Yirmi Yıldır Hediyesiz Bir Aşk: Uyum İçinde Yaşamak

İki On Yıldır Hediye Almamış Kadın: Uyumlu Bir Birliktelik

Murat Yılmaz, yirmi yıllık evliliği boyunca eşine hiç hediye almamıştı. Cimri olduğundan değil, sırf “vesile çıkmamıştı” derdi. Leylayla her şey çabuk olmuştu: Tanıştıktan bir ay sonra nikâh masasına oturmuşlardı.

Zaten buluşmalarında da hediyeler olmazdı. Murat, Leylanın yaşadığı küçük köye gider, penceresinin altında ıslık çalardı. O da fırlar çıkardı, ikisi bahçe kapısındaki banka oturur, gece yarısına kadar kısık sesle sohbet ederlerdi.

İlk öpücüğü nişan günü çalıvermişti. Sonra düğün, evlilik, rutin ve telaş… Murat işini bilen bir adamdı, domuz çiftliğini büyütmüştü. Leyla ise bahçesiyle uğraşır, komşuların imrendiği sebzeler yetiştirirdi. Derken çocuklar geldi, bezler, kurdeleli elbiseler, çocuk hastalıkları Hediye mi? Düşünecek vakit yoktu. Bayramlar, güzel bir sofranın etrafında sadece geçerdi. Böylece sürüp gitti hayatları; gösterişsiz, emek dolu, ama huzurlu.

Bir gün Murat, 8 Marttan hemen önce, komşusuyla pazara patates ve pastırma satmaya gitti. Kilerini boşaltmış, patatesleri ayıklamış, fazlasını elden çıkarmaya karar vermişti. Pastırmaya gelince, yeni kesilecek domuzdan önce satmak mantıklıydı. Pazar yerinde hafif bir serinlik, içinde ilkbahar kokusu vardı. Beklemediği kadar iyi sattı mallarını. Pastırma göz açıp kapayıncaya kadar gitti, patatesler şeker gibi uçtu. “Fena değil,” diye geçirdi içinden Murat. “Leyla sevinecek.”

Çuvalları komşusunun kamyonetine yerleştirdikten sonra alışverişe çıktı. Leylanın verdiği ufak bir liste vardı. Âdeti olduğu üzere, önce köşedeki kahveye uğrayıp bu güzel satışı kutladı. İçkici biri değildi ama “şans kaçmasın” diye bir kadeh atmayı kural bilirdi. Şarabını yuvarladıktan sonra keyifle vitrinlere bakarak yürüdü. Tam o sırada, neredeyse çarpacak kadar şaşırdığı bir manzarayla karşılaştı.

Bir mağazanın önünde genç bir çift, mankenin üzerindeki elbiseye hayran hayran bakıyordu. Taptaze bir gelin olan kız heyecanla atıldı:
“Ayşe, hadi ama, bütün gün burada dikilip kalmayacaksın herhâlde?”
“Bak, Mehmet, müthiş değil mi? Üzerime tam oturur!”
“Yaa, bir parça kumaş işte.”
“Ahmak herif! Bu son moda, retro tarzı! Anneler Gününde bana bunu alır mısın, olur mu?”
“Ayşe, paramızın olmadığını biliyorsun. Bunu alırsak ay sonuna kadar makarna yeriz…”
“Hallederiz, aşkım! İstiyorum işte. Bir yıldır evliyiz, bana ne doğum gününde ne de bayramda bir şey aldın!”
“Ayşe, çıldırtıyorsun beni…”
“Seni seviyorum,” diye fısıldadı kız, Mehmeti öpüp mağazaya sürükledi.

Mehmet, Muratın bakışını fark edince omuz silkti, “Kadın işte!” der gibi. Biraz sonra çift mağazadan çıktı, Ayşe kutusunu sıkı sıkı tutmuş, kahkahalar atıyordu. Murat bir süre vitrindeki elbiseye dalıp gitti. Çiçekli, sade, şıktı; tıpkı Leylanın eskiden buluşmalarında giydiği gibi. İçinde unuttuğu bir duygu kıpırdandı. Gençlik günlerinin özlemi miydi, yoksa kaybettiklerinin yansıması mı? Aklına bir düşünce düştü: “Leylaya hiçbir şey almadım. Hep meşguldüm. Gereksiz de bulurdum. Ama bu çocuk, karısını mutlu etmek için ekmeğinden olur. Sevdiği için. Peki ben Leylayı seviyor muyum? Evlenmeden önce öyle sanıyordum. Sonra rutin her şeyi yuttu. Emekle dolu, anısız bir hayat… Vah vah!”

Bu çalıntı mutluluk içini acıttı. O da hissetmek istedi.

Kararlı adımlarla mağazaya girdi. Güler yüzlü bir tezgahtar yaklaştı:
“Buyrun efendim, yardımcı olabilir miyim?”
“Evet kızım. Vitrindeki elbiseyi alacağım.”
“Ooo, mükemmel tercih! Saf ipek, vintage tarzı, son moda. Kızınız çok sevinecek.”
“Kızım için değil, karım için,” diye homurdandı Murat.
“Vay, ne şanslı kadınmış!” diye cıvıldadı tezgahtar, elbiseyi paketlerken.
“Kaç para?”

Fiyatı duyunca Muratın ağzı açık kaldı. Ona göre servet demekti.
“Niye bu kadar pahalı?” diye söylendi.
“Ünlü bir tasarımcının eseri,” diye açıkladı tezgahtar sabırla.

Tereddüt etti. Ama Ayşenin mutlu yüzü gözünün önüne geldiğinde kararını verdi.
“Alıyorum.”

Parayı sayıp çıktı, bu cüretinin gururuyla. Komşusu zaten bekliyordu. Dönüş yolunda komşu kârından dem vuruyordu.
“Sen nasıl sattın?”
“Ne?”
“İyi para kazandın mı?”
“Başkasının parasını mı sayıyorsun?” diye çıkıştı Murat.
“Yavaş ol be adam,” diye mırıldandı komşu, bu asabiyete şaşırarak.

Eve vardıklarında Leyla henüz tarladan dönmemişti. Murat hayvanlarla ilgilendi, ahırı temizledi, domuzlara yem verdi. Ama bu iyiliğine rağmen içinde bir sıkıntı vardı. Neydi bu huzursuzluk? Omuz silkip eve girdi, bir kadeh rakı attı. Sonra bir tane daha. Biraz rahatladı.

Kapı çarpıldı. Leyla, her zamanki gibi asık suratla içeri girdi.
“Sen misin? Pazar nasıl geçti?”
“İyi. İşte para.”

Leyla banknotları sayd

Rate article
Lifequest
Yirmi Yıldır Hediyesiz Bir Aşk: Uyum İçinde Yaşamak