Yemeği hazırlıyordum ama kızımın arkadaşları hepsini silip süpürdü!
Ailem için yemek yapıyordum, fakat kızımın arkadaşları her şeyi yiyip bitirmişti.
Kızım, Aylin, her zaman neşenin ve cömertliğin timsaliydi. Onun bu sıcak kanlılığı, etrafına arıların bala üşüşmesi gibi arkadaşlarını topluyordu. İstanbuldaki evimizde, sürekli onun etrafında bir kalabalık olurdu; sadece kendi yaşıtları değil, her yaştan çocuk gelirdi. Onun bu kadar sosyal olmasına seviniyordum elbet, ama son zamanlarda işler kontrolden çıkmıştı ve çaresizliğin eşiğindeydim.
Her şey, Aylinin arkadaşlarını eve davet etmeye başlamasıyla değişti. Kış sert geçiyordu, içeride oynamalarında bir sakınca görmemiştim. Başlarda onlara çay ve kurabiye ikram eder, müzik açar, oyunlar kurardı. Misafirperverliği beni bile duygulandırıyordu. Ama şimdi hiç tanımadığım çocukları getiriyordu. Ve davranışları karşısında dili tutuluyordu insanın.
Geçenlerde işten döndüğümde, mutfakta iki genç buldum. İki günlük kapuska yemeğimizi tencereye çökerek silip süpürüyorlardı. Geriye bir kaşık bile kalmamıştı! Kirli tabakları lavaboya yığıp, bir “hoşça kal” bile demeden çıkıp gittiler. Öfkeden deliye dönmüştüm. Akşam yemeğimiz yoktu ve tekrar yemek yapacak halim de kalmamıştı.
Ayline, yabancıları davet edip evimizin erzakını tüketemeyeceğini anlatmaya çalıştım. Kurabiye, şeker, neyse de Ama buzdolabındakiler ailemiz içindi. Aylin öfkeden kızardı, bana cimri dedi ve odasının kapısını öyle bir çarptı ki camlar sarsıldı. Kendini kilitleyip benimle konuşmayı reddetti. Suçlu hissediyordum ama ne yapabilirdim ki?
Patates ve pirzola pişirdim, sofraya çağırdım. Aylin, sanki düşmanıymışım gibi yemek yemeyi reddetti. Ertesi gün işe gitmeden önce uyardım: “İki günlük yemek var, geç geleceğim, yemek için bana güvenme.” Yine de gece saat 11de eve döndüğümde, eşim Serhatı bomboş bir mutfakta patates kızartırken buldum. Aylinin arkadaşları yine her şeyi silip süpürmüştü. O yine odasına kapanmış, bir açıklama bile yapmıyordu.
Ne yapacağımı şaşırmıştım. Nasıl anlatacaktım ona? Dinlemiyor, saçma sapan suçlamalarda bulunuyordu: “Bencilsin, arkadaşlarımdan nefret ediyorsun!” Bu ergenlik miydi? Yoksa Serhatla ben bir yanlış mı yapmıştık? Artık nasıl davranacağımı bilemiyordum. Yüreğim parçalanıyordu: Kızımın mutluluğunu istiyordum, ama bu düzensizliği kabullenemezdim.
Cimri değildim ama bütçemiz zaten zorlanıyordu. Serhatla ben, ailemizi doyurmak için tükenene kadar çalışıyorduk. Emek verip lezzetli yemekler yapıyordum, ama yabancıların karnı doyuyordu. Annem, “Biraz sert davranmalısın!” diyordu. Ama şiddetten yana değildim. Sakin bir şekilde çözmek istiyordum, ama nasıl? Aylin benden kaçıyordu ve sanki kendi kızımı kaybediyormuşum gibi hissediyordum.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Ona, yaptıklarının bizi nasıl etkilediğini kırmadan nasıl anlatırdınız? Evimizin bir kantin olmaması için sınırları nasıl koyardınız? Bunu yaşayan oldu mu? Tavsiyelerinizi bekliyorum Artık dayanacak halim kalmadı




