Sekiz yıl boyunca ofisini temizledim; liseden attığı çocuğun annesi olduğumu asla öğrenemedi.
“Bazen sildiğin toz, hayatta kalmak için yuttuğun tozdur. Ve sessizlik, görünmeyen bir çocuğa bırakacağın tek mirastır.”
Adım Ayşe, ve bu, yıllarca bir adamın ofisini temizlediğim, onun en büyük hatasının bir adı, bir yüzü ve bir mezarı olduğunu asla bilmediği hikâyem.
**Bir gençlik hamileliği**
17 yaşındayken hamile olduğumu öğrendim. İstanbulda lise son sınıftaydım ve bambaşka bir hayal kuruyordum. Baban, sıra arkadaşım Mehmet Kayaydı; karizmatik, varlıklı bir ailenin oğlu. Benim babam ayakkabı tamircisi, annemse pazarda meyve satardı.
Ona haberi verdiğim gün tek sorduğu şey şuydu:
“Emin misin?”
Evet deyince, bir daha asla konuşmadı. Kısa süre sonra ailesi onu İngiltereye okumaya gönderdi.
**Reddediliş ve yalnızlık**
Annem, doktor raporunu çantamda buldu ve beni evden kovdu:
“Bizi rezil mi edeceksin? Git babasını bul!”
Karnım büyüyordu ve korkudan nefes alamıyordum. Yarı inşaat evlerde uyudum, çamaşır yıkadım, pazarda portakal sattım.
Doğum vakti geldiğinde, bir dut ağacının altında, ebe Fatma Teyzenin yardımıyla doğurdum. Adını “Yazgı” koydum, çünkü “Allahın yazdığını kimse bozamaz” derdi annem.
**Yoksullukta büyütmek**
Hayat zordu. Ödünç yataklar, soğuk geceler, aç geçen günler… Yazgı altı yaşına geldiğinde sordu:
“Anne, babam nerede?”
Ben hep kaçamak cevaplar verdim, belki bir gün gelir diye. Ama gelmedi.
Dokuz yaşındayken Yazgı çok hastalandı. Doktor 60.000 lira istedi. Yüzüğümü, radyomu sattım, borç aldım, yetmedi. Oğlum öldü. Onu tek başıma, babasının yırtık bir fotoğrafı ve mavi bir battaniyeyle toprağa verdim.
**Beklenmedik karşılaşma**
Beş yıl sonra Ankaraya taşındım ve G4 Holdingste temizlikçi olarak işe girdim. Bir akşam genel müdürün Mehmet Kaya olduğunu öğrendim. Aynı adam.
Aylarca ofisini sessizce temizledim. Bir gün, iş arkadaşlarıyla gülerek şunu söylediğini duydum:
“Lisede bir kız benden hamile olduğunu söylemişti. Ama fakir kızlar nasıl olur bilirsiniz…”
Kalp kırıklığım o kadar büyüktü ki o gece bir not bıraktım:
“Beni hatırlamıyor olabilirsin, ama ben seni her gece oğlumuzun nefes almak için çırpınışını izlerken hatırladım. Sen asla geri dönmedin. Ben hayatındaki dağınıklığı temizledim, şimdi de ofisini.”
**Gerçek ortaya çıkıyor**
Haftalar sonra ablası beni buldu. Ağlayarak, Mehmetin asla gerçeği bilmediğini söyledi: Ailesi ona benim kürtaj yaptırdığımı söylemişti.
Notumu okuyunca oğlumuzun mezarını ziyaret etti ve beni görmek istedi. Yazgıyı gömdüğümüz dut ağacının altında buluştuk. Diz çöküp bir çocuk gibi ağladı:
“Affet beni oğlum. Sen asla bir hata değildin.”
Birlikte mezarın yanına küçük bir fidan diktik.
**Dönüşen bir hayat**
O günden sonra Mehmet değişti. Hamile kaldığı için okuldan atılan kızlar için “Yazgının Evi” adında bir okul açtı. Şimdi yüzlerce kız orada okuyor, hayal kuruyor.
Bana aylık yardım gönderiyor, sadaka değil, adalet olsun diye. Ben hâlâ mütevazı yaşıyorum, ama artık başım dik yürüyorum.
Okulun girişindeki plakada yazıyor:
“Yazgının Evi. Hiçbir anne yalnızlık temizlemesin, hiçbir çocuk görünmez olmasın.”
**Bu hikâyeden ne öğreniyoruz?**
Bu hikâye bize gösteriyor ki:
Terk ediş, sadece annelerde değil, çocuklarda da derin yaralar bırakır.
Gerçek, geç de gelse, adaletin ve değişimin kapısını aralayabilir.
Hikâyeni anlatmak iyileşmektir; sessizlik, bir tohum olur.
Acı, başkaları aynı acıyı yaşamasın diye değişimin motoru olabilir.
Ayşe oğlunu geri getiremez, ama acısını yüzlerce gencin umuduna dönüştürdü.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



