız?” diyebildim ancak.
Elif, kendinden emin devam etti:
“Hayır, yanılmıyorum. Oğlunuz, Emrenin babası. Uzun süre sessiz kaldım, ama artık bilmeniz gerektiğini düşündüm. Hiçbir şey istemiyorum. İşte numaram. Onunla tanışmak isterseniz, arayın.”
Şaşkınlık içinde bırakarak uzaklaştı. Kaldırımda öylece kalmış, elindeki kağıdı sıkı sıkı tutuyordum. Hemen tek oğlum Barışı aradım.
“Barış, Elif adında biriyle bir ilişkin oldu mu? Bir çocuğun var mı?”
“Anne, yaa Kısa bir şeydi. Biraz tuhaf biriydi, sonra hamile olduğunu söyledi. Doğru mu bilmiyorum. Sonra ortadan kayboldu. O çocuk benim olamaz.”
Sözleri aklımı karıştırdı. Bir yandan, ona hep inanmıştım. Onu tek başıma büyütmüş, daha iyi bir hayatı olsun diye iki işte çalışmıştım. Saygın bir iş adamı olmuştu, ama aile kurmamıştı. Ona hep çocuk sahibi olmasını söylemiş, büyükanne olmayı hayal etmiştim. Şimdi bir torun, hiç yoktan çıkagelmişti.
Ertesi gün Elifi aradım. Şaşırmamış gibiydi.
“Emre altı yaşında. Nisan doğumlu. Hayır, hiçbir test yaptırmayacağım. Babasının kim olduğunu biliyorum. Hamileyken ayrıldık. Daha önce Barışa ulaşmadım çünkü kendi başımın çaresine bakıyordum. Ailem destek oldu. İyiyiz. Sadece Emre için geldim: büyükannesini tanımayı hak ediyor. İsterseniz, onun hayatında olabilirsiniz. Yoksa, anlarım.”
Telefonu kapattım, uzun süre sessiz kaldım. Bir yandan, Barışın şüphelerini görmezden gelemezdim. Diğer yandan, Emrenin gözlerinde tanıdık bir şey görmüştüm. Gülüşü. Hareketleri. Yoksa sadece büyükanne olma arzum muydu?
O gece pencereden geceye baktım, Barışı okula götürdüğüm sabahları, birlikte yediğimiz yemekleri, ilk okul gününü hatırladım. Gerçekten hamile bir kadını terk etmiş miydi? Yoksa bu çocuk onun değil miydi?
Ama yine de, içimde Emreyi düşündükçe garip bir sıcaklık yayılıyordu. Ve kendime kızıyordum bu şüpheler yüzünden. Barış doğduğunda kanıt istememiştim. Neden Eliften istiyordum? Neden sadece inanamıyordum?
Bir karar veremedim. Onu tekrar aramadım. Ama o sokaktan her geçişimde yüzleri tarıyordum. Emrenin torunum olup olmadığını bilmiyordum. Ama onu unutamıyordum. Bir büyükannenin hayali kolay kolay ölmez. Belki bir gün o numarayı çeviririm. Sadece bana “anneanne” diyen o çocuğu görmek için.
Bazen aile, kanla değil, yürekle kurulur. Ve bilinmeyeni kabul etmek, bize en güzel sürprizleri getirebilir.




