Artık sen benim kızım değilsin.

“-Artık sen benim kızım değilsin.”

“-Artık sen benim kızım değilsin. Kim olduğu, nereden geldiği belli değil. Senden utanıyorum. Ninene git, orada yaşa. Artık büyüdün, yaptıklarının sorumluluğunu alacaksın.”

“Elif, duydun mu? Bize yardım için görevliler gelmiş. Bu akşam kulübe gidelim mi?” diye sevinçle koltuğa yayılan Ayşe sordu.

“Ayşe, ne diyorsun? Ya Mehmeti kime bırakacağım? Yanımda mı götüreyim?” diye güldü Elif.

“Teyze Emineye bıraksak?” diye önerdi Ayşe dikkatlice.

Elif umutsuzca elini salladı.

“O da mı? Hâlâ oğlumun doğumunu affetmedi. Ne istiyordu biliyor musun? Beni Ahmetle evlendirmek, ama ben üniversite sınavına girmek için şehre gittim. Sınavı kazanamadım, ama karnımda bebekle döndüm. Bir yıl boyunca bana küstü, ancak iki aydır konuşuyor. Sen başka biriyle git. Belki şansını bulursun.”

Ayşe iç çekti.

“Peki, Fatmayla giderim. Yarın her şeyi anlatırım sana.”

Elif oğlunu uyuttu ve kendisi evin önüne çıktı. Uzaktan kulüpten gelen müzik sesi duyuluyordu. Şalına sarınmış, orada dans eden ve eğlenen insanları hayal etti. Ayşe herhalde yine o “kaplan” elbisesini giymişti. Elif hafifçe gülümsedi, o elbiseyle tırtıl gibi görünüyordu. İç geçirdi ve uyumaya gitti.

Sabahın erken saatlerinde Ayşe koşarak geldi. Ne yazık ki, Elifin annesi de ziyarete gelmişti. Elif parmağını dudaklarına götürdü, ama Ayşeyi durdurmak mümkün mü?

“Ah, keşke dün kulüpte olsaydın! Öyle güzel erkekler vardı ki! Biri beni bile eve bıraktı, adı Volkan. Çok konuşkan ve esprili biri. Bugün de ona randevuya gidiyorum,” diye bir solukta anlattı Ayşe.

Elifin annesi sert bir ifadeyle sordu:

“Evli mi peki?”

Ayşe omuz silkti.

“Bilmem, kimliğine bakmadım. Ama evliyse bile, en azından anılarda kalır.”

“Ah kızlar, ne yapıyorsunuz siz? İşte Ahmet var, neden onunla evlenmiyorsunuz? Benim kızım zaten şansını kaçırdı, ama sen hâlâ onunla evlenebilirsin,” diye heyecanlandı Teyze Emine.

“Aman teyze, ne diyorsun sen? Kim ister onu? Üstelik annesi de cabası. Allah korusun, böyle saadetten!” diye çıkıştı Ayşe.

Sonra Elife döndü:

“Bir de öyle bir erkek vardı ki, gözlerimizi ondan alamadık. Bütün kızlar ona vuruldu. Ama o arkadaşlarıyla durdu, sonra tek başına gitti. Kimseyi dansa bile kaldırmadı.”

Tam o sırada beklenmedik bir şey oldu. Teyze Emine düşünceli bir şekilde konuştu:

“Sen de gitmelisin, Elif. Ben Mehmetle ilgilenirim. Belki ciddi, güvenilir biriyle tanışırsın. Oğluna bir baba lazım. Ama evli olanlara yanaşma. Onlar yalnız bir kadını hemen hisseder. Anladın mı?”

Elif mutluluğuna inanamadı, başını salladı. Dayanamayıp annesini öptü. Annesi mırıldandı:

“Git hadi, yağcı.”

Elif en güzel elbisesiyle arkadaşlarının yanında durmuş, neşeyle konuşuyordu. Böyle sorumsuzca vakit geçirmeyi ne kadar özlemişti.

“Bakın! O geldi yine,” diye fısıldadı kızlar.

Elif merakla ona baktı, bacakları titredi. Hemen arkasını döndü ve Ayşeye fısıldadı:

“Sanırım eve gideceğim. Mehmet orada beni bekliyor.”

Şaşırdı Ayşe:

“Elif, ne yapıyorsun? İlk defa evden çıkıp eğlenmeye geldin, şimdi de kaçıyorsun? Hem hiç dans etmedin bile!”

Ama Elif kararlıydı:

“Gidiyorum. Bak, senin Volkan da geliyor. Ben olmasam da sıkılmazsın,” diyerek çıkışa yöneldi.

Tam kapıda biri elini tuttu:

“Bir dansa ne dersin?”

Elif bakmadan elini çekmeye çalıştı:

“Ben dans etmem.”

Ama adam ısrarcıydı:

“Lütfen, sadece bir dans.”

Sonunda döndü ve kalbi hızla çarptı. Oydu, hayatını sonsuza dek değiştiren o tesadüfi karşılaşmanın adamı. Ve anlaşılan, onu tanımıyordu. İçi biraz rahatladı, gülümsedi:

“Tamam, bir dans. Ama acelem var.”

Onu dansa kaldırdı.

“Kocan merak etmiş olmalı, değil mi?”

Elif kuru bir cevap verdi:

“Evli değilim.”

Göz kırptı, o tanıdık hareket nefesini kesti.

“Demek şansım var?” diye şakacı bir tavırla sordu.

Elif ondan uzaklaştı:

“Hiç umutlanma,” diyerek kulüpten çıktı.

Eve giderken ağladı. Onu bir ömür boyu unutamamıştı, hatta ilk görüşte aşık olmuştu, ama o onu tanımamıştı.

Trende tanışmışlardı. Elif, sınavı kazanamamanın üzüntüsüyle evine dönüyordu. O ise ailesini ziyarete gidiyordu. Elifin üzgün olduğunu görünce, onu neşelendirmeye çalıştı.

“Adım Cem. Annem Cemo der, yeğenlerim Cemşit. Hangisini beğenirsen.”

Elif gülümsedi:

“Cemşit daha hoş.”

Elini uzattı:

“Tanışmış olduk sayılır. Peki senin adın ne, güzel hanım?”

“Elif.”

Cem ciddi bir ifadeyle başını salladı:

“Böyle bir isim olacağını tahmin etmiştim. Kraliçelere yakışır.”

Böyle konuşa konuşa, sınavı kazanamadığını ve annesinin bunu yıllarca yüzüne vuracağını anlattı.

“Kış boyunca çalışıp tekrar denesen olmaz mı?” diye önerdi Cem.

Elif sevindi

Rate article
Lifequest
Artık sen benim kızım değilsin.